Search
Close this search box.

Cumartesi Anneleri’nde 553. hafta: “Bizi başka bir ülkenin Cumhurbaşkanı duydu, yaşadığımız ülkeninki duymuyor”

Cumartesi Anneleri, 553. oturma eylemlerinde Dargeçit kayıpları için bir araya geldi. Oturma eylemine katılan Uruguay eski devlet başkanı Jose “Pepe” Mujica’ya desteğinden dolayı teşekkür edilerek, Dargeçit JİTEM davasının cezasızlıkla mücadelede atılan bir adım olması, gerçeklerin açığa çıkması için adımların atılmaya başlanması talep edildi. Ayrıca oturma eylemine HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ve birçok milletvekili de katıldı.

Gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın annesi Emine Ocak, 20 seneden fazla bir zamandır adalet için bu meydanda oturduklarını dile getirdi.

“Birçok basın mensubu bugün kayıplar ya da adalet için değil tanınmış biri için burada!”

Gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ise Emine annenin söylediklerini tekrarlayarak, maalesef ki bu ülkede adalet olmadığını dile getirdi.

“Bu ülkeye adaletin gelmesi için 20 yıldan fazla bir zamandır bu meydandayız. Bugün birçok basın mensubu burada çünkü tanınmış biri burada ve bunca basın mensubu onun için gelmiş buraya, kayıplar ya da adalet için değil” diyerek kendilerini başka bir ülkenin devlet bakanının duyduğunu, acılarına, adalet arayışlarına ortak olmaya geldiğini, ancak yaşadığımız ülkenin Cumhurbaşkanı’nın kendilerini duymadığını dile getirdi. Hanım Tosun konuşmasını Mujica’ya, kendilerini ziyaret ettiği için teşekkür ederek bitirdi.

Sebla Arcan, “Her yıl Ekim ayının sonunda Dargeçit kayıplarını bu alanda anıyoruz, faillerini haykırıyoruz. Devleti yönetenler sesimize kulaklarını tıkıyorlar. Dargeçit’te kaybedilenlerin arasında 3 tane çocuk vardı, ilköğretim çağında ve 2 tane lise öğrencisi vardı. Onlar yalnızca çocuklardı ama cumhuriyetin 72. yıldönümünde 29 Ekim 1995’te gözaltına alındılar ve kaybedildiler” diye konuştu.

“Amcamı mezarında bile rahat bırakmıyorlar”

Seyhan Doğan’ın ailesi adına yeğeni Evin Doğan bir konuşma yaptı ve amcasını bulduklarını, ancak acılarının dinmediğini söyleyerek amcasına çocuk yaşta yapılan işkenceleri kaldıramadığını ifade etti ve hâlâ da amcasının peşini bırakmadıklarını, mezarında bile rahat etmesine izin vermediklerini, mezar taşlarını kırdıklarını dile getirdi.

19 yıl sonra İHD’nin yoğun çabası sonucunda Dargeçit kayıplarından beşinin kemiklerine ulaşıldı. Birinci duruşmadaki faillerden biri, dönemin jandarma komutanı CHP Belediye Başkanı’ydı. Failin duruşmada, “Belediye başkanlığım devam edecekti ama CHP yöneticilerinin, özellikle bir genel başkan yardımcısının ismini vererek buna engel oldular” dediği belirtildi.

“Oğlum su içemeden öldü”

Henüz ilkokul çağındayken yorganının altından çıkarılarak karakola götürülen ve annesinin gözleri önünde işkence edilerek, Filistin askısına asılan Davut Altunkaynak’ın annesi Hayat Altunkaynak’ın gönderdiği ses kaydında, “Oğlum 21 yıl önce kaybedildi. 21 yıl önce ciğerimi söküp aldılar. Yavrum yorganın altında uyuyordu, jandarmalar çıktı amcasının evinden aldı onu. Karakola götürdüler bizi. Ben bir taraftaydım, oğlum bir tarafta. Bir süre sonra diğer insanların iniltilerini duydum. Bakmak için gittiğimde oğlum asılmıştı. Oğlum son kez ‘Anne susadım.’ demişti ama su içemedi. Ben de o günden bu yana bir kez bile su içmedim” ifadelerini kullandı.

“Dargeçit JİTEM Davasının cezasızlıkla mücadelede bir adım olmasını istiyoruz”

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve kayıp yakınlarından İkbal Eren’in okuduğu basın metni ise şöyleydi:

“553 haftadır bu toprakları “mezarsız ölüler, cezasız katiller” ülkesi kılan hukuksuzluğun son bulması mücadelemizin haklılığıyla çıkıyoruz Galatasaray’a.

553 haftadır ülkeyi hukuksuzluk, adaletsizlik girdabına sürükleyen iktidarlara karşı demokrasiyi, adaleti, eşitliği savunuyoruz. 553 haftadır kayıplar mücadelemizin sonuç vermesinin insan haklarına dayanan, hukukun üstünlüğünü esas alan bir yönetim ve yargı sistemi ile mümkün olacağının altını çiziyoruz.

553. haftamızı 20 yıl önce Dargeçit’te kaybedilenler için adalet talebiyle gerçekleştiriyoruz.

29 Ekim 1995 tarihinde ağır silahlı askerlerin Mardin/Dargeçit’te başlattığı ev baskınlarında üçü çocuk, ikisi lise öğrencisi 7 kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınan 12 yaşındaki Davut Altunkaynak, 13 yaşındaki Seyhan Doğan, 16 yaşındaki Nedim Akyön, 19 yaşındaki Mehmet Emin Aslan, 20 yaşındaki Abdurrahman Olcay, 21 yaşındaki Abdurrahman Coşkun, 57 yaşındaki Süleyman Seyhan Dargeçit Jandarma Taburuna götürüldü. Ağır işkence ile sorgulandı. Onları soran ailelerine “Sorgu sonrası serbest bıraktık.” cevabı verildi. “Serbest kalsalardı eve gelirlerdi” itirazları “Dağa gitmişlerdir” diye karşılandı. Aileler kayıplarını aramaktan vazgeçsin diye tehdit edildi, gözaltına alındı, işkence gördü. Tüm başvurular sonuçsuz kaldı. Suç duyuruları takipsizlikle sonuçlandı.

6 Mart 1996 tarihinde, Süleyman Seyhan’ın kafası olmayan yakılmış bedeni bir kuyuda bulundu. İHD’nin ve ailelerin ısrarlı takibi ile 2012 ve 2013 tarihleri arasında yapılan kazılarda Mehmet Emin Aslan’ın, Seyhan Doğan’ın, Abdurrahman Çoşkun ve Abdurrahman Olcay’ın kemiklerine ulaşıldı. Nisan 2015 de Dargeçit Ulaş köyü civarında bulunan bir mağaranın içinde bulunan kemikler Davut Altunkaynak ve Nedim Akyön’e ait olduğu kanaatiyle İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderildi. İHD’nin takibi sonucunda 19 yıl sonra Midyat Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından hazırlanan iddianame ile Mardin Jandarma Komutanı Hurşit İmren ve Dargeçit Jandarma Komutanı Mehmet Tire’nin de içinde olduğu 20 kişi hakkında “birden fazla kişiyi teammüden öldürme” suçlamasıyla dava açıldı. Hukukta kural olarak, bir davaya bakma yetkisi, suçun işlendiği yer mahkemesine ait olmasına rağmen dava dosyanın açıldığı Midyat’tan “güvenlik” gerekçesiyle Adıyaman’a sevk edildi. Mağdurların uluslarası sözleşmelerle güvence altına alınan hakları ihlal edildi. Davanın 1. duruşması 01.10.2015 tarihinde Adıyaman 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nde adeta polis kuşatması altında yapıldı. Mahkeme bu duruşmada doğal hakim prensibi gereği davanın suçun işlendiği yer mahkemesine nakli talebinin reddine, adli kontrol tedbirinin yeterli olacağı kanaati ile sanıkların tutuklama talebinin reddine, yüz yüzelik ilkesi gereği duruşmaya gelmeyen sanıkların SEGBİS vasıtası ile değil mahkemeye getirtilerek savunmalarının tespit edilmesi talebinin reddine, sanıkların mahkemeye gelmeden uzaktan ses ve görüntü yöntemi ile savunmalarını yapmalarına oybirliği ile karar verdi. Bu kararlar mahkemenin insanlığa karşı işlenmiş bu ağır suçları açığa çıkaracak, failleri cezalandıracak istek ve iradede olmadığı yönünde kaygılanmamıza neden oldu.

Kaygılıyız; çünkü kamu görevlisi olan sanıkların beraat ettirildiği diğer kayıp davalarında da aynı kararlar alınmıştı. Bu davada da adalet ve hakikat arayışımızın yargı eliyle engellenmesi pratiğinin bir parçasına dönüşmesinden kaygılıyız. Bu davanın geçmişle, yargılamalar yoluyla yüzleşmede bir adım olmasını istiyoruz. Bu davanın cezasızlıkla mücadelede bir adım olmasını istiyoruz. Bu davada yargıçların hukukun üstünlüğünün ve adaletin gerçekleşmesini sağlama görevlerini yerine getirmesini istiyoruz.

Dargeçit JİTEM davasının, cezasızlık geleneğinin bir halkası olmamasını, dava hakikatin açığa çıkmasını ve faillerin hakkaniyete uygun yargılanarak cezalandırılmasını hedeflemesini istiyoruz.”

Zîn Demir

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?