Şafak Ayhan

Şafak Ayhan son yazıları

03.02.2022 - 11:55

Devletin çocuktan beklentisi

Utanç, insanlığı kurtaracak olan duygu.

Andrei Tarkovsky

- Hiçbir kişi kendi çıkarları için çocukları kullanamaz. Devlet böyle bir duruma karşı her çocuğu korur.

- Çocuklarla ilgili bütün yasa ve uygulamaları oluşturanlar, önce çocukların yararını düşünmek zorundadır. Devlet, çocukların koruma ve bakımını üstlenenlerin sorumluluklarını yerine getirmeleri için önlemleri alır ve onların sorumluluklarını yerine getirip getirmediklerine bakar.

- Yaşamak, her çocuğun temel hakkıdır ve herkesin ilk görevi çocukların yaşamını korumaktır.

- Hiç kimse çocukların onurunu kıramaz, onları küçük düşüremez, özel hayatına karışamaz. Çocukların bu hakkı yasalarla korunur.

- Hiç kimse, çocuklara karşı olan sorumluluklarını onlara zarar verecek şekilde kullanamaz. Devlet çocukların hiçbir zarara uğramaması için her türlü önlemi almakla yükümlüdür.

Türkiye’nin de imzacı taraf devletler arasında yer aldığı Çocuk Hakları Sözleşmesinden birkaç madde okudunuz. Anadilinden eğitim hakkından tutun da mülteci çocuklara sağlanacak olanaklara kadar Çocuk Hakları Sözleşmesi, insan haklarının korunması ve yüceltilmesi açısından oldukça önemli bir sözleşme. Türkiye, diğer imzacı devletlerin içerisinde sözleşme maddelerinin bazılarına "şerh" koyan tek ülke. Bu maddelerin neler olduğunu ve konunun daha detaylı tartışmasına ilgili linkten ulaşabilirsiniz. Bkz. https://marksist.org/icerik/Yazar/16192/Pedagojinin-ince-yuzu 

Çocukları kullanamazsınız

Yukarıda sözleşme maddeleri sıralı olarak verilmiş değil. Birinci sıraya yazdığım madde, geçtiğimiz günlerde AKP’nin Trabzon mitinginde bir çocuğun elinde bir oyuncak ile sahneye çıkartılıp CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’na "hain"demesiyle başlayan tartışmalarla bana göre en ilgili maddesi. Devlet çocuğu koruması gereken yerde kendi çıkarları için adeta kullanıyor. Bu şimdiki iktidara ve bu döneme özgü bir şey değil. Bu yıllardır, kendisi için ölmesi istenen çocuklar ve gençleri marşlarla, ırkçı mitolojik anlatılarla egemen fikrin bekası ölmeye ikna eden ve tekrarlanan oldukça güçlü bir alışkanlık. 

Açık bir şekilde çocuk istismarı kapsamına giren bu olaylar Türkiye’nin egemen ideolojisiyle bir bütünlük halinde. Özellikle seçim dönemlerinde kitlesine daha yakın gözükmek isteyen iktidarlar çocuğu araçsallaştırıyor ve çocuk hakları sözleşmesini ayaklar altına almış olanlar birden çocuklarla fotoğraflar çektirmeye, videolarında umut ve sevgi imgeleriyle çocuklara yer vermeye başlıyor. 

Sınıflı toplumlarda, kapitalist üretim ilişkileri ve onun var ettiği ulus devlet anlayışında çocuk ve gelecek nesil egemenler için çok önemli bir yer tutuyor. Kapitalizmin aileyi kutsaması ve verdiği eğitime "milli"’ sıfatı eklemesi hiç de tesadüfi değil. 

Sahneye çıkartılan çocuk, her çocukta görülebilecek bir refleksle isteklerinin kabul edilmesi için elindeki mikrofona bir şeyler söylüyor, etrafındakiler koca koca siyasetçiler, yöneticiler ağzı kulaklarına varıncaya kadar gülerek çocuğun her şeyiyle sömürülmesinden oldukça mutlu oluyorlar. Bir çocuğu bu şekilde konuşturtan bir siyasetin durumu oldukça içler açısı. Burada çürüme var,  kokuşma var.

Devlet ve aileler çocuklar üzerine tahakküm kuran yapılar olamaz. Bu iki kurumun tek bir görevi vardır: çocukları korumak. Aile, “ben böyle istiyorum diyerek” çocuğuna istediği biçimiyle yön veremez. Devlet de aynı şekilde. Bu çocuğu konuşturanlar bu çocuğa yapabilecekleri en büyük kötülüğü yaptılar. Okul hayatından iş hayatına kadar insanlar tarafından muhalefet liderine "hain" diyen kişi olarak bilinecek ve tanınacak. Bu çok korkunç bir şey. Şimdi ise medya çocuğun yüzünü göstermemeye çalışıyor haklı olarak ama çok geç kalındı. Bazı yerel TV kanalları da çocukla röportaj yapmak için sıraya girmiş durumda. Ve çocuk bu şekilde konuşturulmasının ağır yükünü sırtına almış bir şekilde"özür dilerim" öyle demek istememiştim diyor. Çocuk, özür dileme mekanizmasını hiçbir suçu olmamasına rağmen işletebiliyor. Peki onu sahneye çıkartıp ağzı kulaklarında seyredenler, teşvik edenler? Ünlü yönetmen Andrei Tarkovsky’in Solaris adlı filmindeki şu replik akıllara geliyor.

"….Utanç, insanlığı kurtaracak olan duygu."

Milletvekili değil pedagog

Medyanın süreci takibi ve ele alışı da birçok eleştiriyi beraberinde getirecek türden. Bu olay yaşandıktan sonra, bu konu hakkında konuşması gereken pedagoglar, eğitim bilimciler, çocuk gelişim uzmanlarının yerine; durumu eleştirmesi için muhalif gazeteciler veya milletvekillerini ya da durum savusunu için iktidarın gazetecilerini, milletvekillerini dinlemek zorunda bırakılıyoruz. Oysa çok daha daha geniş kapsamlı bir sorunla karşı karşıyayız. 

Egemen fikrin "Cahil" sever tarihçisi.

İlber Ortaylı her konu hakkında yorum yapma zorunluluğu hissettiği için bu mitingde konuşturulan çocuk için de bir şeyler söylemiş. Olayı “zevzeklik” olarak nitelendiren Ortaylı, “Andımızın kaldırılmasına tepki göstermeyen halk şimdi kızıyor” diyor. Yine Ortaylı’ya göre bu andımız denen militarist söylemler kaldırıldığında"halk ayağa kalkmalıymış’’. Açlıktan, yoksulluktan, ekonomik krizden, her gün gelen zamlardan değil ama bir “milli” metinden dolayı halk ayağa kalkmalıymış. Kalkmadığı için de böyle oluyormuş.

“Andımız dediği her yanı milliyetçi metnin savunusu, Trabzon’da konuşan çocuk meselesine nasıl dahil oluyor?” dediğinizi duyar gibiyim. Ortaylı’ya göre çok alakası var. Beyefendi “çocuğu boş bırakırsan böyle olur” diyor. Güya andımızdan geçen"büyüklerimi sayma’’nın eksikliğini yaşıyormuş çocuk. 100 yıldır herkes doğru, dürüst ve çalışkandı, ne zaman andımız kaldırıldı doğruluktan dürüstlükten eser kalmadı! Zihnini her an milliyetçi marşlarla doldurmalısın ki bir çocuk eline mikrofon alınca hemen andımızı okumalı, esas duruşa geçmeli. Çocuğa siyasi nutuk attırılmaz diyen Ortaylı, ardından andımız savunusuna geçiyor. Andımız hiç siyasi değil Ortalıya göre. Yoksa, çiçekten, doğadan, sevgiden, barıştan bahseden bir metin olduğunu mu düşünüyor? Tartışmanın bu tarafındakiler de çocuklar üzerinden kurulan tahakkümü "vatan, devlet, bayrak" adı altında meşrulaştırmaya çalışıyor. 

Şafak Ayhan

SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol