Grev: İşçi sınıfının en önemli silahı

11.06.2020 - 17:01

İşçi sınıfının kapitalist sömürü düzenine karşı elindeki en önemli silahı, üretim sürecini durdurabilmesi, yani grev yapabilmesidir.

İşçilerin grev yapabilme özelliği, kapitalistlerin en çok korktuğu özelliğidir. Bazen sendikalar olmaksızın da grevler örgütlenmiştir ama işçiler grevi genellikle sendikal örgütlenmeleri aracılığı ile yapar.

İşçilerin ve emekçilerin içinde bulundukları olumsuz koşulların sorumlusu sermaye sınıfı ve onun düzenidir. Bu yüzden işçilerin patronlara karşı bir hak arama yöntemi olarak grev yapması, üretimden gelen gücünü kullanması işçi sınıfının en önemli silahıdır.

Grev hakkı

İşçilerin, bir işkolu veya bir işyerinde haklarını elde etmek için, faaliyeti durdurmak veya işin niteliği çerçevesinde işi önemli ölçüde aksatmak şeklinde, kendi aralarında veya bir sendika tarafından alınmış karara uyarak işi bırakmalarına grev denir.

İşçiler çalışma koşullarını kendi lehlerine değiştirmek için grev yaptıkları gibi demokrasi mücadelesini desteklemek amacıyla, bir yasanın değiştirilmesi, politik iktidarın etkilenmesi, emek ve demokrasi karşıtı kararlara karşı da grev yapabilirler.

Grev bir işyerinde, işkolunda ya da ülke çapında olabilir. Grev yapan işçiler, belirli ya da belirsiz bir süre çalışmayı durdururlar. Grev, işçi sınıfının patronlara karşı üretimden gelen gücünü kullanarak yürüttüğü, kolektif bir eylemdir.

Grev, amaçlarına ve uygulanma biçimlerine göre değişiklik gösterir ve farklı adlarla isimlendirilir: Ekonomik grev: Toplu sözleşmenin yasal prosedürü içinde ortaya çıkan grevdir. Hak grevi: Yürürlükteki toplu sözleşmenin hükümlerinin uygulanmaması durumunda yapılan grevdir. Genel grev: Yalnızca bir işletmede ya da işkolunda değil, tüm işkollarında üretimin topluca durdurulması eylemidir. Dayanışma grevi: Ulusal veya uluslararası düzeyde başlatılan, bir ya da birçok grev veya eylemle dayanışma göstermek amacıyla gerçekleştirilen grevdir.

Grevin bir hak olduğu, Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO)’nun 50 yıllık faaliyetinde yerleşmiş bir kuraldır. ILO’nun 1983 yılında yaptırdığı bir araştırma raporunda, Uzmanlar Komitesi, Sendika Özgürlüğü Komitesi’nin varmış olduğu sonucu şöyle tekrarlamıştır: “Grev hakkı, işçilerin ve onların örgütlerinin sosyal ve ekonomik çıkarlarını korumak için kullandığı asli araçlardan biridir”. “Grev hakkının ve sendikal eylemin sendika özgürlüğü ilkelerinin ayrılmaz bir parçası olduğu” 1997’de bir kez daha teyit edilmiştir.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 2009’da Türkiye’yle ilgili bir vakada, grev hakkının varlığını, ILO Sözleşmesi’nin koruduğu sendika özgürlüğünün asli bir unsuru olarak kabul etmiştir. Dünyada en az 90 ülkede grev hakkı anayasalarda yer almaktadır.

Türkiye’de grev kakkı

Bir dizi ülkede grev hakkı farklı tanımlanmıştır. Türkiye’de grev kararı, sendikalı bir işyerinde ve toplu sözleşme görüşmelerinde anlaşamama sonucunda alınır. Toplu sözleşme dışında gerçekleşen iş bırakmalar direniş olarak tanımlanabilir. Toplu sözleşmede anlaşma sağlanamamış bile olsa, grev kararı ancak belli bir sürecin sonucunda alınabilir. Ayrıca işverene de lokavt hakkı, yani işçileri çalıştırmama hakkı verilmiştir. Greve çıkan işçiler işyeri önünde gösteri yapma olanağına sahip değildir. Sadece grev yazısını asabilirler, işe giriş çıkışı engelleyemezler.

Tüm bunların da gösterdiği gibi Türkiye’de grev haktır, ancak uygulamak hiç de kolay değildir. Yasal engeller grevleri olumsuz etkilemektedir. 

İşçiler çalışmadığı zaman duran üretim, patronların sömürü mekanizmasının sekteye uğramasına yol açar. Bu yüzden doğru biçimde kullanılan grev silahı patronlar için büyük bir tehdittir. Grevler aynı zamanda işçi sınıfının geniş kesimlerinin birleştiklerinde neler başarabileceklerini onlara gösterir. Bunların bilincinde olan kapitalistler, elinden geldiğince işçi sınıfının bu önemli silahının teklemesi için uğraşır; mümkünse de grev silahını işçilerin elinden alır. Bilhassa kapitalizm için kritik önemdeki üretim faaliyetlerinin gerçekleştiği işletmelerde grev hakkının olmaması, grev yasaklarının genişlemesi için elinden gelen her şeyi yapar.

TC yasalarında grev yasakları

Bugün pek çok sektörde greve çıkmak yasalar tarafından engellenmiştir. Kamuda çalışan memur statüsündeki işçiler için toplusözleşme hakkı tanınmıştır, ama grev yasaktır.

Grev yasağı kapsamına girmeyen işlerde ise patronlar için devreye son merci olarak hükümet girer. Türkiye’de hükümet isterse her grevi yasaklayabilir. “Genel sağlık” ve “milli güvenlik” gerekçesiyle bütün grevleri erteleyebilir. Bunu birden fazla kez yapmasının önünde bir engel de olmadığına göre, siz rahatlıkla “erteleyebilir” kelimesini “yasaklayabilir” diye okuyabilirsiniz.

Sonuç

Grevler çok uzun yıllar boyunca yasadışı eylem sayıldı. Ama işçi sınıfı grevi bir mücadele silahı olarak kullanmaya başladığı yıllarda, mücadeleci işçiler “iş bırakmak yasal mı değil mi” diye düşünerek hareket etmiyordu. Çünkü onları yasalar değil haklı olup olmadıkları ilgilendiriyordu. Tıpkı 1963 yılında “yasadışı” olarak greve çıkan ve militanca mücadeleleriyle grevi yasalara hak olarak yazdıran Kavel işçileri gibi. Bugün de işçiler haklar elde etmek istiyorlarsa mücadelelerini yasaların belirlediği sınırlarda sürdürme çekingenliğiyle davranmamalı, Kavel işçilerinin gösterdiği cüreti gösterebilmek için güç toplamalıdır. Çünkü grev yasaklarını aşmanın yolu örgütlü bir biçimde militanca mücadele etmekten geçiyor.

Grev hakkına işlerlik kazandırılması için, grev yasaklarının ve grev hakkının kullanımını engelleyen bütün yasal düzenlemelerin kaldırılması için, mücadele etmeliyiz. Dayanışma grevi, Hak grevi ve Genel grev hakkının sınırsız kullanılabilmesini sağlamalıyız. İşçi ve kamu emekçisi ayrımına son verilmesini savunmalı, tüm işçilerin tek sendikal yapıda örgütlenmesi için mücadele etmeliyiz. Bir başka mücadele alanı da, sermayeye karşı emeğin küresel düzeyde işbirliğinin ve enternasyonal dayanışmanın sağlanmasıdır. Her demokratik hak gibi grev hakkı da asıl olarak işçi sınıfının kendisi tarafından korunmalıdır. 

(Dosya) Birleşen işçiler yenilmezler


SEÇTİKLERİMİZ


Bültene kayıt ol