Katar’ın şu günlerde oynanmakta olan Dünya Kupası’na ev sahipliği yapacak olması, buna karar verildiği 2010 yılından beri bir tartışma konusu. Çeşitli iddialar 12 yıldır gündeme geliyor. Daha adaylık sürecinde rüşvet iddialarının ortaya atılmasını, 12 yıldır devam eden stadyum inşaalarında 6 bin 500 göçmen işçinin hayatını kaybetmesi takip etti.
Katar, diğer Körfez ülkeleri gibi, petrol zengini bir diktatörlük tarafından yönetiliyor. İş gücünü ise yoksul ülkelerden gelen göçmenler oluşturuyor. Göçmen işçiler berbat koşullarda çalıştırılıyorlar. Dile kolay, bir Dünya Kupası için 6 bin 500 işçinin öldüğü iddia ediliyor!
Hindistan, Pakistan, Nepal, Bangladeş ve Sri Lanka’dan ülkeye daha iyi bir hayat umuduyla gelen göçmenler bu insanlar. The Guardian gazetesinin araştırmasına göre, Dünya Kupası’na ev sahipliği yapma hakkı Katar’a verildiğinden beri her hafta 12 işçi hayatını kaybetmiş.
2010 yılındaki seçim için FIFA, 24 kişilik seçim komitesinden 2 kişiyi para aldıkları gerekçesiyle ihraç etmişti. Katarlı Mohammed bin Hammam’ın milyonlarca dolar rüşvet ödediği konuşuluyordu. Hammam daha sonra 2011 yılında başka yolsuzluk suçlamalarıyla FIFA tarafından ömür boyu men cezası aldı.
Bu kararla ilgili İsviçre, ABD gibi diğer aday olan ülkelerde sayısız soruşturma yürütüldü ve %100 kanıt sayılacak bir şey çıkmasa da şüpheli durum bugüne kadar devam etti.
LGBTİ+ hakları, ekoloji, işçiler
Katar ayrıca insan hakları ihlallerinin çok yaygın olduğu bir monarşi. LGBTİ+lar baskı altında, eşcinsel ilişki yasak. Kadınlar, bağımsız gazeteciler sürekli olarak hedef alınıyor. Ülkenin emirini, İslam’ı eleştirmek yasak. Sosyal medyada “yanlış haber yapmak” adı altında herkesin keyfi olarak baskıya maruz bırakılabileceği kanunlar ve uygulamalar var.
FIFA, bunun tarihteki ilk karbon-nötr Dünya Kupası olacağını iddia etmişti. Çevre ve ekoloji örgütleri bu iddiayı yalanlıyor ve bunun “yanıltıcı ve tehlikeli” olduğunu söylüyor.
Kendisi de yolsuzluklarıyla tanınan eski FIFA başkanı Sepp Blatter “Katar bir hataydı, yanlış bir seçimdi” demişti. Şu anki FIFA başkanı Gianni Infantino ise turnuvaya katılan 32 ülkeye mektup yazarak “insan hakları ihlalleriyle ilgili endişelerini bir kenara bırakıp futbola konsantre olmalarını” söyledi. Katar’ın ayrıca stadyumlara her ülke için para vererek sahte taraftarlar getirttiği iddia ediliyor.
Katar hükümeti Dünya Kupası’nda alkolü yasakladı. Evli değilseniz birliktelik yasak. Birçok ülke Katar’daki LGBTİ+lara yönelik baskıyı protesto etmek için kollarında gökkuşağı renklerinde bantlarla sahaya çıkacaklardı. FIFA bunu yapan takımların kaptanlarına haksız ve hukuksuz bir şekilde sarı kart gösterileceğini açıkladı.
Katar’ın Dünya Kupası açılış maçını kendilerine 1-0 kaybetmeleri için Ekvadorlu futbolculara 7.4 milyon dolar rüşvet teklif ettiği iddiaları da turnuvanın hemen öncesine damga vurdu.
Kırmızı kart
Neyse ki Katar ilk kez katıldığı Dünya Kupası’nda rüşvet önerdiği ilk maçı kaybetti. Turnuva ise dünya çapında milyonlarca taraftar için skandallarla dolu bir etkinliğe dönüştü. Alman milli takımı marş seremonisi sırasında elleriyle ağızlarını kapatarak FIFA’yı protesto etti. İranlı muhalif taraftarlar, turnuvayı ülkelerindeki isyanı desteklemek için bir platforma dönüştürdüler.
Katar’ın kendi diktatöryel rejimini “sporla aklama” yöntemiyle sevimli gösterme ve dünyada popülaritesini artırma çabası kırmızı kart gördü.
Sorun kapitalizm
Kimileri için olay, “geri kalmış”, “medeniyetleşememiş” Araplar ile modern Batı dünyasının değerleri arasındaki bir mesele. Ancak gerçek böyle değil. Katar dahil Körfez rejimlerinin petrolün keşfinden önce gelişmesinde bile emperyalizmin doğrudan rolü var. İngiltere bölgenin uzun yıllar boyu sömürücüsü. Ardından gelişen petrol zengini şeylerle ekonomik ilişkiler Batı dünyası için hep çok önemli oldu. Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Bahreyn ve Katar gibi ülkeler hep emperyalizmle sıkı ilişkilere sahip oldu.
İddianın tersi ise Ortadoğu’nun sağcılarından geliyor. Onlar da LGBTİ+larla ilgili özgürlük taleplerinin kendilerine “dayatıldığını”, bunun “neokolonyalizm” olduğunu, kendi değerlerine saygı gösterilmesi gerektiğini söylüyorlar. Oysa toplumu bu şekilde birleştiren, sınıflar üstü bir “değerler” silsilesi yok. Katar’da LGBTİ+lar var ve ihlalleri bizzat onlar raporluyorlar. Dolayısıyla sorun bu sağcıların kendi bağnaz “değerlerini” tüm toplumun ortak çıkarıymış gibi göstermeye çalışmaları. Batı’da da bu haklar ezilenlerin mücadeleleriyle söke söke alındı.
(Sosyalist İşçi)