24 yaşındaki Hüseyin Toraman, 27 Ekim 1991 sabahı, pazar kahvaltısı için ekmek almak üzere İstanbul/Kocamustafapaşa’daki evinden çıktıktan sonra, mahallelinin gözü önünde silahlı, telsizli, sivil giyimli kişiler tarafından 34 ATZ 56 plakalı bir araca zorla bindirilerek kaçırıldı. Olay yerine 100 metre mesafede olan semt karakolundaki polisler, arabayı sahil yolunda durdurdu ama onların da polis olduğunu anlayınca müdahale etmedi. Hüseyin’i arayan ailesine, İstanbul Emniyet Müdürü Mehmet Ağar, “Oğlunuz emniyettedir, evinize gidin” dedi. Başbakan Süleyman Demirel, kendisinden oğlunun bulunmasını isteyen anne Hatice Toraman’a “Oğlun cebimde mi ki çıkarıp vereyim?” dedi. TBMM İnsan Hakları Komisyonu bünyesinde oluşturulan kurul, olayın üzerini örten bir rapor hazırladı. Raporda, oturduğu evdeki son kiracının Ermeni olmasına dayanılarak, Toraman’ın Ermeni örgütleriyle bağlantısının olabileceği ve onlar kanalıyla yurt dışına çıkmış olabileceği yazıldı. Ailenin, İHD’nin, avukatların tüm girişimleri sonuçsuz kaldı. Hüseyin Toraman’dan bir daha haber alınamadı.
21.11.1980’de gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kızkardeşi İkbal Eren, son günlerde en çok duyduğu şeyin “Karanlık günlerden geçiyoruz” ifadesi olduğunu söyleyerek, aydınlık günlere hiç geçilemediğini, bugün yaşanan karanlığın sadece daha belirgin olduğunu dile getirdi ve döneminin simgesi haline gelen beyaz torosları hatırlattı.
1995’te İstanbul’daki evinin önünden beyaz bir torosa bindirilerek gözaltına alınan ve kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, Erdoğan’a seslenerek, “Benim dönemimde faili meçhul olmadı diyorsun. Doğru, olmadı. Sen insanları sokak ortasında öldürüyorsun” ifadelerini kullandı.
Hanım Tosun’un ardından, 1995’te gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın abisi Ali Ocak, 12 Eylül kayıplarından Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, kayıp avukatlarından İstanbul milletvekilliği yapan Sezgin Tanrıkulu ve Sezai Temelli ile 27 Ekim 1991’de gözaltında kaybedilen Hüseyin Toroman’ın annesi Hatice Toroman konuşma yaparak, kayıpların faillerinin aranmaya evam edileceğini, hak ve adalet arayışının süreceğini dile getirdiler.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın beyaz torosları gündeme getirerek kendilerini korkutamayacağını, devletin yaptıklarını dile getirmeye devam edeceklerini söyleyerek Suruç’ta, Cizre’de, Diyarbakır’da ve son olarak da Ankara’da gerçekleştirilen katliamları, orada yaşamını yitiren insanları hatırlatarak, hükümete geçenlerin tek derdinin koltuk sevdası olduğunu ve bu yüzdende hiçbir hükümetten birilerinin çıkıp katilleri ortaya çıkarıp yargılamadığını, çünkü bunu yaparlarsa o, uğrunda sayısız insan öldürdükleri koltuklarının altından çıkacak olan pislikleri bütün insanların göreceği dile getirildi.
“Beyaz Toroslara bindirilip bir daha evlerine dönemeyenlerin izini sürmek için Galatasaray’dayız”
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Gizem Kılıç’ın okuduğu basın metni ise şöyleydi:
Bizler kayıp yakınları ve hak savunucuları olarak, Beyaz Toroslara bindirilip bir daha evlerine dönemeyenlerin izini sürmek için Galatasaray’dayız, Diyarbakır’dayız, Cizre’deyiz, Batman’dayız, Yüksekova’dayız. Bugüne kadar hiç bir iktidar, Beyaz Toroslarla götürülenler için hukuku işletmedi, Beyaz Torosların cellatlarından hesap sormadı. Çünkü beyaz Toroslar bir devlet politikasının doğrudan aracı oldu. Başbakan Van’daki seçim konuşmasında kendilerinin tek başına iktidar olmamaları halinde, eskiden olduğu gibi Beyaz Torosların dolaşacağını söyledi. Bu açıklama halkı tehdit etmesi bir yana kontrgerillanın tasfiye edilmediğinin de itirafıdır. Geçmişte “Beyaz Toros” ile simgelenen “devlet eliyle” ölümler, bugün tomalarla, rangerlarla devam ederken Başbakan “Faili meçhulleri bu ülkede AK Parti bitirdi” diyebildi. Başbakan Davutoğlu’na sesleniyoruz; 13 yıllık iktidarınızda kayıplarımızın akıbetinin açıklanması, kaybedenlerin yargılanarak cezalandırılması için ne yaptınız? AKP iktidarında güvenlik güçlerince katledilen yüzlerce insanın faillerinin cezalandırılması için ne yaptınız? Önce bunun hesabını verin.
552. haftamızda Beyaz Torosla götürüldükten sonra 24 yıldır kendisinden haber alınamayan 24 yaşındaki bir genci, Hüseyin Toraman’ı unutmadık, demek için buluştuk.
Hüseyin Toraman, 27 Ekim 1991 sabahı, pazar kahvaltısı için ekmek almak üzere İstanbul/Kocamustafapaşa’daki evinden çıktı. Üç kişi kafasına silah dayadı ve zorla 34 ATZ 56 plakalı Beyaz Torosa bindirildi. Etrafta toplanan mahallelinin tepki göstermesi üzerine araçtakilerden biri kendilerinin polis olduğunu söyledi. Hüseyin’in eşi pencereden olanları gördü. Olaya tanık olanlar polisi arayarak, bir kişinin silahla kaçırıldığı haberini verdi. Bunun üzerine Çınar Polis Karakolu’ndan bir polis ekibi olay yerine geldi. Görgü tanıklarından bilgi alan polisler bir dükkânın telefonundan görüşmeler yaptıktan sonra olaya müdahale etmeyerek ayrıldı. Kısa bir süre sonra sivil ve resmî polislerden oluşan 3-4 ekip gelerek Hüseyin’in kiracı olarak oturduğu evde ve bodrumunda arama yaptı, ev sahibini sorguya çekti. İnsan Hakları Derneği (İHD) hükümet dışı bağımsız ve gönüllü bir kuruluştur. 1986 yılında 98 insan hakları savunucusu tarafından kurulan derneğin günümüzde 28 şubesi, 4 temsilciği ve 10.938 üyesi bulunmaktadır. Türkiye’deki en eski ve en büyük insan hakları örgütü olan İHD’nin “tek ve belirli amacı, ‘insan hak ve özgürlükleri’ konusunda çalışmalar yapmaktır.” Baba Ali Rıza Toraman Çınar Karakolu’na giderek olaya neden müdahale etmediklerini sordu. Karakol amiri Hüseyin’in kaçırılmadığını, siyasi polisler tarafından gözaltına alındığını bu nedenle müdahale edemediklerini söyledi. Baba Toraman karakol amirinin bu beyanını gizlice kaydetti. Olayın tanıklarından olan Hüseyin’in eşi savcılığa polislerin eşkâlini verdi ve bir tanesini görse tanıyabileceğini açıkladı. Ama teşhis yaptırmaya yönelik hiçbir işlem yapılmadı. Baba Toraman, karakol amirinin beyanı olan ses kaydını kamuoyuna açıkladı. Savcılığa ve İçişleri Bakanı İsmet Sezgin’e verdi. Ciddi bir kamuoyu baskısı sonucunda TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan bir kurul, Hüseyin Toraman’ın zorla kaybedilmesine ilişkin (i 04 i 992/1 esas ve 1992/1 karar no.lu) olayı örtbas eden bir rapor hazırladı. 1991’de Fatih Cumhuriyet Savcısı Zafer Sercan Yetişir’in açtığı soruşturma bir sonuca ulaşmadı. 2011 yılında İstanbul Cumhuriyet Savcısı Veysi Büyükkılıç’ın başlattığı soruşturma da “zamanaşımı süresi dolduğundan soruşturmaya yer olmadığı” kararı ile kapatıldı. İHD avukatının yaptığı itiraz sonucunda dosya üzerindeki kapatma kararı kaldırıldı. Hüseyin Toraman’ın kaybedilmesinden; Başında Mehmet Ağar’ın bulunduğu İstanbul Emniyetini ve başında Orhan Kaya’nın bulunduğu Gebze Emniyetini sorumlu tutuyoruz. Mesut Yılmaz’ın Başbakan, Sabahattin Çakmaloğlu’nun İçişleri Bakanı, Suat Bilge’nin Adalet Bakanı olduğu 48. ANAP Hükümetini ve Süleyman Demirel’in Başbakan İsmet Sezgin’in İçişleri Bakanı, Seyfi Oktay’ın Adalet Bakanı olduğu 49. DYP-SHP Hükümetini sorumlu tutuyoruz. Hazırladıkları raporda gerçeği açığa çıkarmak yerine, gerçeğin üstünü örten TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesindeki kurulun üyeleri Refah Partisi Urfa Milletvekili Halil İbrahim Çelik, DYP İzmir Milletvekili Mehmet Özkan, MÇP Maraş Milletvekili Ökkeş Şendiller’i sorumlu tutuyoruz. 24 yıldır Hüseyin’in akıbetini açığa çıkarmayan, faillerini yargılamayan tüm hükümetleri sorumlu tutuyoruz. Hüseyin Toraman dosyasındaki cezasızlık son buluncaya kadar, adalet sağlanıncaya kadar onu aramaktan, onu sormaktan vazgeçmeyeceğiz.
Zîn Demir
Fotoğraf: Ömür Eğribel