Meltem Oral

Meltem Oral son yazıları

Meltem Oral tüm yazıları

17.07.2021 - 14:57

Bizim için bitmedi

Türkiye 1 Temmuz itibariyle kadınları, LGBTİ+’ları ve çocukları şiddete karşı koruyan en kapsamlı hukuksal metinden ve uluslararası sözleşmeden çekilen ilk ülke olarak tarihe geçti. Ancak o gün başka bir tarih daha yazıldı. Yirmiden fazla ilde kadınlar ve LGBTİ+’lar sokağa çıkarak haklarından vazgeçmeye niyetlerinin olmadığını, meselenin bizim için bitmediğini gösterdi. 

İstanbul Sözleşmesi’ni Uygula kampanyasının #1Temmuzdaİsyandayız çağrısıyla Taksim’de buluşan binlerce kişi son yılların en önemli eylemlerinden birini gerçekleştirerek korku duvarından bir blok devirdi. Tünel’de buluşan kitlenin polis barikatlarını aşma kararlılığı, İstiklal’e girmiş olması, uzun süre dağılmaması, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme cüretine karşı öfkenin boyutunu ortaya koydu. Üstelik eylemde açığa çıkan mücadeleci irade, bizzat o günün ötesinde bir şeyler de söylüyor. 

Birincisi yıllardır otoriter politikalara karşı, AKP-MHP ittifakının demokrasi ve özgürlük namına gördüğü her şeyin üzerine beton döken iktidarına karşı sokakları asla boş bırakmamayı başarmış olan kadın ve LGBTİ+ hareketi, bir kez daha tüm muhalefetin sokaktaki en dinamik odağı olduğunu kanıtladı. Hem Onur yürüyüşü hem 1 Temmuz eylemi, tüm engellemelere rağmen hareketin bir şekilde sokakta sözünü söylemeyi başarabilme yeteneğini gösteriyor. 

Kısaca kadın mücadelesi ve LGBTİ+ hareketi işçi sınıfının bütün mücadeleci kesimlerine, örgütlü sola, en geniş anlamıyla tüm muhalefete nefes aldırıyor. Aynı zamanda mücadelenin nasıl örgütlenmesi gerektiğine dair de bir projeksiyon sunuyor.

İkincisi, İstanbul Sözleşmesi’nden resmi olarak çekilme hamlesinin yenilgi havası yaratamamasını, aksine hız kesmeden haklarımızı ve hayatlarımızı korumak için mücadeleye devam edebilmemizi mümkün kılan bir basamak oldu 1 Temmuz. Yıllardır kesintisiz bir şekilde 8 Mart feminist gece yürüyüşlerinde görmeye alışkın olduğumuz, çoğunluğu genç, kararlı, mücadeleci kitlenin 1 Temmuz’da bir kez daha birleştiği politik odak kadın mücadelesinin sürükleyicisi olacak. 

İktidarın şiddeti önlemeye niyeti yok

Erdoğan Türkiye çapında binlerce kadının kendisinin kararlarını tanımadığını haykırdığı sıralarda, “kadına yönelik şiddetle mücadelede 4. ulusal eylem planı” açıkladı. Büyük kısmı boş laf kalabalığından oluşan plan, İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararının hiçbir toplumsal meşruiyeti olmadığının bilincindeki iktidarın dostlar alışverişte görsün hamlesi. İktidarın şiddeti, cinayetleri, tacizi, tecavüzü, istismarı önlemek gibi bir amacının olmadığının kanıtı, bu eylem planı açıklandıktan bir hafta sonra, cinsel istismar suçlarında tutuklama için delil şartını getiren yargı paketinin onaylanmış olmasıdır. Bu iktidar açıkça faillerden yana.   

Hem Erdoğan’ın açıkladığı planda hem de iktidar cenahının genel söyleminde dikkat edilmesi gereken noktalardan ikisi; şiddetin münferitleştirilmesi ve LGBTİ+ düşmanlığı. Planda geçen “vaka bazlı yaklaşım”, “alkol madde bağımlılığı tedavisi, öfke kontrolü eğitimi” gibi hedefler kadına yönelik şiddeti, bir takım sorunlu faillerin neden olduğu tekil olaylara indirgiyor. Oysa kadına yönelik şiddet, kaynağını toplumsal cinsiyet eşitsizliğinden alan politik bir sorundur. Şiddeti bireysel bir sorundan ibaretmiş gibi kabul etmek onu önlemenin önünde engeldir, aynı zamanda toplumsal cinsiyet eşitliğinin inkârında ısrardır. Bizim yeni paketlere, planlara ihtiyacımız yok, İstanbul Sözleşmesi zaten bu alandaki en kapsamlı metindi. 

İkinci önemli nokta ise ısrarlı LGBTİ+ düşmanlığı politikası. Hem iktidarın uzun süreden beri yükselttiği fobik nefret siyasetinin hem de İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmiş olmanın etkisini ne yazık ki lubunyalara dönük artan saldırılarda görüyoruz. En son Maçka Parkı’ndan çıkan üç kişiyi takip ederek saldıranlar serbest bırakıldı. Onur haftasında LGBTİ+’ların aynı parkta piknik yapmasına bile tahammül edemeyen devlet faillerin yanında olduğunu göstermeyi, başka nefret saldırılarını teşvik etmeyi sürdürüyor. Pikniğe yönelik saldırıda bir aktivistin kolunu kıran polis de yolda yürüyen lubunlara saldırıp bir kişinin burnunu kıran on kişi de cezasız bırakıldı. 

İktidarın İstanbul Sözleşmesi’nden çekilme kararı ve 1 Temmuz’da açıklanan eylem planı LGBTİ+ nefretini örgütleme politikasının bir uzantısı. 

Her türlü nefret siyasetine karşı 1 Temmuz’daki eylem, şiddeti ve istismarı aklayanlara karşı kadın ve LGBTİ+ hareketlerinin sokakta birleştiği zeminlerden birisi oldu. Kadın düşmanlığına ve LGBTİ+ nefretine karşı mücadelelerin ayrıştırılamayacağını gösterdi. Türkiye’deki tüm muhalif kesimlerin 1 Temmuz eylemini mümkün kılan, onun yansıttığı örgütlü kararlılıktan, politik iddiadan, yan yana durabilmenin birikiminden dersler çıkarması gerekiyor. 

Meltem Oral 

(Sosyalist İşçi)

SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol