Yoksullar eğitim giderlerini karşılayamıyor

21.09.2023 - 10:17

Okulların açılmasıyla beraber eğitim alanındaki birçok sorun da tekrar gündeme yerleşti. 

Veliler çocuklarının okul masraflarını, yaşanan ekonomik kriz nedeniyle ödeyemeyecek durumdalar. En ucuz okul çantasının fiyatı 200 TL iken, kırtasiye masrafları da 200 TL’den başlıyor. Okul forması fiyatları ise 1500-5000 TL arasında değişiyor. MEB’in dağıttığı kitapların yetersizliği nedeniyle istenen ek kitapların ücretleri de keza cep yakıyor. 

Gıda fiyatlarının yüksekliği, velilerin çocuklarına günlük harçlık vermekte zorlanmasının yanı sıra beslenme çantalarını dahi dolduramamasına neden oldu. Benzine arka arkaya yapılan zamlar da okul servis hizmetlerinde anormal denilecek artışlarla sonuçlandı. Çocuklarını donanımlı devlet okullarına kaydettirmek isteyen veliler 20.000’den başlayan kayıt paralarını göze almak durumunda kaldılar. 

İlkokulda geçtiğimiz yıl okula başlama maliyeti 12-13 bin TL iken, bu yıl 28-30 bin TL'ye ulaşmış durumda.

Velilerle dönen çark

Sadece bu da değil, okulların temel ihtiyaçları da veliler üzerinden karşılanmakta. 

Okullardaki güvenlik, temizlik, bakım-onarım, personel gibi ihtiyaçlar “bağış” adı altında velilere dayatılan aidatlarla sağlanıyor. 

MEB tarafından okullara gönderilen bütçe yok denecek kadar az. İşçi ailelerinin aylık geliri yoksulluk sınırının altında kaldığı için bu ihtiyaçları borçla, kredi çekerek çevirmeye çalışıyorlar. Çeviremeyenler ise yoksul kontenjanına girerek mahcup edilmektedir. 

Okullar kendi kaderine mahkûm edilmiş durumda. 

Okulu temizlemek için tutulan personelin maaşından tutun da çekilen fotokopinin kağıdına varana kadar her masraf, yani tüm bu çark velilerin ödedikleri aidatlarla dönmekte. 

Kamusal eğitim çökmüş durumda

Eğitimde her geçen gün devlet desteği azalıyor, velinin yükü artıyor. 

Artan özel okul sayıları ile devlet okullarının gün geçtikçe niteliksiz ve donanımsız hale gelmesi de eşitsizliğin artmasına neden oldu. 

Özel okullarda sınıflar yirmi kişi ile sınırlandırılmışken, devlet okullarında kırk ve elliye kadar dayanmış durumda. Laboratuvar, kütüphane, spor salonu ve sanat atölyeleri ve benzerleri çoğu okulda mevcut değil. 

Devlet okulları bilimsel proje üretme, araştırmalar yapma kapasitesinden, eleştirel ve sorgular bir eğitim anlayışına sahip olma becerisinden oldukça uzak. 

Okul müdürleri öğrencilere sunulan her etkinlikten pay aldıkları için (kaynak kitap, etüt, spor ve tiyatro vb), velilerin de bu hizmeti daha pahalı almasına neden oluyorlar.

Eğitim emekçileri derslere mutsuz giriyor

Yükselen enflasyon karşısında eriyen maaşlar hepimizi yoksulluk sınırına getirdi. 

Geçinememe endişesiyle derslere mutsuz giren bir öğretmen ordusu ile karşı karşıyayız.  

Çalışma koşulları oldukça zor olan öğretmenlerin kalabalık sınıflarda, erişimleri olmayan araç gereçlerden yoksun bir şekilde ders işlemeye çalışması motivasyonlarının düşmesine, değersizlik duygusunu yaşamalarına neden oluyor. 

Yokluk içinde var ediyorlar ama nereye kadar? 

Üstüne üstlük iktidar bir de Öğretmenlik Meslek Kanunu’nu yürürlüğe koyarak öğretmenlerin arasına hiyerarşiyi sokmuş oldu. Öğretmenlerin ‘eşit işe eşit ücret’ ilkesinden uzak bir biçimde, aynı okulun içinde aynı işi yapmalarına rağmen farklı ücretlerle karşılaşmalarına yol açacak kariyer basamakları sistemi yürürlüğe konuldu.

Özel okullar fiyatlarını katlarken, bu okullarda görev yapan öğretmenler asgari ücretin de altında, çok uzun çalışma saatleri ile, güvencesiz ve sendikasız çalıştırılmakta. 

Okullaşma oranı ve eğitime ayırılan kaynak düşük olduğu için 1 milyona yakın öğretmen adayı atama bekliyor. 

Ayrıca bunca öğretmen açığı varken değerler eğitimi dersi için (ÇEDES projesi) öğretmenlerin işini elinden alıp din görevlilerine vermek de yangına ateşle gitmekten başka bir şey değildir.

Eğitim sendikaları birleşerek, direnerek kazanabilir

Nitelikli eğitimin “kapsayıcı”, “eşitlikçi” ve “kaliteli” eğitim olduğunu söyleyen ETUCE (Global Eğitim Sendikaları Federasyonu olan Eğitim Enternasyonali), “Eğitimin evrensel olarak erişilebilir olması için, yeterli kaynakları sağlamanın hükümetlerin görevi olduğunu” söyler. 

Başta Eğitim Sen olmak üzere eğitim alanındaki tüm sendikaların parasız eğitim için birlikte mücadele etmeleri kilit bir öneme sahip. 

Yoksul, emekçi ailelerin çocuklarının nitelikli eğitime erişimi ancak devletin eğitime ayırdığı kaynakla mümkündür. 

Geçen yıl 2023 MEB bütçesi, ekonomik kriz ve yüksek enflasyon koşulları dikkate alındığında eğitim sisteminin, öğrencilerin ve eğitim emekçilerinin yaşadığı sorunlara çözüm üretmekten çok uzaktı. 

Eğitimde en temel ihtiyaçlar görmezden gelinerek hazırlanan MEB bütçesinin zorunlu harcamaları bile karşılayabilmesi zor göründüğü, Eğitim Sen tarafından da söylenmişti . 2023-2024 eğitim öğretim yılı başladı ve karşılaşılan sorunlar bu tespitin ne kadar doğru olduğunu gösterdi.

Şimdi de 2024 bütçe görüşmeleri başlayacak. Bu görüşmelerde sadece söyleyecek sözümüz olması yeterli değil; aynı zamanda iş bırakacak, sokağa çıkacak, eğitim alanındaki taleplerimizi haykıracak bir eylem programına da sahip olmalıyız. Bunun için de birleşmeli, direnmeli ve kazanmalıyız.

Berna Tez

(Sosyalist İşçi)

 


Bültene kayıt ol