Faturayı ödemeyeceğiz!

Yaşanmakta olan açıkça bir siyasi krizdir. 2023 seçimlerinde oy kaybettiği iyice netleşen, 2024 yerel seçimlerinde ise 2. parti durumuna düşen AKP gerilemiş; iç klik ve paylaşım savaşlarıyla yekpare bir parti olmaktan çıkmış, bu durum Erdoğan’ın üçüncü dönem başkanlık planına hayli zarar vermiştir.

Eylül 2026’da İstanbul Borsası’nda yaşanan satış dalgası, Türkiye Cumhuriyeti tarihine yapılan en büyük dolandırıcılıklardan biri olarak yazıldı.

1–15 Eylül tarihlerinde borsada işlem gören düşük fiyatlı hisselerden başlatılan satış dalgası, 16 Eylül günü doruk noktasına ulaştı.

17 Eylül’de borsanın bağlı olduğu Sermaye Piyasası Kurulu (SPK), yedi portföy yönetim şirketine ait 131 fonun tasfiyesine karar verdi.

Tera ve Pusula adlı iki fon yatırım şirketinin manipülasyonu sonucu 455.758 tekil yatırımcının 20 milyar doları çalındı.

Bununla da kalmadı. Borsa genel bir değer kaybına uğradı. Her biri iktidarın hemen yakınında, ekonomi yönetimiyle alakalı bir grup azınlığın verdiği zarar toplam 90 milyar dolara ulaştı.

İktidardan İlk tepki hemen ters tepti

Fon vurgununun ortaya çıkmasıyla birlikte herkes bunu konuşmaya başladı. Sosyal medyada iktidarın propagandacıları bunu “dış güçlerin” müdahalesi, İsrail’in gizli elleri, “Terörsüz Türkiye” sürecini boğmak isteyen baş güçler olarak göstermeye çalıştı.

Fakat kısa süre içinde, ortaya “günah keçisi” olarak atılan eski bakan, AKP Genel Başkan Yardımcısı Fatma Betül Sayan Kaya ve eşinin yaptığı 2,2 milyar liralık vurgun ile birlikte “dış güçler” argümanı hızla tedavülden kaldırıldı.

Ve pek de beklenmedik şekilde iktidara yakın medya kuruluşları ile kanaat önderi kabul edilen bazı AKP’liler bunun dolandırıcılık olduğunu, bu işe “kendi mahallelerinden” kişilerin bulaştığını çarşaf çarşaf yazmaya başladı. Alttan alta işlenen fikir şuydu: “Reis’e ihanet ettiler.”

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, fon vurgununun henüz patlak verdiği, borsadan bu para çıkışlarının yaşandığı günlerde New York’ta düzenlenen Birleşmiş Milletler zirvesine gitmişti. 24 Eylül’de Türkiye’ye geri döndüğünde önünde kocaman bir sorun yumağı buldu. Her biri ayrı bir kliğin üyesi olan AKP’liler birbirini suçluyor ve fon vurgununun seçimlerde kaybettirebileceğini söylemeye başlıyorlardı.

Yaşanmakta olan açıkça bir siyasi krizdir. 2023 seçimlerinde oy kaybettiği iyice netleşen, 2024 yerel seçimlerinde ise 2. parti durumuna düşen AKP gerilemiş; iç klik ve paylaşım savaşlarıyla yekpare bir parti olmaktan çıkmış, bu durum Erdoğan’ın üçüncü dönem başkanlık planına hayli zarar vermiştir.

Peki kim bu dolandırıcılar?

Tera ve Pusula fonlarından 1–16 Eylül tarihleri arasında 401,2 milyar TL’yi aşan para çıkışı gerçekleşti. Ve bu, sadece 440 yatırımcının işlemleriyle oldu.

Yani küçük bir grup finans kapital yöneticisi, müşterilerinden yüksek kazanç vaadiyle devasa miktarda para topladı. Bunu, kâğıt üstünde kurdukları şirketleri aralarında alıp satarak gerçekte değere sahip olmayan hisseleri yükselterek yaptı.

Üstelik göz göre göre… 2025 Nisan’ında Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, borsada belirli hisse ve fonlarda balon oluştuğunu duyurdu. Duyuru, İstanbul Borsası’nda 100’e 1000 veren şirketlerin gerçek varlıklarının çok üzerinde değerlendiğinin uluslararası finans piyasaları tarafından fark edilmesinin üzerine geldi. Global satış endeksleri, durumun düzeltilmesi için kasıma ayına tarih verdi. Fakat gereken düzenlemeler yapılmadı.

Geçen aralık ayında toplanan ekonomi zirvesinde sorunun devam ettiği dile getirildi. Bu durumda birinci sorumlu kurum olan SPK (kendi denetleme kuruluyla), İstanbul Borsası 100’den fazla şüpheli işlemi bildirdiği hâlde alakalı fon patronlarına müdahale etmedi.

Bu esnada Tera ve Pusula gibi bir dizi şirket gün geçtikçe değer kazanmaya, özellikle küçük yatırımcıyı avlamaya devam etti. Av sonucu ele geçirilen milyarlarca dolarlık ganimeti ise İsviçre ve Dubai bankalarına kaçırdılar.

85 kişi tutuklansa da vurgunun en tepesinde yer alan, planlayan ve organize edenlerin isimlerinin bulunduğu liste ile suç işleyerek haksız kazanç elde eden 5 bin kişinin ismi sır gibi korunuyor.

İktidarın planı

İktidar, söz konusu meblağın Türkiye para piyasalarında ve toplam servette hayli küçük olduğunu, mali sistemin geneline yayılmadığını söylüyor.

ABD’den gelir gelmez sorumlu kurumların yöneticileriyle toplantı üstüne toplantı yapan Erdoğan, fon vurgununa iki araçla müdahale etmeye karar verdi. Beştepe’ye bağlı fon komisyonu Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz başkanlığında kuruldu. Kurulun diğer üyeleri ise fon vurgununun gelişini gören fakat hiçbir önlem almayan Hazine ve Maliye Bakanlığı, SPK ve İstanbul Borsası yönetimleri -yani istifa etmesi gerektiği hâlde hâlâ koltuğunda oturtulan kişiler- oldu. İstifa etmesi gereken bir diğer kişi olan Devlet Denetleme Kurulu başkanı ve yöneticileri ise soruşturmada yetkili kılındı.

Tek istifa eden ya da kovulan kişi Fatma Betül Sayan Kaya oldu. Borsa manipülasyonu gibi bir suç işleyip devasa miktarda haksız kazanç sağlayan eski bakana kelepçe takılmadı, gözaltı işlemi yapılmadı.

Vurguna karışan Mustafa Yazıcı, Erdoğan’ın sağ kolu olan Hayati Yazıcı’nın oğluydu ve o da gözaltına alınmadı; aksine iktidar basını tarafından görünmez kılındı.

AKP Sözcüsü Ömer Çelik, “yakın arkadaşı” olduğu belirtilen Osman Nacar’ın yurt dışına kaçırdığı 20 milyon lira hakkında konuşmuyor.

İktidar, dolandırılan kalabalıkta çoğunluğu oluşturan küçük yatırımcıların 1 milyonun altındaki paralarını iade edeceğini, bazılarına ara ödeme yapılacağını ve bunun için kamu kaynaklarının kullanılmayacağını duyurdu.

Fakat söz konusu hisselerin gerçek varlıklarının bu zararı karşılayıp karşılayamayacağı henüz belli değil.

Üstelik iktidar, karşısına aileleriyle birlikte sayıları 2 milyona yakın, aralarında önemli kesimi AKP seçmeni olan öfkeli bir kitleyi aldı.

En iyimser tahminlere göre fonların tasfiyesi ve hak sahiplerinin bir miktarda olsa paralarını kurtarması birkaç yıla yayılabilir. Dünyadaki benzer örneklere konu olan bazı davalar ise on yıllar boyunca sürmüş, dolandırılanlar kayıplarının ancak küçük bir kısmı geri ödenebilmişti.

Hasarlar

Batan fonların tasfiyesi konusunda yetkili iki bankadan biri olan T.C. Ziraat Bankası A.Ş.’nin ilettiği bilgilere göre, 8 Ekim 2026 itibarıyla 17 fondaki 43.643 yatırımcının ödeme işlemleri tamamlandı. 440 bin kişi ise kaptırdığı paraları alamadı.

Borsa geçen bir ayda yüzde 13,3 geriledi. Bu oran yapılan vurguna değil, esas olarak borsadan çıkıp yurt dışındaki fonlara, bankalara ya da başka yatırım araçlarına gitti.

Merkezi Kayıt Kuruluşu verilerine göre fonlarda hesabını boşaltan yatırımcı sayısı 1.133, hisse senetlerinde ise 50.234 kişi arttı. Özellikle hisse senetlerinde böyle bir azalma eğilimi ne savaş ne de iç siyasi kriz durumlarında görüldü.

Sansür ve mücadele

Fon vurgunu o kadar inkâr edilemez hâle geldi ki sosyal medyada eleştirel paylaşım yapan 1.350 sosyal medya hesabı yasaklandı. Yasaklanan hesaplar arasında iktidar yanlısı olanlar da var.

Ayrıca fon vurgununu haber yapan gazeteciler tutuklanmaya veya ev hapsinde tutulmaya başlandı.

İktidar elindeki her türlü yöntemle 16–17 Eylül’de başlayan yangını söndürmeye çalışıyor. Fakat vurgunun sorumluları ve ortakları bir türlü açığa çıkarılmıyor.

Sosyalistler başından itibaren bunun bir vurgun, büyük bir dolandırıcılık olduğunu söylüyor. Vurgunu yapan dolar milyonerleri bunun faturasını ödemeli. Vergilerimizden oluşan kamu kaynakları kesinlikle harcanmamalı. Vurgunun yarattığı genel hasarın maliyeti dolaylı yollarla üzerimize yıkılmamalı.

Milyonlarca işçi ve emekçi üç kuruşluk ücretlerle yaşam kavgası verirken bir avuç kişiye devasa servet elde ettiren bu düzen sona ermeli.

son yazıları

Saldırıları sınıf dayanışması, grev durduracak
Zack Polanski, siyonizmin ırkçılık olduğu önergesinde geri adım atmamalı, aksine direnmeli
Ortadoğu’da küresel hegemonya mücadelesinin parçası olarak bölgesel ittifaklar

ilginizi çekebilir

1125953_115d67
Saldırıları sınıf dayanışması, grev durduracak
259715b3-a313-491e-b639-ea11dc1d976e-EPA-Images---Zack-Polanski---UK---Green-Party---05102026
Zack Polanski, siyonizmin ırkçılık olduğu önergesinde geri adım atmamalı, aksine direnmeli
Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan üçlü savunma anlaşması
Ortadoğu’da küresel hegemonya mücadelesinin parçası olarak bölgesel ittifaklar