Chick Corea, caz dünyasının en büyük isimlerinden biri

21.02.2021 - 09:13

Geçen hafta nadir görülen bir kanser yüzünden ölen Armando Anthony “Chick” Corea, caz (veya Afro-Amerikan klasik müziği) dünyasında en büyük isimlerden biriydi.

Rüştünü ispatlamış bir piyanist olarak Corea, klavye ve piyano çalışına sıra dışı bir kıvraklık, hatta sihirli denebilecek bir dokunuş getirmişti. Çaldığı müzikal formatın ne olduğuna bakmaksızın (bas, davul ve piano üçlüsü, big band, piyano ve vibrafon düetleri, solo piyano, caz-rock fusionları ve hatta bazen dümdüz akustik caz) Corea, her zaman kendi imzalı soundu olan afacan, çocuksu, kıvrak bir piyano çalma yaklaşımını öne çıkarmıştı. 

Corea’nın en büyük müzikal gücü, dinleyicisiyle iletişim kurmasıydı. Kendisi gibi Miles Davis’in yetiştirdiği, ancak solo piyanoda kendine dönük ve bencil denebilecek bir tarzı benimseyen Keith Jarett’tan esas farkı da buydu. Corea, amacının “müziği çalmak ve dinleyicinin neler olduğunu anlamaya çalışırken izlemek” olduğunu az ve öz bir şekilde ifade ediyordu. Corea’nın dinleyiciyle müzikal iletişim kurma çabası, bilim kurgu yazarı L. Ron Hubbard tarafından kurulan Scientology “dinine” olan bağlılığı tarafından biçimlendirilmişti. 

Corea’ya göre, iletişim bir şeyleri aşırı basitleştirmekle eşdeğer değildi. Bunun anlamı yoğun müzikal fikirleri ustalıkla işleyerek onları dinleyici tarafından kolayca anlaşılabilir, sindirilebilir ve değeri anlaşılabilir bir formata çevirmekti. Bu, onun büyük oranda başardığı bir şeydi. 

Müzikal ilham kaynakları, Scribain, Bartok, Mozart, Beethoven gibi klasik bestecilerden, Art Tatum, Bud Powell, Thelonious Monk ve Duke Ellington’ın da içinde olduğu Afrika-Amerikalı piyano üstatlarına kadar uzanıyordu. 

Corea, 1941’de Boston, Massachusetts’de doğmuş ve küçük yaşlarından itibaren klasik piyano öğrenmişti. Gençlik yıllarında düzenli olarak bando takımlarıyla çalışmış ve restoranlar ile barlarda çalmıştı. 

Corea, New York’ta Columbia Üniversitesi’nde ve Juilliard Müzik Okulu’nda formal müzik eğitimi aldı ama müzik çalışmalarına ilişkin köhnemiş yaklaşımlarını kınayarak okulu bıraktı; onun yerine Kübalı perküsyoncular Mongo Santamaria, Willie Bobo Correa ve Herbie Mann’la profesyonel konserler verdi. Bu konserler Corea’da ömrü boyunca sürecek bir Afrika-Küba Cazı aşkı ve konserlerinde bir solocuya eşlik ederken aniden bir Küba montunosu çalma eğilimi miras bıraktı. 

Corea, 1968’de trompetçi Miles Davis’in grubuna katıldığında ilk defa kitleler tarafından tanınmaya başladı. Daha sonradan beraber birtakım ilham verici piyano düetleri kaydedecekleri piyanist Herbie Hancock, Miles’ın grubundan ayrılıyordu ve yerine Corea’yı önermişti. Böylece Corea, çığır açan Filles De Kilimanjaro albümünde iki parça kaydetme fırsatı buldu. Bunlardan biri Jimi Hendrix bestesi The Wind Cries Mary ile aynı akor yapısına sahip olmasıyla ünlenen Miss Marby parçasıydı.

Tam o sıralarda dünyanın dört bir yanında karışıklıklar ve direnişler yaşanıyordu. 1968 yılındaki olaylar Fransız egemen sınıfını sallıyor, sivil haklar ve siyah gücü mücadelesi Amerikan iktidar yapısına meydan okuyor, Vietnam savaşı hem ABD içinde hem de dışarıda kitlesel bir direnişin zeminini oluşturuyordu. Bu mücadeleler tartışmasız bir biçimde, müzik de dahil olmak üzere, çağın sanatlarına yansıyor ve büyük bir yaratıcılık patlamasına sebep oluyordu. 

Davis’in grubu da bunun dışında kalmamıştı. Freebop’ın “kontrollü özgürlüğü” gitmiş, yerine büyük ölçüde rock ve soul’dan unsurlar ödünç alan bir müzik gelmişti. Jimi Hendrix, Sly & the Family gibi gruplar, açık-uçlu doğaçlamalar yapmalarına olanak sağlayan bir rock veya funk temposunu benimsemişti. Müzisyenler arasında bu caz-rock veya fusion olarak tanımlanıyordu. 

Corea, Davis ile birlikte bu tarzdaki In A Silent Way, Bitches Brew, Live At The Filmore ve Black Beauty albümlerini kaydetti. Gruptan ayrıldıktan sonra, fusion ve caz-rock deneylerine, sabit kadrosunu kendisi ve basçı Stanley Clarke’ın oluşturduğu kendi grubu Return to Forever’la devam etti. Bunlar arasında da  Manfred Eicher’ın ECM şirketi için solo piyano albümleri ve vibrafoncu Gary Burton’la düetler kaydetti. 

My Spanish Heart isimli ustalıkla işlenmiş, bestelenmiş ve kaydedilmiş albümüyle 1976'da büyük bir çıkış yakaladı. Bu albüm Afro-Küba cazı, İspanyol flamenkosu, Portekiz mornasından çeşitli unsurlar ve klasik müziğin bir füzyonuydu. Benim kişisel favorilerimden biri olan albümü, herkese Corea’nın müziğine giriş noktası olarak öneririm.

1985’te Corea, Güney Afrika’daki apartheid rejimine karşı kültürel boykotu kırmak gibi bir hata yaptı. Dollar Brand olarak tanınan piyanist Abdullah İbrahim tarafından Güney Afrika’ya gitmemesi konusunda uyarılmasına rağmen Johannesburg’da sahne aldı. Kendisine yöneltilen eleştirilere karşı ısrarla ırkçı rejimin boykotu kırmak amacıyla sanatçılara verdiği rüşvet niteliğindeki desteklerden faydalanmadığını, apartheidın kendi ülkesindeki ayrımcılığa benzediğine ve karma bir grubu Güney Afrika’ya götürmenin ırk ilişkilerini olumlu bir şekilde geliştireceğine inandığını anlattı. 

Sonraki yıllarda, farklı müzikal biçimlerde çalmak ve kayıt yapmak için baş döndürücü denebilecek, hummalı bir çalışmanın içine girdi. Bu çabaları ona 22 Grammy ödülü getirecekti.

Corea’nın açık bir şekilde politik biri olmadığı söylenebilir, ancak ezilenlerin halk müziklerine sağlıklı bir şekilde saygı gösterdi ve bu müziklerden çeşitli unsurları kendi bestelerine taşıdı.

Tobunko Oke 

(swp.org.uk’deki İngilizce orijinalinden çeviren Can Irmak Özinanır) 


SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol