(Dosya) Gazze planında ikinci aşamaya geçiliyor

Türkiye neden içerisinde Filistinlilerin olmadığı, uluslararası hukuki zemini olmayan, Gazze’nin Gazzelisiz tasarlandığı bir zenginler kulübüne devredildiği bu planın içinde?

İsrail devletinin ve Gazze soykırımının başlıca destekçisi ve finansörü olan ABD emperyalizmini yöneten Donald Trump, geçen yıl 20 maddelik bir “Gazze Barış Planı” yayınlamıştı. Bu planla Trump, Gazze’yi kendilerinin yöneteceğini ve direniş örgütü Hamas’ın silahsızlandırılıp tasfiye edileceğini açıklamıştı. Planın ilk aşaması olan ateşkes, esir takası, insani yardım girişlerine imkân sağlama süreci, İsrail’in her türlü ihlaline karşın yerini planın ikinci aşamasının uygulamaya geçirilmesine bıraktı.

Planın ikinci aşaması, Gazze’yi Filistinsizleştirme planını uygulayacak iki yapıdan oluşuyor. Buna göre kurulacak olan ‘Gazze Barış Kurulu’ ve ‘Gazze Yürütme Kurulu’ organları, 2 milyon Filistinlinin yaşadığı, 7 Ekim 2023’ten beri tonlarca ABD bombası ile yerle bir edilen Gazze Şeridi’ni, ABD’li ve İsrailli büyük şirketlerin katılımıyla bir ‘turizm cennetine’, toplu mezarlar üzerine kurulu ilhak edilmiş lüks bir toprak parçasına çevirecek.

Ağır-çekim soykırım

İsrail öldürmeye devam ediyor: İsrail, 10 Ekim 2025’te ilan edilen ateşkes antlaşmasından bu yana, neredeyse her gün düzenlediği saldırılarla anlaşmayı ihlal etti ve yüzlerce insanın ölümüne neden oldu. Gazze Hükümet Medya Ofisi’nin bildirdiğine göre, İsrail, 10 Ekim 2025 ile 31 Ocak 2026 tarihleri ​​arasında ateşkes anlaşmasını en az 1450 kez ihlal etti.

Açıklamada, İsrail’in sivillere 487 kez ateş açtığı, “sarı çizgi”nin ötesindeki yerleşim bölgelerine 71 kez baskın düzenlediği, Gazze’yi 679 kez bombaladığı ve 211 kez insanların mülklerini yıktığı belirtildi. Ayrıca İsrail’in Gazze’den 50 Filistinliyi gözaltına aldığı da eklendi.

Filistin Sağlık Bakanlığı’nın son verilerine göre, 10 Ekim’de yürürlüğe giren ateşkesin ardından İsrail, en az 556 Filistinliyi öldürdü ve 1.500’ünü yaraladı.

İsrail yardımları engelliyor 

Ateşkes antlaşması ile taahhüt edilen  “Gazze Şeridi’ne derhal tam yardım gönderileceği” hükmü, sahada gerçeklik kazanmadı.

Gazze Hükümet Medya Ofisine göre, 10 Ekim 2025 ile 31 Ocak 2026 tarihleri ​​arasında Gazze’ye girmesi planlanan 66.600 kamyondan sadece 28.927’si giriş yapabildi; bu da günde ortalama 260 kamyon anlamına geliyor. Bu, tahsis edilen kamyonların yalnızca %43’üne denk geliyor.

İsrail’in yardım tırlarının denetimlerini beklenenden daha uzun tutması teslimatta gecikmelerin yaşanmasına sebep oluyor.

Dengeli bir beslenme için hayati önem taşıyan yiyecekler de dahil olmak üzere temel ve besleyici gıda maddelerinin Gazze’ye girişine engel olan İsrail, bunun yerine, atıştırmalıklar, çikolata, cips ve gazlı içecekler gibi besleyici olmayan gıda maddelerinin geçişine izin veriyor.

Refah Sınır Kapısı aylar sonra açıldı/ Sıkı denetim, kısıtlı geçiş

İsrail Gazze’den çıkışların sayısının dönenlerden fazla olmasını istiyor:  Gazze’nin dünyaya açılan kapısı konumundaki, Mısır sınırında yer alan Refah Sınır Kapısı, 21 ay aradan sonra 2 Şubat Pazartesi günü, her iki yönde de geçişlere açıldı. İsrail basını günde 150 kişinin Gazze’den çıkışına, 50 kişinin de Gazze’ye geri dönüşüne izin verileceğini yazdı.

Aslında Refah Sınır Kapısının açılması, yaya giriş çıkışı, insani yardım ve iş makinalarının geçişinin sağlanması kararı, 10 Ekim’de imzalanan Gazze’deki ateşkes anlaşmasının bir parçasıydı.  Ancak İsrail, sadece yayaların kısıtlı giriş-çıkışına açtığı Refah Sınır Kapısı’ndan ilk gün yalnızca 12 kişinin Gazze Şeridi’ne girmesine, 50 hasta arasından yalnızca 5’inin Gazze’den çıkmasına izin verdi. Giriş çıkışlar esnasında son derece katı ve gayr-ı insani uygulamalara maruz kalan Filistinliler, dikenli teller ve gözetleme kameralarıyla çevrili bir koridordan geçmeye zorlanarak, saatler süren sorgulama ve aşağılanmaya tabi tutuldular.

Mısır tarafına geçişi AB gözlemcileri ve Filistinli yetkililer denetlerken, İsrail güvenlik birimleri uzaktan yüz tanıma sistemiyle kimlik kontrolü yapıyor. Gazze’ye giriş yapanlar ise İsrail kontrol noktasından geçmek zorunda. Gazze’ye dönmek isteyen Filistinlilerin yanında yalnızca kıyafet ve kişisel belgelerinin bulunduğu bir çanta ve az miktarda para bulundurmalarına izin verilirken, telefon dışında hiçbir elektronik eşyanın, su dahil hiçbir sıvı ürünün Gazze’ye girişine izin verilmiyor. Öte yandan İsrail, Gazze’deki ateşkes planının önemli bir parçasını oluşturan insani yardımların ve ağır iş makinelerinin bölgeye girişini halen engelliyor.

Türkiye’nin Gazze planındaki rolü ve soru işaretleri

Gazze Barış Kurulu: Türkiye, Davos’ta neyi imzaladı?

21 Ocak’ta Davos’ta, Türkiye’nin de aralarında imzacı olarak bulunduğu birkaç ülke, Trump’ın 20 maddelik Gazze Barış Planının devamı olan, Gazze’nin teknokratlardan oluşan geçici bir ‘Barış Kurulu’ tarafından yönetilmesi kararına onay vermiş oldu. “Gazze Barış Kurulu” denilen yapının başkanı, ABD başkanı Trump. Diğer üyeler, kabinesindeki aşırı sağcı ve siyonizm destekçileri: Marco Rubio (ABD Dışişleri Bakanı), Steve Witkoff (ABD’nin Batı Asya özel temsilcisi), Jared Kushner (Trump’ın damadı ve danışmanı). Bunların yanında Irak işgalinin mimarlarından eski İngiltere Başbakanı Tony Blair, Marc Rowan (Apollo Global Management CEO’su), Ajay Banga (Dünya Bankası Başkanı), Robert Gabriel Jr. (ABD Ulusal Güvenlik Konseyi danışmanı), Nickolay Mladenov – Gazze Yüksek Temsilcisi (Board temsilcisi). Tamamen ABD emperyalizminin hakimiyetindeki bu oluşum, Gazze’nin geleceğinde söz sahibi olacak.

Bir de bu planı sahada pratik olarak uygulaması beklenen “Gazze Yürütme Kurulu” var. Bu kurulun başında yine Trump’ın adamları Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner, Batı Asya’daki ABD işbirlikçisi devletlerden: Ali al-Thawadi (Katar Stratejik İşler Bakanı), Hassan Rashad (Mısır Genel İstihbarat Direktörü), Reem Al-Hashimy (BAE Uluslararası İşbirliği Bakanı). Ayrıca yine Tony Blair, Marx Rowan, Nickolay Mladenov burada da var. BM Batı Asya Barış Süreci Koordinatörü Sigrid Kaag ve İsrailli milyarder Yakir Gabay’da üyelerden. Ve bir üye daha var: Türkiye. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan Türkiye’yi temsilen yürütme kurulunda yer alıyor. Avrupa ülkelerinin katılmayı reddettiği, Rusya ve Çin’in çekinceli yaklaştığı bu sözde “barış kuruluna” son olarak bir üye daha katıldı: Gazze’de soykırımın başlatıcısı aşırı sağcı İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu.

Plana göre, ‘Uluslararası İstikrar Gücü’; işgal altındaki Gazze’de konuşlanacak, sınır güvenliği, sivillerin korunması, insani yardım, Filistin polis gücünün eğitilmesi, silahlı grupların silahlarının imhasından sorumlu olacak. İsrail güçleri ise bölgedeki güvenliği sağladıktan sonra tamamen çekilecek. Hamas bölgenin kontrolünü teknokrat ve politika dışı bir Filistin komitesine devredecek.

Aslında bu bir ilhak planı ve Gazze’nin yeniden imar edilmesini de içeriyor. Buna göre:  

– Akdeniz kıyısına paralel çok sayıda yüksek katlı yapı ve lüks turizm alanı

– Sanayi ve lojistik bölgeleri, yeni büyük yollar ve bağlantılar

– Yeni liman ve havalimanı gibi ticari altyapı merkezleri

– Yeşil alanlar ve planlı şehirleşme blokları

21 Ocak’ta Davos’ta imzalanan Barış Kurulu taslak tüzüğüne göre ise:

Trump, kurulun kalıcı (ömür boyu) ve tek yetkili karar mercii olan başkanı olacak.

Üye ülkeler en fazla üç yıl süreyle görev yapabilecek. Üyeler ancak Trump tarafından yenilenebilecek.

Üye ülkeler, ilk yıl 1 milyon dolar ödedikleri takdirde kurula kalıcı olarak üye olabilecekler. Toplanan para Gazze yararına kullanılacak.

Türkiye neden içerisinde Filistinlilerin olmadığı, uluslararası hukuki zemini olmayan, Gazze’nin Gazzelisiz tasarlandığı bir zenginler kulübüne devredildiği bu planın içinde? Neden soykırım suçlusu İsrail’in yanında? Türkiye, ‘Bu kurtlar sofrasında Gazze’nin haklarını ancak biz savunuruz, bizim masada olmamız gerek’ diyorsa, Hamas’ın bizzat Türkiye’nin çabalarıyla silahsızlandırılmaya ikna edilmesi neden? Direnmek işgal ve soykırıma maruz kalmış bir halkın meşru müdafaa hakkı değil midir? İsrail’i silahsızlanmaya kim ikna edecek?

‘Kurul tam olarak toplandıktan sonra istediğimiz neredeyse her şeyi yapabiliriz’ diyen Trump, bu yapının faaliyetlerini BM ile yürüteceğini vurgulamış olsa da tüzükte Filistin topraklarından bahsedilmiyor olması ve kurulun BM’nin işlevlerini devralma izlenimi veren ifadeleri, Barış Kurulu’na BM’nin uluslararası hukukla tanımlanan yetki alanına girdiği eleştirisini getiriyor. Ancak şunu da vurgulamak gerekir, iki yıl boyunca tüm dünyanın şahit olduğu Gazze soykırımında, BM’nin İsrail karşısında etkisiz, adeta işlevini yitirmiş bir kuruma dönüşmüş olması, insan haklarını temel alan, uluslararası hukukun hiçbir millet ya da devletin çıkarına göre evrilmeyeceği, hak ve adalet temelli yeni bir oluşumun gerekliliğini de gözler önüne sermiştir.


Enerji antlaşması: Soykırımın karşısında, Chevron’la kol kola

Türkiye Petrolleri ile ABD’li enerji şirketi Chevron, petrol ve doğal gaz alanlarında arama ve üretim yapmak üzere bir mutabakat zaptı imzaladı. Geçtiğimiz ay ise Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) ile ExxonMobil’in alt şirketi ESSO Exploration International Limited arasında, petrol ve doğal gaz sektöründe mutabakat zaptı imzalanmıştı.

Chevron kimdir?: ABD merkezli Chevron, bir yandan İsrail’in soykırımına, Apartheid rejimine ve Filistinlilerin insan hakları ihlallerine kaynak sağlayan, diğer yandan da iklim krizinin büyümesine katkısı olan fosil gaz çıkarma şirketidir.

Chevron, İsrail’in Doğu Akdeniz’de hak iddia ettiği başlıca fosil gaz çıkarıcısıdır.

Chevron, lisanslarından elde ettiği gelirlerle İsrail’e yıllık yüz milyonlarca dolar kazandırmaktadır.

Chevron; İsrail’in, Filistin halkı üzerindeki onlarca yıllık Apartheid, yerleşimci sömürgeciliği ve askeri işgal rejimini finanse etmesine yardımcı olmaktadır.

Chevron ayrıca, uluslararası hukuka göre savaş suçu olan, Gazze Şeridi açıklarındaki Filistin gaz rezervlerinin İsrail tarafından yağmalanmasında da potansiyel olarak suç ortağıdır.

ExxonMobil ise, İsrail’e yakıt sağlayarak askeri operasyonlara katkıda bulunmuş, İsrail Hava Kuvvetleri’nin savaş uçakları için yakıt sağlamıştır. Bu uçaklar, özellikle Filistinli sivillere karşı yapılan askeri operasyonlarda kullanılmış, Lübnan, Batı Şeria ve Gazze’de gerçekleştirilen operasyonlarda yüzlerce sivilin ölmesine ve büyük miktarda sivil altyapının tahrip edilmesine neden olmuştur.

Boykot edilmesi gerekirken bu şirketlerle anlaşma yapılıyor olması, Siyonist emperyalist güçlerin kirli emellerine, kazanç ve sömürü odaklı gelecek tahayyüllerine Türkiye’nin de ortak olması demektir. Bu gibi şirketlerle iş birliği, Türkiye’nin soykırım karşısındaki söylemiyle ters düşmektedir.

Türkiye, hem bu anlaşmaları feshetmeli hem de Bakü-Ceyhan petrol boru hattıyla İsrail’e taşınan Azerbaycan petrolüne engel olmalıdır.

Türkiye, vergilerimizden kesilerek ödenecek 1 milyon doları, Gazze’nin Filistinsizleştirilmesine harcayacak olan bu sözde barış, gerçekte Siyonist işgalci işadamları kurulundan derhal çıkmalı, Gazze’nin, açıklarındaki gaz kaynakları, taşı toprağıyla Gazzelilerin elinden alınıp gökdelenlerle çevrili lüks yaşam pazarlayan köklerinden koparılmış bir şehre dönüştürülmesine  müsaade etmemelidir. Fiili olarak soykırımın karşısında Gazze’nin Filistin’in yanında olduğunu kanıtlamalıdır.

son yazıları

Ocak ayı enflasyonu: Nasıl kazıklandık?
Tutuklu ve açlık grevi eylemi yapan Palestine Action yoldaşımıza mektup
Silahlanma yarışı ve militarizm ile yoksulluk arasında bağ var

ilginizi çekebilir

hayvan-haklari-savunucularindan-belediyelere-tepki-cinayetleri-durdurun
Hayvan Yaşam Özgürlük İnisiyatifi: Seri köpek katiline ceza değil ödül verildi
keserek
Suriye’de keskin viraj, Türkiye’de yeni eşik: Kürt meselesi nereye evriliyor
no-war-on-iran-protest-held-in-los-angeles
ABD, İran’a dokunma!