Alex Callinicos

Alex Callinicos son yazıları

Alex Callinicos tüm yazıları

09.11.2023 - 12:50

Yeni bir savaş ve devrim çağına doğru

“Hobsbawm kısa yirminci yüzyıl diyordu. Bilmiyorum. Bana henüz hiç bitmiş gibi gelmiyor." Geçen gün New Yorklu radikal akademisyen Corey Robin böyle bir tweet attı. Bunu bir aydınlanmayla okudum çünkü kesinlikle haklıydı.

Robin, Marksist tarihçi Eric Hobsbawm'ın 1994'te yayımlanan Kısa 20. Yüzyıl: 1914-1991 Aşırılıklar Çağı adlı kitabına atıfta bulunuyordu. Hobsbawm, iki dünya savaşının, Rus Devrimi’nin, Büyük Buhran'ın ve Holokost'un damgasını vurduğu, “Felaket Çağı” (1914-45) olarak adlandırdığı dönemle söze başlıyordu.

1945'ten sonra dünya, Amerika Birleşik Devletleri ile Sovyetler Birliği arasındaki Soğuk Savaş tarafından şekillendirilmişti. Hobsbawm'ın savaş sonrası büyük ekonomik büyümenin “Altın Çağı” olarak adlandırdığı dönem başlamış ancak bunu yeni krizlere yol açan “Toprak Kayması” takip etmişti.

Hobsbawm kendinden emin bir şekilde şunu iddia etti: “1980'lerin sonu ve 1990'ların başında dünya tarihinde bir dönemin sona erdiği ve yeni bir dönemin başladığı şüphesizdir.” “Kısa Yirminci Yüzyıl”ı Ekim 1917 Rus Devrimi'nin başlattığı ve bu devrimden doğan devletin çöküşüyle sona eren bir dönem olarak görüyordu.

Aynı dönemde yazan daha ana akım yazarlara göre, liberal kapitalizm 1914'ten sonraki kanlı ve dikkat dağıtıcı dönemin ardından artık işine devam edebilirdi. Kabaca 1980 ile 2010 yılları arasında gelişen ekonomik küreselleşme, bir barış ve refah çağı başlatıyordu

Şu an durum böyle görünmüyor. Rusya ve Ukrayna, büyük bir insani bedel karşılığında 20. yüzyıl tarzı, sanayileşmiş, kanlı bir savaş yürütüyor. Bu çatışma, 20. yüzyıla damgasını vuran türden jeopolitik rekabetlerin geri döndüğünü dramatik bir şekilde ortaya koyuyor. Felaket Çağı'nın büyük bir parçası olan aşırı sağ, bütünüyle geri dönmüş durumda. Ve İsrail'in Gazze'de Filistinlilere karşı yürüttüğü soykırım savaşını gerçek zamanlı olarak izleyebiliyoruz.

Şimdi olduğu gibi, 20. yüzyılın başlarındaki Felaket Çağı da bir ekonomik küreselleşme safhasını takip etti. Hobsbawm daha önceki bir kitabında, uluslararası ticaret ve finans ile demiryolları, telgraf ve buharlı gemiler gibi yeni teknolojilerin dünyayı birbirine bağladığı, 19. yüzyılın ortalarındaki Sermaye Çağı'nın harika bir portresini çizmişti. İngiltere'nin liberal imparatorluğunun idaresi altında, bütünleşik bir küresel kapitalist ekonomi ortaya çıkmıştı.

Ancak bu ekonomik genişlemeden en kazançlı çıkanlar yeni endüstriyel güçler olmuştu: bilhassa Almanya ve ABD. 19. yüzyılın sonuna gelindiğinde, büyüyen ekonomik ve siyasi istikrarsızlık ortamında İngiliz hegemonyasına meydan okuyorlardı. Sonuç, Hobsbawm'ın Felaket Çağı'na damgasını vuran iki dünya savaşıydı.

Bir bakıma benzer şekilde, yeni küreselleşme dalgası başka bir liberal imparatorluğun önderliğinde gerçekleşti. ABD, İkinci Dünya Savaşı sonrası hegemonik devlet olarak İngiltere'nin yerini almıştı. Sovyetler Birliği'nin çöküşü onu bir süreliğine ciddi bir rakipten mahrum bıraktı. Neoliberalizm büyük ölçüde Washington'un yönlendirdiği ekonomik ve politik bir programdı.

Ancak küreselleşmeye bir kez daha hegemonik gücün göreli gerilemesi damgasını vurdu. ABD, 2000'li yıllarda iki büyük darbe aldı: Irak'taki yenilgi ve 2007-9 küresel finansal krizi. Gelişmiş kapitalizm uzun bir ekonomik durgunluk dönemine girdi.

Ne var ki, yine bir kez daha, küreselleşmeden ziyadesiyle faydalananlar oldu. Çin, neoliberalizmi çalışanlar ve yoksullar için katlanılabilir hale getiren ve enflasyonun düşük tutulmasına yardımcı olan ucuz mallar tedarik ederek küresel üretim ve ticaretin merkezi olarak ortaya çıktı. Ve Xi Jinping yönetiminde ABD hegemonyasına giderek daha fazla meydan okuyor.

ABD ve Çin'in giderek daha fazla uyguladığı korumacılık, küreselleşmenin bittiği anlamına gelmiyor. Uluslararası mal ticareti pandemiden önce zirveye ulaştı ancak hizmet sektörü büyümeye devam ediyor. Çin'den başlayan ve Kuzey'de biten tedarik zincirleri, basitçe terk edilemeyecek kadar kârlı.

Gelgelelim kapitalist küreselleşme, destekçilerinin vaat ettiği barışı getirmedi. 20. yüzyılın başlarında olduğu gibi, gücü devletler arasında yeniden dağıttı. Aynı zamanda, 1914 öncesindeki “Yaldızlı Çağ”da olduğu gibi, zengin ile fakir arasındaki uçurumu da genişletti. Bu, tıpkı “Kısa Yirminci Yüzyıl”da olduğu gibi, savaşa ve devrime davetiye çıkarmakta.

Alex Callinicos

Socialist Worker’dan çeviren Irmak Yavlal


Bültene kayıt ol