Fon vurgunu ve çözülme mi, çürüme mi?

Türkiye’de peş peşe gündeme gelen finansal vurgunlar, mafya ve çete faaliyetleri, yasa dışı bahis ve kumar ağları, öğrencilere yönelik şiddet ve kadın bedeninin ticari çıkarlara konu edilmesi, toplumsal yaşamın geleceği hakkında ciddi sorular ortaya çıkarıyor.

Bir süredir çeşitli mecralarda toplumsal çürüme/çözülme tartışması yaşanıyor. Tartışmayı daha da ilginç kılan, fon soygunu nedeniyle farklı İslamcı ve dindar kesimlerden konu üzerine ilk defa açıklamalar gelmesidir. Bu çevrelerin uzun bir dönem ölü taklidi yaptıklarından sonra da olsa ses çıkarmaları anlamlı.

Sorunu toplumsal çürüme olarak tanımlamak, son günlerde yaşananlara doğru tanı koymak, sorunun çözümü için yeterli olamaz. Bu, çözümü yanlış yerde aramaya yol açacak bir yaklaşım olacaktır.

Toplumsal çürümenin veya çözülmenin kaynağı nedir ya da ne türden uygulamalar ve politikalar buna sebep olmakta veya yol açmaktadır gibi sorulara verilecek yanıtlar, toplumsal çürümeyi durdurmak, yaraları sarmak bakımından hayati önemdedir.

Bu sorular bizi, yaşadıklarımızın gerçekten toplumsal çürümenin sonucu mu, siyasetin yozlaşmasının dışa vurumu mu, yoksa her ikisi mi olduğu veya ne derece bunlardan kaynaklandığı sonucuna ulaştıracaktır.

Sorunu “toplumsal çürüme” olarak tanımlamak, sorunun sorumluluğunu geniş toplumsal kesimlere dağıtmak ve bu kesimlerin çözümüne odaklanmak bakımından bir işe yarayabilir veya işlev görebilir. Ancak sorunun kaynağının tespit edilmesini imkânsız kılması ve hesap vermesi gerekenleri hesap vermekten kurtarması ise daha kuvvetle muhtemeldir.

Bugün Türkiye’nin karşı karşıya olduğu sorunlar; fon soygunundan okul saldırılarına, işçi cinayetlerinin çoğalmasından kadın cinayetlerinin durdurulamamasına, yasa dışı bahisten çeşitli çeteleşmelere, kadınların yumurtalarını satmak için uluslararası ağların oluşumundan kumar ve mafyalaşmaya kadar uzanan olaylar ve operasyonların son dönemde yoğunlaşmasıdır. Bunlar birbirinden bağımsız olmadığı gibi siyasi iktidarın kamu gücünü kullanma biçimi ve siyasal yönetim tercihleriyle de doğrudan bağlantılıdır. Siyasal ve toplumsal çürümenin kök nedenlerine odaklanmalıyız.

Daha açık bir ifadeyle, bugün iktidarın kamu gücünü kullanma biçiminin ve yönetim sistemi tercihlerinin doğurduğu sorunların ürettiği siyasal ve toplumsal bir çürümüşlük hali yaşanıyor.

Kurumların işlevsizleşmesi ve içlerinin boşaltılması, hesap verebilirliğin ortadan kaldırılması, denetimsizlik, kamu görevlendirmelerindeki liyakatsizlik, tarafgirlik ve her alanda hukukun yok edilmesi, siyasal, sosyal, kültürel ve ekonomik boyutlarıyla toplumsallaşan bir çürüme yaratıyor.

Türkiye’de peş peşe gündeme gelen finansal vurgunlar, mafya ve çete faaliyetleri, yasa dışı bahis ve kumar ağları, öğrencilere yönelik şiddet ve kadın bedeninin ticari çıkarlara konu edilmesi, toplumsal yaşamın geleceği hakkında ciddi sorular ortaya çıkarıyor.

Bunları yalnızca bireysel ahlakın bozulması, suç eğiliminin artması ya da toplumsal değerlerin kaybolmasıyla açıklamak mümkün değildir.

Böyle bir yaklaşım, siyasi hesap vermekten kaçınmak ve sistemin sürmesini sağlamak amaçlı olabilir. Sorunun derinliğini, siyasal, sosyal ve kültürel boyutlarını anlamak için tek tek kişilerin davranışlarının ötesine geçmek, onları üreten ekonomik ilişkileri, siyasal kurumları ve toplumsal koşulları incelemek gerekir.

Kazanç özel, kayıp toplumsal

Fon skandalları ve finansal dolandırıcılık iddiaları, ekonomik ilişkilerde güvenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Birikimlerin istismar edilmesi yalnızca maddi kayıp değildir; insanların geleceğe ilişkin güvenini, emeğinin karşılığını koruyabileceğine dair inancını da zedeler.

Burada sorulması gereken yalnızca kimin para topladığı ve kimin dolandırdığı değildir. Denetim mekanizmaları nasıl çalışmıştır? Uyarılar dikkate alınmış mıdır? Şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanmış mıdır? Ekonomik veya siyasal nüfuzun denetim süreçlerine etkisi olmuş mudur?

Bunların hiçbirine olumlu yanıt verebilmek mümkün değildir. Aksine, bizzat iktidarın değişik unsurları veya kamu gücünün farklı düzeylerdeki siyasi ve bürokratik temsilcileri, soygun mekanizmasının baş aktörleridir.

İktidar partisi tanıyı koydu, çözümü üretti. Kendi siyasal mahallesindeki üç beş kendini bilmezi, paragöz ve yanlış yola sapmış kişiler olarak tanımlıyor; vatandaşı mağdur etmişler gibi davranıyor. Tövbe edip parayı iade edenleri kurtarmanın planını yapıyor.

İktidar, adeta suçluların korunması sonucunu doğuracak bir yol haritası çizdi. Cezasızlık politikasını geliştirirken şer’i hukuku uygulamanın örneğini sürüme sokarak sorunu ve toplumsal tepkileri bir tür yaraya pansuman yaparak geçiştirmeye çalışıyor. Meclis’te görüşülen dokuz maddelik  fon yasası taslağı bunun kanıt niteliğinde.

Toplumsal çürümenin en önemli boyutlarından biri, siyasal sorumluluk meselesidir. Denetim mekanizmalarının etkisizliği, hesap verebilirliğin ortadan kaldırılması veya iktidarın kapalı devre işletilmesi; siyasal iktidarın serbest piyasa ekonomisini, kapitalist düzenin kurallarını dahi zorlayarak denetleme ve elinde toplama çabaları, baskısı ve uygulamaları, sürdürülebilir bir ekonomik ve sosyal sistem geliştirilmesini zorlaştırıyor, yapının çarpık biçimde şekillenmesine yol açıyor.

Suçtan elde edilen kazançlar etkili biçimde izlenmiyor, kamu kaynaklarının kullanımı şeffaf biçimde denetlenmiyor veya benzer olaylarda farklı standartlar uygulanıyor. Bu durum, siyasal ve toplumsal çözülmenin ve çürümenin önünü açıyor.

Kısacası mesele, nasıl bir toplumda yaşadığımız ve nasıl yönetildiğimizle ilgilidir.

Türkiye’deki finansal vurgunlar, mafyalaşma, kumar ağları, gençlere yönelik şiddet ve kadınların ekonomik baskılar altında sömürüye açık hale gelmesi üzerine düşünürken temel soruyu değiştirmek gerekir.

Her türden toplumsal sorunun arkasındaki sınıfsal eşitsizlikleri, sermaye ilişkilerini, siyasal sorumlulukları ve kurumsal zaafları görünür kılmak, sorunun çözüm yolunun inşasını kolaylaştıracaktır. Siyasal ve toplumsal çözülme kaçınılmaz bir kader değildir. Eşitlik, dayanışma, özgürlük, demokratik katılım ve kamusal sorumluluk temelinde başka bir toplumsal düzeni kurma mücadelesi mümkündür.

Son bir yıl içinde iktidarın, baskıyla veya başka yol ve yöntemlerle, son genel ve yerel seçim sonuçlarını büyük ölçüde siyasi transferlerle kendi lehine tamamen değiştirmesi, siyasal ve toplumsal çürümenin başka bir boyutudur.

En rijit kimi muhalif yerel veya genel siyasetçileri saflarına katması ise iktidarın acizliğini, iktidar olmanın getirdiği zehirlenmenin derinliğini göstermesinin ötesinde, tam da siyasi çürümüşlük ve kokuşmuşluktur.

Mahkeme salonlarında, kolluk kuvvetlerinin karşısında ya da muktedirin huzurunda, Bolu Belediye Başkanı Tanju Özcan gibi ırkçı, ayrımcı ve hamaset üzerinden siyaset yapanların el etek öper hâle gelmesi, ana muhalefetin çıkmaz sokağını oluşturuyor.

son yazıları

Yeni nesil Türk milliyetçiliği ve muhalefetinin siyasal kapanı
Silahsızlandırma eşiğinde “Ailem Güvende” operasyonu
Çerçeve yasa sonrası açıklamalar, sızanlar

ilginizi çekebilir

18nov24-flag-8-021544-kv5git6x-023687-1IGSkW27
Kriz, "kutsal aile" ve barikat: Sermayenin kıskacında trans varoluş ve sınıf mücadelesi
resized_6854a-dd390dfc32517728
Yeni nesil Türk milliyetçiliği ve muhalefetinin siyasal kapanı
28839705228_2ddf445773_k
LGBTİ+ dernekleri: “Cinsiyetsizleştirme adı altında tanımlanmış bir suç yoktur”