Belarus ve Lukaşenko'ya karşı mücadele

01.09.2020 - 10:23

Dünyanın çeşitli ülkelerinde örgütlü olan Uluslararası Sosyalist Akım, Belarus'ta diktatörlüğe karşı yürütülen mücadele üzerine bir açıklama yayınlandı.

Enternasyonal sosyalistler şu değerlendirmeyi ve çağrıyı yaptı:

Belarus'ta Aleksander Lukashenko'nun yozlaşmış otoriter yönetimine karşı kitlesel  grev ve protesto hareketleri başladı. Yüz binler sokaklara döküldü. Üretim tesislerinde, enerji sektöründe, çelik tesislerinde, madencilikte, petrokimya, medya ve diğer sektörlerde çok büyük grevler yaşanıyor. Lukashenko ve müttefikleri, protestoları engellemek için devlet güçlerini hoyratça  kullanıyor, grev liderlerini tutuklayarak baskıyı genişletiyor, ama bu çaresizlikleri aslında hareketi daha da radikalleştiriyor.

Belarus'taki mücadele ile dayanışma içindeyiz. Belarus’ta yaşananlar siyasi ve sosyal değişim talep eden Lübnan, Bolivya, Mali ve Tayland’da da görülen yeni  protesto dalgasının bir parçası. Bu mücadele, 2019'da koronavirüs salgını nedeniyle kesintiye uğrayan, ancak salgının ve buna bağlı ekonomik çöküşün etkisiyle derinleşen ve şimdi yeniden ortaya çıkan  isyan dalgasının hemen arkasından geldi.

Belarus'taki hareket Ukrayna, Gürcistan ve Kırgızistan'daki “Renkli Devrimler” veya Ukrayna'daki 2013-14 “Euromaidan” protestolarıyla karşılaştırılıyor. Ancak bu yaklaşım,  Belarus isyanının özel bağlamını görmezden gelmek demek. Stalinizm çöktüğünde, Rusya ve birçok eski Sovyet cumhuriyetinden farklı olarak, Belarus ekonomisinde büyük çaplı bir özelleştirme ve liberalizasyon gerçekleştirilmedi. Devlet kapitalizminden serbest piyasa kapitalizmine şiddetli bir geçiş yaşayan ülkelerde görülen yaşam standartlarındaki büyük çöküş, Belarus'ta nispeten daha hafif oldu. Ayrıca Ukrayna veya Rusya'da olduğu gibi bir oligark sınıf da oluşmadı. Bunun yerine, Lukashenko ve destekçileri geçiş sürecinde yüksek derecede merkezi bir gücü elde tutmayı sürdürdüler.

Önceleri Rusya’ya verdiği siyasi destek karşılığında ucuz Rus petrolü aldı ve rafine ettikten sonra yeniden ihraç ederek gelir elde etti. Aynı zamanda Rusya, Belarus tarım ürünleri ve mamul üretimi için büyük bir pazardı. Ancak son yıllarda Rusya ile ilişkiler bozulduğunda bu ekonomik desteğin gerilemesi ve petrol fiyatlarındaki düşüş Lukashenko rejimi üzerinde artan bir baskı oluşturdu. Ekonominin durgunlaşmasının sonucunda Lukashenko, özelleştirmeyi bir kurtuluş reçetesi olarak ilan ederken, aynı zamanda işçilerin yaşam standartlarına yönelik saldırılara başladı. Buna, 2017 yılında işsizlerden vergi alma girişimi ve artan tüketim malları fiyatlarına rağmen birkaç yıl boyunca ücretlerin dondurulması örnek verilebilir. Son yıllarda Lukashenko, doğru fiyatın verilmesi koşuluyla Belarus işletmelerinin özelleştirilebileceğinden söz etmeye başladı. Rejim bu süreçte ayrıca Çin, AB ve İngiltere ile bağlar kurarak Rusya'nın etkisini dengelemeye çalıştı. Mart ayının sonlarına doğru, Belarus ordusu İngiliz Kraliyet Deniz Piyadeleri ile ortak tatbikatlar yaptı.

Lukashenko'nun oyların yüzde 80’ini kazandığını ve muhalefet adayı Sviatlana Tsikhanouskaya'nın sadece  yüzde 10 oy aldığını iddia ettiği hileli 9 Ağustos seçimleri, Belarus vatandaşları için Covid-19 krizinin de yanlış yönetilmesiyle iyice artan ekonomik sorunların tam ortasında gerçekleşti. Bu nedenle, sadece büyük sokak protestolarıyla değil, rejim yanlısı sendikalara bağlı işçilerin bile devlet işletmelerinde grev yapmalarıyla, protestoların her geçen gün yayıldığını görüyoruz.

İlk günlerde protestocuları yasalara uymaya ve şiddetli çatışmalardan kaçınmaya çağıran Tsikhanouskaya ve müttefikleri, mücadelenin gerisinde kaldılar. Resmi liberal-milliyetçi muhalefet, sıradan Belarusluların karşı karşıya olduğu sorunların çözümü için hiçbir şey sunmuyor. Seçimlerin yenilenmesi çağrısının ötesinde, Lukashenko’nun yönetimine alternatif olarak sundukları sadece ekonominin daha da serbestleştirilmesi. Şu anda resmi liberal-milliyetçi muhalefetin bazı kesimlerine kur yapan ABD, AB ve İngiltere gibi Batılı emperyalist güçler de ortaya çıkan hareketi kendi çıkarları doğrultusunda şekillendirmeye çalışıyor. Bu emperyalist güçlere bölgedeki nüfuzunu yeniden inşa etmek için hareketi kullanmayı amaçlayan Vladimir Putin de dahil.

Bunun gerçek alternatifi, hem sosyal hem de siyasi talepler ortaya koyan bağımsız işçi hareketinin büyümesi ve gelişmesidir. Bugün Belarus'ta, toplu olarak örgütlenen işçilerin  muazzam gücünü görüyoruz. Grev hareketi şimdiye kadar taleplerini büyük ölçüde yeni seçim çağrılarıyla, baskının sona ermesiyle ve siyasi tutukluların serbest bırakılmasıyla sınırladı. Bununla birlikte, işçi hareketi içindeki bir azınlık, özelleştirmelerden vazgeçilerek, işsizlik ve yoksulluk konularının ele alınması talebini dile getirmiştir. Hareketin toplumsal taleplerinin derinleştirilmesi, hem Belarus oligarkları hem de ülke ekonomisini özelleştirilmeye hazır olarak gören çokuluslu şirketler gibi kapitalist güçlerin elini kuvvetlendirmeye kararlı yandaşların etkisini azaltmada önemli bir faktör olacaktır.

Stalinizm’in mirası, devrimci sosyalist geleneği onyıllardır eski Sovyet cumhuriyetlerinde yok etti. Bu, Stalinizm kalıntılarının çoğunun korunduğu Belarus'ta özellikle geçerli. Hareketin, işçilerin kurtuluşunu kendi eylemlerinde gören gerçek bir sosyalist geleneğin yeniden ortaya çıkmasına evrileceğini umuyoruz. Yeni hareket parlamenter demokrasiye dönülmesi talebiyle sınırlı kalmamalı, toplumun tümünün aşağıdan demokratik yönetimi için mücadele etmelidir. Mevcut hareket bu olasılığın gerçekleşmesinin ortamını yaratmaktadır. 

Uluslararası Sosyalist Akım, Belarus kitlelerinin siyasi ve ekonomik mücadelelerine tam destek vermektedir. Lukashenko güçlerinin protesto ve grevlere baskı yapmasına karşı çıkıyor ve tüm siyasi tutukluların serbest bırakılması çağrısında bulunuyoruz. Hükümetlerimiz tarafından, gerçek bir sosyalist alternatifin ortaya çıkma olasılığını ortadan kaldıracak, Belarus siyasetine yapılacak herhangi bir müdahaleye karşı çıkıyoruz.

(Çeviri TN)



Bültene kayıt ol