Kadın öğretmen olmak zor

26.01.2022 - 12:52

“Öğretmenlik tam da kadınlara göre bir meslek. Çünkü yarım gün. Çocukların bakımı, yemek yapımı, ev işlerini de okuldan geldikten sonra yaparsın.”

 “Okula kayıt yaptırmak isteyen veliler kadın öğretmenlerin doğurup doğurmamasına bakarak seçimini yapıyor. Hamile kadın dönem içinde izin alıp bırakıp gidebilir. Çocuğu olamayan kadın öğretmense zaten çocuğun halinden anlamaz! Çünkü anne değil!”

“Okulda erkek öğretmen tarafından tacize uğrayan kadın öğretmen, durumu okul yönetimine bildirir, ancak idare; kadın öğretmenin yanında yer alıp, erkek öğretmene ceza vermesi gerekirken; şikayetini geri alması için onu ikna etmeye çalışır!”

“Okul müdürleri erkeklerden oluşmalı. Çünkü yönetme işi beceri ister. Yöneticilik süreklilik ister. Kadınlar ise evlenip çocuk yaparlar, izin alırlar… Belki müdür yardımcılığı olabilir. Daha pasif ne de olsa!”

“ Kadın öğretmenlerin kılık kıyafetleri okullarda öğretmen kurul toplantılarında başlıca konudur. Erkek öğretmenin kılık kıyafeti ile ilgili yönetmelik hızlıca okunup geçilir. Ama kadınların kılık kıyafet konusu okul müdürü tarafından tane tane altı çizilerek okunur. Sonra da bu konu üzerinde kendi yorumlarını yaparak ‘lütfen öğrencilerin ve de velilerin, mahallenin dikkatini çekecek kıyafetler değil, öğretmene yakışır kıyafetlerin giyinilmesini rica ediyorum’ şeklinde bitirilir”

Yukarıda örneklerini okuduğunuz bu düşünceler, kadınlara biçilen cinsiyetçi rollerin, öğretmenlik mesleğini yapan kadınlar üzerindeki tezahürüdür. Okullarda görev yapan yaklaşık 1,1 milyon öğretmenin 450 bini erkek öğretmen, 650 bini kadın öğretmenden oluşmakta. Çoğunluğu kadınlardan oluşmasına rağmen okullarda yöneticiler hep erkektir. Bu tesadüf değil elbette. 

Otoriterlik, erkeklik

Kadınların lider olma özelliklerinin yönetme işine uygun olmamasını öne süren kurum ve kişiler, yöneticiliği otoriter, kararlı, kontrolcü olan ve duygusal olmayan erkeklerin işi olarak görmekte. Kadın yöneticileri kararsız, otoriter olamamakla tanımlayan bu cinsiyetçi eğilim bazı kadın yöneticileri de yönetimde erkek yöneticiler gibi davranmaya sevk etmekte. Kadın öğretmenler her zaman kontrol edilmeye, sorgulanmaya daha açık bir pozisyonda oluyor çoğu zaman.  Özel hayatlarını dedikodu masalarına yatırmak, makyajlarını ve giyimlerini eleştirmek, (beyaz önlük dayatması) okuldaki diğer erkek arkadaşlarıyla olan münasebetlerini takip etmek gibi cinsiyetçi tutumlarla hemen her okulda karşılaşılmakta. İşyerinde aynı işi yaptığım erkek meslektaşım işe daha dinç, enerjik, verimli, üretken ve hazırlıklı gelirken, bu performansı gösterebilmek için çabalayan biz kadınlar daha çok çalışıp, daha erken kalkıp daha çok zaman ayırarak bu süreçte yerimizi almaya çalışıyoruz.

Her yerde eşitsizlik

İşyerlerindeki bu cinsiyet eşitsizliği ev ve diğer yaşam alanlarında da gittikçe belirginleşmekte. Örneğin pandemi dönemi işyerlerimizde değildik, evlerdeydik. Ama değişen bir şey olmadı. Evdeki tüm işleri organize etme işi bizim sırtımızdaydı. Uzaktan eğitim, çocuklarımızın uzaktan eğitimi ve ödevlerinin kontrolü; yemek, ütü, temizlik, hasta ve yaşlı bakımı, alışveriş ve ardından kendi öğrencilerimizin ödev kontrolü, 7/24 velilerin bitmek bilmeyen telefonlarına cevap verme. Kendimize ayırdığımız bir zamanımız kalmamıştı. 

Pandemi döneminde iş yükümüz diğer dönemlere göre daha da ağırlaştı. Tükenmişlik sendromu yaşayan kadınların sayısında hızlı bir artış yaşandı. Toplumsal cinsiyetçi roller daha çok belirginleşip, normalleşti.

Susmuyoruz, korkmuyoruz

Sosyal devlet payının az olması, kadın öğretmenlerin işini zorlaştırıyor. Devletin tüm kurumlarının özellikle çocuk bakımı başta olacak şekilde diğer ev işlerini de kadının sırtından alacak politikaları oluşturmak ve bütçede kaynak ayırması için mücadele etmek gerekiyor. Sendikalarımızın içinde de bu çalışmalara ağırlık verilmesi için diretmeliyiz. 

Uluslararası Çalışma Örgütü 25 Haziran 2021 tarihinde iş yaşamında “şiddet ve taciz” terimini, fiziksel, psikolojik cinsel veya ekonomik zararı amaçlayan ve bunlarla sonuçlanan davranış ve uygulamalara karşı kadını korumayı amaçlayan ilk bağlayıcı belge olan 190 sayılı iş yaşamında şiddet ve tacizin ortadan kaldırılması sözleşmesini kabul etti. Birçok ülke bu sözleşmeye imza attı. Bu sözleşme gibi İstanbul Sözleşmesi gibi kadını her türlü şiddetten koruyan uluslararası anlaşmaların uygulanması yönündeki maddelerin toplu sözleşmelere eklenmesi için çalışmalar yapmalı, diğer taraftan da cinsiyetçi düşünce ve davranış kalıplarına karşı farkındalık oluşturacak politikalar üreten çevrelerle birlikte kadın mücadele ağını genişletmeliyiz. Karşılaştığımız şiddet, taciz, mobbing ve ayrımcılığı teşhir etmeliyiz. “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganını ile yollarına devam eden kadınların mücadelesi bize yol gösteriyor. Yaşamın her alanında, iş yerlerimizde, sendikalarımızda; yaşadığımız sorunların üstesinden gelip kazanmak için kararlı ve güçlü antikapitalist bir mücadele hattı bizi eşitliğe ve özgürlüğe yaklaştıracaktır. 

Berna

(Sosyalist İşçi)



Bültene kayıt ol