26 yaşındaki Hayrettin Eren, 12 Eylül askeri darbesinin ardından 21 Kasım 1980 günü arkadaşı ile birlikte İstanbul/Saraçhane’de gözaltına alındı. Hayrettin’in otomobili Gayrettepe Siyasi Şube’nin bahçesindeydi ama onu soran annesine “Gözaltında böyle biri yok” dediler. Oysa Hayrettin, Siyasi Şube’nin alt katındaki hücredeydi “Hayrettin Eren’in gözaltına alındığının tanığıyım. Onu hem karakolda, hem de siyasi şubede gördüm” diyen 5 kişi suç duyurusunda bulundu. 35 yıldır Eren ailesi Hayrettin’ı bulmak için tüm mercilere başvurdu, tüm yolları denedi. 35 yıldır devletin “Hayrettin Eren isimli şahıs gözaltına alınmamıştır.” cevabı hiç değişmedi. 35 yıldır devleti yönetenler Hayrettin Eren’in akıbetini gizleyerek, onu kaybedenleri cezasız bırakarak 12 Eylül zihniyetini devam ettirdi.
“Barış savaşarak değil, konuşarak tesis edilir”
Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Maside Ocak, 35 yıldır süren cezasızlık geleneğine itiraz etmek için biraraya geldiklerini dile getirdi.
“Bugün Yüksekova’da kayıp yakınları bizimle beraber Hayrettin için toplanacaklardı. Dün gece ilan edilen sokağa çıkma yasağı nedeniyle oturma eylemini gerçekleştiremiyorlar. Ne yazık ki Yüksekova’da dünden bu yana iki kişi hayatını kaybetti. Nusaybinde sokağa çıkma yasağının sekizinci günündeyiz. Cizre gibi, Sîlvan gibi, Nusaybin’de büyük bir yıkım altında. Evler bombalanıyor, siviller öldürülüyor. Devlet aklı yine çözüm üzerinden değil, çözümsüzlük üzerinden yol alıyor. Kürt sorununu yasakla, baskıyla, ölümle, kanla bastırma politikası Cumhuriyet tarihi boyunca sonuç vermedi. Kürt sorunu ancak temel hak ve özgürlükler ekseninde, eşitlik ve adalet ekseninde çözülebilir. Barış, huzur ve güvenlik savaşarak değil konuşarak tesis edilebilir” ifadelerinde bulundu.
“İnsanlar göz göre göre katlediliyor”
80’li yıllarda gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır, 12 Eylül darbesinden sonra Hayrettin Eren’lerin, Cemil Kırbayır’larıni Mahmut kayaların darbeden sonra evlerinden devlet görevlileri tarafından alınarak götürüldüklerini ve bir daha kendilerinden haber alamadıklarını söyleyerek. Yapılan başvuru ve itirazlara rağmen devletin gözaltında kaybetme suçunu kabul etmediğini, kaybedilen insanların kemiklerinin yerlerini söylemediğini ve faillerini yargılamadığını dile getirdi. Cemil Kırbayır, eli tetikte olanlara seslenerek aldıkları nişanın yanlış olduğunu ve ellerini tetikten çekmeleri gerektiğini söyleyerek doğru nişan almanın demokrasiyle, sandıkla ve oyla gelebileceğini söyledi.
“Devletin ölülerle sorunu var”
Hayrettin Eren’in kardeşi Faruk Eren, abisinin 35 yıl önce gözaltına alındığını ve 35 yıldır gözaltında olduğunu dile getirdi. Devletin ölen insanlarla sorununun olduğunu söyleyerek bombalanan mezarlıkları ve kemiklerinin yerleri söylenmeyen insanları hatırlattı.
Birilerine mezar vermezken, birilerinin ölü bedenlerinin ülkeye girişinin engellendiğini, birlerinin gömülmesine izin verilmediği için ölü bedenlerinin aileleri tarafından buzdolaplarında bekletildiğini dile getirdi.
“Annem ilk defa oğlunun yıl dönümüne gelemedi”
Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren annesinin yıllarca Galatasaray Meydanı’nı hiç terketmediğini, fırsat buldukça diğerleri içinde meydanda bulunduğunu ancak bugün sağlığı el vermediği için ilk defa oğlunun yıl dönümüne gelemediğini dile getirdi. Hayrettin Eren’in kemiklerini bulamadıkları için annesinin hâlâ bir gün Hayrettin’in kapıyı çalabileceği umuduyla beklediğini dile getirdi.
Hayrettin Eren’in akıbeti açıklansın, 35 yıllık cezasızlık son bulsun
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve gazeteci-yazar Banu Güven’in okuduğu basın metni ise şöyleydi:
Bugün Hayrettin Eren’in gözaltına alınarak kaybedilişinin 35. yılı ve bizler, Elmas Eren’in “Çiçeklerle donatacağım bir mezarın peşindeyim” diyerek sürdürdüğü, 35 yıllık arayışına eşlik etmek için Galatasaray’dayız.
12 Eylül askeri darbesinin hemen ardından 21 Kasım 1980 tarihinde 26 yaşındaki Hayrettin Eren, Saraçhane Haşim İşcan Geçidi’nde arkadaşı ile birlikte gözaltına alındı. Önce Karagümrük Karakol’una oradan da aynı operasyonda gözaltına alınan 8 kişi ile birlikte Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube’ye götürüldü. Karagümrük Karakolu’na giden ailesi gözaltı kayıt defterinde Hayrettin’in adını gördü. Karakoldakiler, Hayrettin’i Gayrettepe’deki Siyasi Şube’ye gönderdiklerini söyledi. Anne Elmas Eren Gayrettepe’ye koştu. Hayrettin’in gözaltına alınırken kullandığı babasına ait 34 F 6798 plakalı otomobil Siyasi Şube’nin bahçesindeydi. Ama annesine “gözaltında böyle biri yok” dediler. Oysa Hayrettin Eren, Siyasi Şube’nin alt katındaki hücredeydi. Başında Fikret Işınkaralar’ın olduğu işkence timine ifade vermeyi reddediyor, sorulan soruları cevaplamıyordu. Annesi şubenin kapısında beklerken o içeride yoğun işkence görüyordu. Hayrettin’in hücreden duyulan sesi 8 gün sonra aniden kesildi. Hücresi artık boştu. Onunla aynı operasyonda yakalanan 8 kişi mahkemeye çıkarıldıklarında, “Hayrettin Eren de bizimle birlikte gözaltındaydı.” diyerek suç duyurusunda bulundu. “Hayrettin Eren’in gözaltına alındığının tanığıyım. Onu hem karakolda, hem de siyasi şubede gördüm.” diye savcıya ifade verdi. Savcı aileye, ” Size inanıyorum ama bu davayı açarsam meslek hayatım biter” dedi. Eren ailesi Milli Güvenlik Konseyi başta olmak üzere tüm resmi makamlara başvurdu. “Hayrettin Eren isimli şahıs gözaltına alınmamıştır, hâlâ aranıyor” cevabı hiç değişmedi. 35 yıldır devleti yönetenler Hayrettin Eren’in akıbetini gizleyerek, onu kaybedenleri cezasız bırakarak 12 Eylül zihniyetini devam ettirdi. Eren Ailesi’nin ve İHD’nin sürdürdüğü hukuk mücadelesine rağmen, devlet etkin soruşturma yükümlülüğünü yerine getirmedi. Dosya takipsizlik, zaman aşımı kararlarıyla hukuka aykırı bir şekilde kapatılmak istendi. Tüm hukuki yollar tükenince dosya 2014 yılında Anayasa Mahkemesi’ne taşındı.
35 yıldır söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz:
Hayrettin Eren 12 Eylül’ün işkence merkezi İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube’de kaybedildi. İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı, Siyasi Şube Müdürü Tayyar Sever, Siyasi Şube Müdür Yardımcısı Mehmet Ağar, Hayrettin’e işkence yapan timin şefi Fikret Işınkaralar, Hayrettin Eren’in kaybedilmesi suçunun failleridir. Başta Kenan Evren olmak üzere 12 Eylül cuntacıları ve destekçileri Hayrettin Eren’in kaybedilmesinin sorumlularıdır. Gözaltında kaybetme zamanla sınırlı olmayan insanlığa karşı suçtur. 35 yıldır gerçeği açığa çıkarmayan, kaybedenleri koruyan tüm iktidarlar bu suçun ortaklarıdır.
Hayrettin Eren’in kaybedilişinin 35. yılında devleti yönetenlere sesleniyoruz:
12 Eylül’ü yaşatan politikalarınıza son verin! 12 Eylül’ün işkence merkezi Gayrettepe Siyasi Şube’de kaybedilen, Hayrettin Eren’in akıbetini açıklayın! Onu kaybedenlerin üzerindeki koruma kalkanını kaldırın! Mücadelemiz yıllara yenik düşmeyecek. Hayrettin’i aramaktan asla vazgeçmeyeceğiz!
Zîn Demir