Ulusal baskı Sincan’da köleliği hortlattı

Türkiye’yi yönetenler Çin devletinin Uygurlara ve başka azınlıklara uyguladığı büyük baskının eleştirilmesini istemiyor. Ulusal baskının “modern” kölelik biçimleri yarattığı ise BM tarafından tespit edildi.

Birleşmiş Milletler’in (BM) modern kölelik biçimleri hakkındaki özel raportörü Tomoyo Obokata, Çin’in Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde başta Uygurlar olmak üzere Müslüman azınlıkların zorla çalıştırıldığını duyurdu.

BM tarafından hazırlanan 20 sayfalık raporda “tarım ve imalat gibi sektörlerde Uygur, Kazak ve diğer etnik azınlıkların zorla çalıştırıldığı sonucuna varmanın makul olduğu görüşünde” denildi.

Bağımsız yürütüldüğü vurgulanan araştırmaya göre Çin devleti Sincan’da iki ayrı çalışma biçimi uygulatıyor. Bunlardan biri azınlıkların “alıkoyulup” çalışmaya “tabi tutulduğu” mesleki beceri eğitimi sistemi. Diğeri ise kırsaldaki işçileri kapsayan iş gücü transferi yoluyla yoksulluğun azaltılması sistemi adlı uygulama.

Raporda “Bu programlar her ne kadar hükümetin de iddia ettiği gibi azınlıklar için iş imkânları yaratabilir ve gelirlerini artırabilir gibi görünse de Özel Raportör birçok vakada, söz konusu toplulukların ifade ettiği gibi istemsiz çalışmaya işaret eden zorunlu çalıştırma emarelerini tespit etmiştir” deniliyor.

İşçilerin aşırı gözetim, kötü yaşam ve çalışma şartları, hareket kısıtlılığı, tehdit, fiziksel ve cinsel şiddet gibi insanlık dışı ya da aşağılayıcı muamelelere maruz kaldığı bildirilirken bunun modern köleliğe verebilecek bir durum olduğu tespiti yapılıyor.

Çin’in Uygurlara ve diğer azınlıklara sistematik ulusal baskısı, birçok sömürgede olduğu gibi yerel işçilerin acımasız bir sömürüye tabi tutulmasını da getirmiş durumda.

ilginizi çekebilir

WhatsApp Image 2026-05-15 at 19.40
Ankara’da Nakba Günü eyIemi: “Nakba bitecek, Filistin halkı geri dönecek”
Untitled-683-×-1024px-1024-×-683px-2023-07-12T154605
Verilerin nihayet çürüttüğü 5 temiz enerji efsanesi ve sektörün yöneldiği doğrultu
ca093205-2463-44e0-9778-804c476b9a1d
Felaketler çağında yapısal bir yıkım: Türkiye’deki hortumlar ve sermayenin sınırları