Search
Close this search box.

Cumartesi Anneleri’nde 555. hafta: “Barış ve huzur operasyonu deyip yüzlerce insanı katlettiler”

Cumartesi Anneleri, dün gerçekleştirdikleri 555. oturma eyleminde, gözaltında kaybedilen Mehmet Şah İkincisoy için bir araya geldi. Eylemde HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş da yer aldı.

İkincisoy, Kasım 1993 tarihinde Diyarbakır’da amcasının evinden gözaltına alındı. Ailesinin 12 ferdi de onunla birlikte gözaltına alınarak önce Çarşı Polis Karakolu’na, oradan da Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne götürüldü. Aile fertleri, onu hem Çarşı Karakolu’nda hem de Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’nde ağır işkence altındayken gördü, işkence çığlıklarını duydu. Mehmet Şah, kendisini işkencede gören amcasının oğluna “Ailemiz mahvoldu. Hepimizi öldürecekler” dedi. Mehmet Şah dışındakiler serbest bırakıldı. 13 Aralık 1993 tarihinde baba Abdülrezzak İkincisoy, oğlunun akıbetini sormak için savcılığa gitti. Savcılıkta kendisine Mehmet Şah’ın hiç gözaltına alınmadığı, 25 Kasım 1993 tarihinde polisle çatışmada hayatını kaybettiği söylendi. Cenaze ise ailenin ısrarına rağmen kendilerine teslim edilmedi. İç hukuktan sonuç alınamasa da AİHM’e taşınan davada, mahkeme, hükümeti Mehmet Şah İkincisoy’un gözaltında iken ölümünden sorumlu bularak mahkûm etti.

21 Mart 1995’te gözaltında kaybedilen ve işkence görmüş bedeni kimsesizler mezarlığında bulunan Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak, Silvan’da yaşanan katliama değindi. Silvan’da yaşanan AKP terörünün “Beyaz Toros” zihniyetinin aynısı olduğunu belirtti.

13 Eylül 1980’de gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır, AKP hükümeti zamanında gerçekleşen katliamları hatırlatarak, “Cizre, Suruç, Diyarbakır ve Ankara’da insanlık suçu işlendi, şimdi de Silvan’da insanlık suçu işliyorlar” ifadelerini kullandı.

Gözaltında işkence edilerek öldürülen Savaş Buldan’ın eşi ve İstanbul milletvekili Pervin Buldan, Paris’te yaşanan katliamın ilk olmadığını ve daha önce yaşanmış olan birçok katliama yakından tanıklık ettiklerini ifade ederek, katliamlara alışık olduklarını dile getirdi. “Paris’te bir katliam yaşandı. Biz bu tür katliamlara yabancı değiliz. Silvan’da da tanık olduğumuz, yabancı olmadığımız bir katliam” dedi.

Kayıp avukatı ve İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu, Silvan ve Paris katliamlarına değinerek, “IŞİD’e zemin hazırlayanlar hesap verecekler. DNA’ları IŞİD’le ortak olanlar, IŞİD’le başa çıkamazlar” ifadelerini kullandı.

Kayıp avukatı ve İstanbul millevekili Selahattin Demirtaş, IŞİD’i besleyenlerin Paris Katliamı karşısında sahte gözyaşı dökenlerle aynı kişiler olduklarını ifade etti.

Selahattin Demirtaş, IŞİD’i besleyen tüm devletlerin artık sorumluluklarının farkına varması gerektiğini belirterek, “Ezilen insanlar, acı faturayı ödemek zorunda kalıyor. Türkiye’de de bu faturayı bizler ödedik. IŞİD’i besleyip pohpohlayanlar, bugün bu katliam karşısında timsah gözyaşını dökenlerdir. Fransa’nın acısını paylaşıyoruz, IŞİD’e karşı da ortak mücadele çağrısı yapıyoruz” dedi. Ayrıca, Türkiye ve Suudi Arabistan gibi ülkelerin IŞİD ile mücadele etmediklerinin görülmesi gerektiğini dile getiren Demirtaş, bunu Suruç ve Ankara katliamlarından bildiklerini dile getirdi.

“Mehmet Şah İkincisoy dosyasındaki 22 yıllık cezasızlık son bulsun”

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve kayıp yakınlarından Çiğdem Demirbilek’in okuduğu basın metni ise şöyleydi:

555. buluşmamızı Silvan ablukasının 12. gününde gerçekleştiriyoruz. Devlet, 12 gündür helikopterlerle, tanklarla, toplarla, keskin nişancılarla Silvan’da operasyon yapıyor. Halkın can ve mal güvenliğinden sorumlu İçişleri Bakanlığı yetkilisi, “Üç mahalleyi haritadan sileceğiz” diyor. Silvan’da ‘Barış ve huzur’ operasyonu yürütüldüğünü söyleyen başbakan Davutoğlu’na sesleniyoruz: Barışa da huzura da savaşarak değil, konuşarak ulaşılır. Tarihten biliyoruz; kendi yurttaşına savaş açarak, kendi topraklarını tankla, topla fethe kalkarak, mahalleri haritadan silerek, hukuku ve insan haklarını ayaklar altına alarak varılacak yer iç savaşın karanlığıdır. Devleti yönetenler bilsinler ki; Barış, huzur, kamu düzeni adı altında bize dayattığınız onursuz yaşamı reddediyoruz. Hak ve özgürlüklerimizden, barış içinde yaşama hakkımızdan vazgeçmiyoruz.

Bu hafta 22 yıllık bir cezasızlık dosyası unutulmasın diye buluştuk.

22 yaşındaki Mehmet Şah İkincisoy askerden yeni gelmişti. Ailesi ile birlikte Diyarbakır’da yaşıyordu. İkincisoy ailesi Silvanlıydı. Köyleri yakıldığı için Diyarbakır’a göç etmek zorunda kalmışlardı. 22 Kasım 1993 gecesi Diyarbakır Terörle Mücadele Şubesine bağlı polisler Abdülrezzak İkincisoy’un evine baskın yaptı. O sırada polislerin aradığı Mehmet Şah 3 arkadaşıyla birlikte amcasının evinde misafirlikteydi. Polislerden biri evde kaldı, diğer polisler yanlarına Mehmet Şah’ın kardeşi Halil’i de alarak amca Abdulkadir İkincisoyun evine gittiler. Eve yapılan baskında Mehmet Şah’ın 2 arkadaşı sorgulanmak üzere ayrı bir odaya alındı. Kısa bir süre sonra odada silahlı çatışma çıktı. Çatışmada Mehmet Şah’ın bir arkadaşı ve bir polis öldü. Mehmet Şah, babası, 5kardeşi, amcası ve 4 kuzeni gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar önce Çarşı Polis Karakoluna, oradan da Terörle Mücadele Şubesinin faaliyet gösterdiği Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğüne götürüldü. Aile fertleri Mehmet Şah’ı hem Çarşı Karakolunda hem de Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde ağır işkence altındayken gördü, işkence çığlıklarını duydu. Mehmet Şah, amcasının oğluna “Ailemiz mahvoldu. Hepimizi öldürecekler. ” dedi. Mehmet Şah dışındaki aile fertleri 11 gün içinde serbest bırakıldı. 13 Aralık 1993 tarihinde baba Abdülrezzak İkincisoy, oğlunun akıbetini sormak için savcılığa gitti. Savcılıkta kendisine Mehmet Şah’ın hiç gözaltına alınmadığı, 25 Kasım 1993’te polisle çatışmada hayatını kaybettiği söylendi. Cenaze ise ailenin ısrarına rağmen kendilerine teslim edilmedi. Abdülrezzak İkincisoy’un tüm başvuruları sonuçsuz kalınca İnsan Hakları Derneği desteğiyle AİHM’e başvurdu. Tüm başvurularını sonuçsuz bırakan yargı hemen harekete geçti. Adalet Bakanlığı’nın talimatı ile Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı aileyi AHİM başvurusu ile ilgili sorguladı ve başvurusunu geri çekmeye zorladı. İç hukuktan bir sonuç alınamasa da AİHM Türkiye’yi, Mehmet Şah İkincisoy’un gözaltında iken ölümünden sorumlu bularak mahkûm etti. (Basvuru No: 26144/95) Mehmet Şah İkincisoy’un gözaltında kaybedilmesinden: Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürü Ramazan Sürücü’yü İçlerinde Şerif Akay, Mustafa Şen ve Mustafa Hünerlitürkoğlu’nun bulunduğu Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube polislerini, Mehmet Şah ve İkincisoy ailesinin fertlerini sorgulayan işkence timinin başında bulunan Terörle Mücadele polisi Mustafa Taner Şentürk’ü, Mehmet Şah’ın ölümüne neden olan şartları ortaya çıkaracak bilgilerden yoksun olan, otopsi raporu düzenleyerek, olayın örtbas edilmesine katkı sunan Adli Tabip Lokman Eğilmez’i, Gerçeği açığa çıkaracak soruşturma yapmayan, İkincisoy ailesinin AİHM başvurusunu geri çekmeye zorlayan Diyarbakır Cumhuriyet Savcısı Mustafa Atagun’u, Tansu Çiller’in Başbakan, Nahit Menteşe’nin İçişleri Bakanı, Seyfi Oktay’ın Adalet Bakanı olduğu 50. hükümeti sorumlu tutuyoruz. Mehmet Şah İkincisoy dosyasındaki 22 yıllık cezasızlık son bulsun, yerelden ulusala tüm sorumlular yargılansın, adalet sağlansın!

Zîn Demir

Fotoğraf: Ömür Eğribel

ilginizi çekebilir

imamoglu-3
İktidar partisinin toplumdan kopuşu hızlandı
GnMr-b9XgAAAA6n
Okullarda boykot, işyerlerinde grev
istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi