Filistin direnişi, dünyada mücadelesi verilen en uzun direnişlerden biri. İsrail kurulduğundan beri, Filistin halkı, İsrail’in yerleşimci, sömürgeci, baskı rejimine karşı direniyor. Bugün Gazze Soykırımını da düşündüğümüzde, Filistin direnişini nasıl değerlendirirsiniz?
Filistin meselesi, ülkemizde olduğu gibi dünyanın dört bir tarafında da hangi düşünce veya inanç grubundan olursa olsun, her vicdan sahibinin ve insanlık onurunu korumak isteyen kişilerin bigâne kalamadığı bir mesele olarak bir asra yakın bir süredir devam etmektedir. Mesele olarak nitelendirilmesi, Filistin’deki durumu çok hafif gösteren bir ifadedir şüphesiz. Zira burada olanlar artık açık ve net bir şekilde ‘soykırım’ olarak adlandırılmayı gerekli kılıcı şeyler. Filistin’e Özgürlük Platformu Gazze merkezli bu soykırım sürecinin taşma dönemi olarak niteleyebileceğimiz 7 Ekim 2023’ün hemen ardından Filistin topraklarında Siyonist İsrail terör devletinin ne tür ‘kıyım ve kırımlar’ gerçekleştirdiğini belgelemeye çalıştığı Vicdan Mahkemesi’nde soykırım suçunun failleriyle birlikte ifşasını sağlamıştı.
Bütün dünya halkları, 7 Ekim 2023’ten beri, Filistin direnişinin bu son aşamasında direnişin yanında, saldırganların karşısında olduğunu gösteren bir tepki içinde. Siyonist işbirlikçi bazı devletler karşısında öncülüğünü Güney Afrika Cumhuriyeti’nin yaptığı ‘üçüncü koalisyon’ olarak nitelendirilebilecek ülkelerin girişimi ile de Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM) ve Uluslararası Adalet Divanında (UAD) devletler düzeyinde itirazlar dile getirilmekte. Yani halklar direnişe sahip çıkıp destek olurken birçok devlet de direnişin yanında, işgal ve soykırımın karşısındadır. Bu durum aslında küresel bir intifada yaşandığını da gösteriyor. Yani Filistin direnişi küresel bir kimlik kazanmış durumda ve tüm ezilen halklar içinde bir meşale işlevi görmekte.
ABD ve İsrail’in 28 Şubat’ta İran’a saldırıları öncesinde, içerisinde Filistinlilerin kendi kaderini tayin etmede pek de söz hakkı olmadığı; sözde bir ateşkes, barış olamayacak kadar taraflı bir plan ve Gazze’nin geleceğini dizayn edecek ciddiyeti sorgulanır bir kurul, Gazze gündeminin en temel başlıklarıydı. Venezuela, Eipstein dosyaları derken İran’a gerçekleştirilen saldırı, bölgenin savaş atmosferine bürünmesi, dünyanın gözünün kulağının da buraya çevrilmesine neden oldu. Gazze üzerinden bir değerlendirme yapacak olursak, Trump’ın Gazze Barış Planı ve bu planın ikinci aşaması olan Barış Kurulu’nun hayata geçirilmesi yönündeki kararlılık, İsrail- ABD ortaklığında gerçekleştirilen İran savaşından etkilenir mi? Savaşın gidişatı, Gazze’nin geleceğini de belirleyebilir mi?
Doğrusu ben uluslararası ilişkiler uzmanı değilim. Bir savaş karşıtı, barış ve insan hakları savunucusu ve Filistin dostu olarak, bir ülke devlet başkanının kişisel ve keyfi iradesiyle kurulan, BM’nin yapısını ve yüzlerce Filistin lehine alınmış kararlarını hiçe sayan böyle bir kurulun meşruiyetini sorgulamak gerektiğini düşünüyorum. Her ne kadar çoğumuzda bir derece de olsa kanın ve fiziksel saldırıların durmasını sağlar görünen bir ateşkes süreci ile barış için umut oluşsa da bu meşru olmayan kurulun, savaşla elde edilemeyen özelde Gazze ve genelde Filistin topraklarının ‘hileli bir barış dönemi’ ile ele geçirilme planları için bir icra organı olduğunu görmek gerek. İşgalci kapitalist Siyonistlerin ve işbirlikçilerinin kararlarını bilemem ama halkların ve Filistin direnişinin bu oyunu bozacağına inanıyorum. Sonu görmeden konuşmak erken olabilir ama görünen köy de kılavuz istemiyor: Siyonist İsrail ve ABD koalisyonu İran karşısında yenilmektedir. Tıpkı iki yıl boyunca bütün ağır silahları ve bombalarıyla saldırdıkları Gazze halkının direnişi karşısında Siyonist İsrail terör devletinin yenildiği gibi. Bu bir gerçek, yenildiler ve yenilmeye devam edecekler. Ve bir ek, Türkiye’nin bu kurulda finansör bir katılımcı olarak yer alması bizler için utanç vericidir. Dışarıda kalmaktansa içeride olmak iyidir siyaseti ile maşalığa rıza, sanırım, Siyonist İsrail devletini ilk tanıma utancından sonra hafızalardan silinmeyecek önemli bir diğer yanlış olarak tarihimize kaydedilecektir.
Ekim 2023’ten sözde ateşkesin ilanı olan Ekim 2025’e dek Gazze halkı, İsrail tarafından hiçbir etik, hukuk gözetilmeksizin soykırıma maruz kaldı. Gazze Şehri artık yaşanamayacak halde. İsrail ateşkese rağmen Gazze’ye saldırılarına devam etti, Barış Planı kapsamında gerçekleştirilmesi gereken yardım/ ihtiyaç malzemesi sevkiyatlarını sınırlandırdı. Geçtiğimiz ay ise İsrail, işgal altındaki Batı Şeria arazilerini ‘devlet arazisi’ ilan etti. Bu karar İsrail’in Batı Şeria’yı ilhakının önünü açacak. İran Savaşı bahanesiyle Gazze ablukası sıkılaştırıldı, Batı Şeria’da yerleşimci çeteler, Filistinlilere baskı ve şiddeti arttırdı. Dünya bütün dikkatini ABD-İsrail, İran Savaşı’na vermişken, Gazze Soykırımı ve işgal altındaki Filistin toprakları gündemden düşürülüyor olabilir mi?
Önceki soruya cevabımdan devam edecek olursam, Siyonist terör koalisyonu, bunun bir koalisyon olduğuna dikkat etmek gerek, yenildi, yenilecek. İlhak ettikleri ve etmeye devam ettikleri her toprak onlar için mezar olacak. Huzur bulamayacaklar, güven ve emniyet duyamayacaklar. Hep korku ile yaşayacaklar. Tabii, bu işgal ve soykırıma karşı çıkan bazı Yahudi topluluklarının ve İsrail’in içinde var olan Yahudi vatandaşlarının varlığını göz ardı etmeyerek bunu ifade ediyorum. Barış yanlısı, savaş karşıtı her milletten her dinden insanların elleri birleşecek; bu zalim ve soykırımcı koalisyon, bütün maddi gücüne rağmen barış ve özgürlük, eşitlik ve adalet savunucularının sivil direnişi karşısında kaybedecek. İran saldırganlığı bu kaybın aslında başka bir dışa vurumu. Ne Filistin ne de Gazze unutulabilir. Öldürülen binlerce çocuk, İran’da okulları başlarına yıkılarak katledilen kız çocukları nasıl unutulabilir? Onların unutulması demek, yeryüzünü cehenneme çevirmek isteyen katillerin unutulması demektir. Unutmayacağız unutturmayacağız. Direniş her yerde; Gazze’de, Beyrut’ta, İran’da ve en önemlisi de İspanya’da…