Göçmen kamplarında hijyen koşulları öyle kötü durumda ki kamplar virüs salgını için “ideal yayılma alanı” olarak görülüyor. Herkese salgından korunmak ve yaymamak adına kendini izole etmesi söylenirken göçmenlerin kendini izole edebileceği bir alan bulunmuyor. Türkiye’de olduğu gibi dünyanın her yerinde göçmenler virüse ve her türlü hastalığa karşı en savunmasız grup.
Virüsle değil göçmenlerle savaşıyorlar
Fransa’da olağanüstü hâl ve sokağa çıkma yasağı ilan edilmesine rağmen göçmenlerin çadırlarıyla Paris sokaklarında kalmaktan başka bir şansları yok. Bunun üstüne sanki çadırlarda kalmalarına sebep olan hükümet değil de kendileriymiş gibi virüsü yaymakla suçlanıyor, ırkçı tepkilerle karşılaşıyorlar. Sokağa çıkma yasağının her ne kadar toplumun sağlığını korumak için getirildiği söylense de göçmenlerin sağlığını koruyamadığı, hatta onları daha da savunmasız hale getirdiği kesin.
Yunan göçmen hakları savunucuları, Yunan Hükümeti’nin devlet hastanelerinde virüs için gerekli uygulamaları yerine getirmeyi reddederken göçmenleri “kontrol altına almak için” binlerce polisi görevlendirdiğine dikkat çekerek hükumetin koronavirüsten ziyade göçmenlerle savaştığının ifade ediyor. Göçmenlere yapılan müdahaleler koronavirüs tehlikesiyle daha da meşrulaşmış halde.
Virüs-yoksulluk-ırkçılık
Göçmenlerin durumu dünyanın her yerinde bu şartlarda. Hem virüsten hem yoksulluktan hem de ırkçılıktan dolayı tehdit altındalar. Birçoğu virüs hakkında yeterince bilgilendirilmiyor, hijyen koşulları sağlanmıyor ve onlara kalabalık içinde yaşamaktan başka bir şans bırakılmıyor.
Otoriteler sık sık evde kalmaya vurgu yaparken tıpkı diğer işçiler gibi göçmen işçiler de çalışmak zorunda. Virüsün sınıf ya da millet tanımadığına dair yaygın bir kanı var iken her gün işe gitmek zorunda olan işçiler, göçmen kamplarında “sosyal mesafe” şansı olmadan hayatta kalmaya çalışan, kalacak bir yeri olmadığı için sokağa çıkma yasağına rağmen sokakta yatmak zorunda olan göçmenler, bunun hiç de böyle olmadığını gösteriyor.
Virüsün kendisi millet ya da sınıf ayırmıyor olsa da hükumetler ayırıyor ve hükumetlerin göçmen karşıtı politikaları sonucunda virüs en savunmasız olanı, en yoksulu vuruyor. Irkçılar da virüsten faydalanarak ayrımcılığı meşrulaştırmaya çalışıyor, kimileri virüs onların ülkesinde çıktığı için Çinlileri, kimisi yatacak başka bir yeri olmadığı için sokakta kalan göçmeni suçluyor. Bu suçlamalar, ırkçı olmasının yanı sıra kapitalizmin suçlarının örtülmesine, bu suçların yine onların mağduru olan belirli bir gruba isnat edilmesine sebep oluyor. Virüs krizinin bu boyutlara ulaşmış olmasının sebebi ne göçmenler ne de Çinliler, asıl suç insan sağlığını ve göçmenlerin temel haklarını geri plana atarak yalnızca kâr odaklı çalışan kapitalizm. Virüsle başa çıkmak istiyorsak kapitalizmin suçlarının göçmenlere yüklenmemesi için mücadele etmemiz şart.
***
Parasız sağlık hizmeti haktır
Göçmenler yakın zamana kadar temel ve acil sağlık hizmetlerinden ücretsiz yararlanıyorlardı, tedavi ve ilaçlar için hasta katılım payı ödemiyorlardı. Fakat Aralık 2019’da çıkan bir kanun ile temel sağlık hizmetlerinden yararlanabilmesi için ilaç ve muayene katkı payı ödemesi hükme bağlandı. Artık göçmenler sadece kayıtlı oldukları şehirlerde sağlık hizmeti alabiliyorlar. İşleri ya da aileleri sebebiyle kayıtlı olduğu şehrin dışında yaşayan göçmenler en temel sağlık hizmetlerine ulaşamıyorlar. Tüm göçmenler ikametgâhları neresi olursa olsun tüm sağlık hizmetlerinden ücretsiz faydalanabilmelidir.
Virüsle beraber sınırdaki kamplarda bulunan göçmenler için su, gıda ve hijyen maddelerinin sağlanmasının ne derece önemli olduğu artık açıktır. Bununla birlikte göçmenler kendi dillerinde virüsle ilgili bilgilendirilmelidir. Tüm göçmen kamplarında virüse karşı gerekli önlemleri almalı, göçmenlerin sağlığının teminatı için uzman sağlık ekipleri görevlendirilmelidir.
Melike Işık
(Sosyalist İşçi)