5 soruda transfobi ve karşı mücadele

11.05.2022 - 11:29

Toplumsal cinsiyetçiliğe karşı mücadele edenlere yanıt olması açısından DSİP LGBTİ+ Çalışma Grubu'ndan Atilla ile konuştuk.

1- Sosyalistler, transların verdiği mücadelenin neresinde yer alır?

Atilla: Trans olma hali halen dünyanın her yerinde yoğun olarak tartışılan bir konudur. Kimi toplumlar trans olmaya kısmen “normal” bir olgu olarak bakarken, kimi toplumlarda ölüm cezasını gerektiren bir “suç” olarak görülmektedir. LGBTİ+’ların verdiği mücadele sonucunda günümüzde transların özgürlük alanı oldukça genişlemiştir, pek çok ülkede translar açık kimlikleriyle var olabilmekte, çalışma hayatında, yönetim mekanizmalarında, parlamentolarda yer alabilmektedir. Ancak transların – sosyalistlerin de var güçleriyle katılması ve desteklemesi gereken - özgürlük mücadelesi henüz son bulmamıştır.

2- Trans kime denir?

Yeni doğan bebeklere, cinsel organlarına bakılarak bir cinsiyet ataması yapılır. Penisi olan bebeklere erkek, vajinası olan bebeklere kadın denir. Ancak bu her zaman doğru olmayabilir, kişinin kendi hayatını ve iradesini yansıtmayabilir. Daha açık bir ifadeyle, kişi, doğumunda kendisine atanan cinsiyetten hoşnut olmayabilir. Kendisine erkek kimliği atanan bir kişi kadın, kadın kimliği atanan bir kişiyse erkek olabilir. 

Doğduğunda kendisine “erkek” cinsiyeti atanan ancak kendisi kadın olan kişilere trans kadın, “kadın” cinsiyeti atanan ancak kendisi erkek olan kişilere trans erkek denir. Trans da cinsiyet kimliklerinden biridir; kişiler kendilerini doğumlarında atanan cinsiyetlerinden farklı, beyanlarıyla belirlenen bir cinsiyet ile ifade edebilir, ya da cinsiyet kimliğine ilişkin bir beyanı olmayabilir.

3- Translar “ameliyat” olmak zorunda mıdır?

Nasıl ki bedenlerinden hoşnut olmayan heteroseksüel kişiler, bunu değiştirmek için çeşitli tıbbî ve cerrahî yöntemlere başvuruyor iseler, trans kadınlar, trans erkekler ya da trans kişiler de aynı gerekçeyle çeşitli tıbbî ve cerrahî yöntemlere başvurabilirler. Bu bir zorunluluk değildir, tümüyle kişinin isteğine bağlı bir durumdur. Bu işlem(ler)e cinsiyet uyum süreci ve/veya geçiş süreci denir; ancak uyum kelimesinin transların “uyumsuz” kişiler olduğunu ifade ettiği, oysa bunun doğru olmadığı düşüncesiyle, bu kavramlar üzerinde halen tartışılmaktadır.

Şunu da belirtmek gerekir ki, trans kavramı cinsiyet kimliği ile ilgilidir, cinsel yönelim hakkında bir şey söylemez, Trans kişiler heteroseksüel, eşcinsel, biseksüel yönelimlere sahip olabildikleri gibi, bu cinsel yönelimlerin kendilerine yetmediğini veya uymadığını da düşünebilirler. Yani bir trans kadının lezbiyen, bir trans erkeğin gey olması mümkün olabileceği gibi, cinsel yönelimini başka bir şekilde de ifade edebilir.

4- Transfobi nedir? Nerede karşımıza çıkar?

Transfobi kavramı, trans kadınlara, trans erkeklere ve kendisini trans olarak ifade eden bütün kimliklere yönelik önyargı ve nefreti anlatır. Homofobi gibi transfobi de toplumda yaygın olarak görülür ve kendisini çok çeşitli şekillerde gösterir. Transları ve trans olmayı aşağılama, translara hakaret etme, dalga geçme, alaya alma, psikolojik veya fiziksel şiddet uygulama gibi söylem ve eylemlerin tümünü içerir.

Transfobinin esas nedeni bireysel veya psikolojik bir korkudan ziyade, sınıflı toplumun hiyerarşik ilişkilerinden güç alan, bu hiyerarşileri yeniden üreten bir toplumsal olgudur. Kapitalist egemen sınıflar, toplumun erkek ve kadın bireylerden oluştuğunu anlatır. Bu kadınlar ve erkekler, ancak karşıt cinsiyetten olan insanlara romantik ve duygusal bir yakınlık besleyebilirler. Buna göre toplumda başka cinsiyet kimlikleri ve cinsel yönelimler yoktur. Bu erkek ve kadınların görevi, evlenmek suretiyle bir aile kurarak çocuk yapmak ve kapitalist toplumun ihtiyaç duyduğu nüfus artışını sağlamaktır. Erkeğin görevi aileyi geçindirmek, kadının görevi de çocukları büyütmektir. Ezilenlerin mücadelesine bağlı olarak bu rol dağılımında kaymalar ve değişiklikler görülebilir, ancak erkeğin egemen, kadının ezilen olduğu kapitalist aile modeli, aynı zamanda toplumsal hiyerarşi ilişkilerinin yeniden üretildiği yerdir. 

İşte bu toplumsal hiyerarşi modeline uymayan LGBTİ+’ların tümüne ve özelde translara yönelik nefret ve önyargılar, bundan ötürü egemen sınıfın çeşitli kurumları tarafından her gün yeniden üretilir ve toplumun her kesiminde bulunur. Devlet yöneticilerinin yakın zamanda pandeminin sorumluluğunu bile LGBTİ+’lara yüklediği, medyada hemen her gün sapkın ilan edildiklerini unutmamak gerekir. Egemen sınıfın fikirleri her dönemde egemen fikirler olduğu için, transfobik fikirler toplumun her kesiminde yaygın olarak görülür. 

“Dönme” olmak alay edilecek ve aşağılanacak bir durumdur, trans olduğu tahmin edilen bireylerin yüzlerine karşı veya arkalarından gülünür, dalga geçilir. Hastaneye gittiklerinde muayene olmakta zorlanırlar, kötü muameleyle karşılaşabilirler. Okulda akran zorbalığına uğrar, eğitimciler tarafından ötekileştirilirler. Aile kurumunu yıkmaya çalışmakla suçlanırlar ama evlenip aile kurmalarına da izin verilmez. Trans oldukları fark edilirse işe alınmayabilirler, alınmışlarsa işten atılabilirler, yoksulluğa ve zorunlu seks işçiliğine mahkûm edilebilirler. En sıradan yaşamsal haklar dahi, translar için zorlu bir mücadeleyle elde edilebilecek haklar anlamına gelir.

5- Trans mücadelesinin kazanımları nelerdir?

Transların verdikleri varoluş ve özgürlük mücadelesi, son on yıllarda büyük bir mesafe kat etti. 90’lı yıllarda translar durduk yerde gözaltına alınır, ağır işkencelerden geçirilir, dövülerek yol ortasında bırakılır, hastanelere dahi kabul edilmezken, bugün durum çok değişti. Transların üzerindeki baskıların son bulmadığını, özellikle İzmir’de peş peşe trans cinayetlerinin işlendiğini biliyoruz, ancak transların öz örgütlenmeleri ile LGBTİ+ örgütlerinin verdiği mücadele sayesinde toplumdaki translık algısının değişmeye başladığını söylemek mümkün.

Eskiden toplumsal cinsiyet konuları eğitim kurumlarında hiçbir şekilde dikkate alınmazken, artık tıp fakültelerinde, sosyal hizmet bölümlerinde, diğer sosyal alanlarda bu konular yoğun bir şekilde ele alınıyor. Sınıflı topluma karşı mücadele ettiğini söyleyen kurumlar eskiden LGBTİ+ ve trans varlığını dikkate almazken, bu durum da artık çok değişti. Kadın mücadelesiyle birleşen LGBTİ+ mücadelesi, dünyayı değiştirme ve daha güzel bir yer kılma yolunda büyük adımlar atıyor. Kendisine “trans dışlayıcı radikal feminist” (TERF) adını veren ve translarla kadın hareketi arasına set çekmeye çalışan kişilerin, gerçekte ikili cinsiyet sisteminin ve dolayısıyla bu sistemden beslenen tüm bir toplumsal mekanizmanın bekasını istediklerini ise unutmamak gerekir.

(Sosyalist İşçi)


SEÇTİKLERİMİZ

Ümit Kıvanç
Rusya’nın egemenleri

Bültene kayıt ol