Search
Close this search box.

Cumartesi Anneleri’nde 548. hafta: “Ne yazık ki, cellatlar kendi kendilerini yargılayamaz”

Cumartesi Anneleri, 548. oturma eylemlerinde, 12 Eylül 1994’te gözaltına alınarak kaybedilen Kenan Bilgin için bir araya geldi.

Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız, bayram kutlamadıklarını dile getirerek, yakınlarının kemikleri ortada yokken, failleri yargılanmamışken, devletin açmış olduğu savaşta hergün yeni kayıplar yaşanırken bayram kutlamanın mümkün olmadığını söyledi.

Hanife Yıldız, Emine Erdoğan’a ithafen yazmış olduğu şiirde ise “Siz oğullarınızı bayramdan önce adak olarak adadınız” diyerek, şehit ailelerinin bir araya geldiği bir konuşmasında “Biz bir ölür bin doğarız, öldürmekle bitiremezsiniz bizi” sözlerine karşılık hiçbir şehit ailesinin tepki vermemesini protesto etti.

12 Eylül kayıplarından Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, Cumartesi Anneleri’nin sesine kulak verilmesi çağrısında bulunarak, “Bayram bizim neyimize, bugün Irak’ta, Suriye’de, Suruç’ta insanlar katediliyor. Artık yeter diyoruz, bu ülkede ne bir asker, ne br polis, ne de bir gerilla daha ölmesin artık” ifadelerini kullandı.

12 Ocak 1996’da gözaltında kaybedilen Ahmet Kaya’nın eşi Emine Kaya, Kürtçe yaptığı konuşmasında, henüz kayıplarının kemikleri bulunmamışken, failleri yrgılanmamışken, her gün savaş sonucu verilen kayıpların durdurulması talebinde bulundu.

19 Ekim 1995’te gözaltında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, Kürtçe yaptığı konuşmasında, bugünün bayram olduğunu fakat kendileri için bir bayramın olmadığını dile getirerek, arkadaşlarının, yakınlarının mezarlarının olmadığını, kemiklerinin ortada olmadığını söyleyerek yakınları katedilen ailelere seslendi:

“Siz tek başınıza değilsiniz, Cîzre halkı, yalnız değilsiniz. Biz yaşadığımız müddetçe çocuklarımızın kemiklerini arayıp başka ölümlerin yaşanmaması için hak mücadelesi vereceğiz.”

“İşkence sırasında sadece elektrik sesini duyardım”

Kenan Bilgin’le aynı dönemde gözaltına alınan Özel Akdemir, gönderdiği ses kaydında, hücrede yaşadıklarını ve Kenan Bilgin’in işkenceye götürülüp getirilirkenki zamanlarına olan tanıklığını dile getirerek şöyle dedi:

“Kenan Bilgin ve benim hücrem arasında bir hücre vardı. Kenan’ı işkenceye götürüp getirirlerken ben benim hücremdeki mazgal aralığından görürdüm onu. İşkence sırasında sadece elektrik sesini duyardım, Kenan bir ah bile demezdi. Ona özellikle “Adın ne? Soyadın ne? Ne yaptın?” diye sorarlardı, çünkü Kenan adını bile söylemezdi.”

Kenan Bilgin’in gözaltına alındığına dair tanıklık eden 10 kişiden biri olan Cavit Naci Tarhan ise defalarca tanıklığını dile getirdiğini söyleyerek, “Ben Gebze Cezaevi’ndeyken ifade vermek için savcılığa çağırıldım. Ankara’da İnsan Hakları Mahkemesi’ne gidip gitmeyeceğime ve ifademi nerede vereceğime ilişkin bir soru soracaktı. Şöyle dediler: ‘Siz Ankara Emniyeti’nde bir şeyinizi unutmuşsunuz ve dava açacakmışsınız. Bunun için Ankara’ya gidecek misiniz, gitmeyecek misiniz?’ Hayır dedim. Ben orada bir şey kaybetmedim. Ben orada bir arkadaşımı, bir yoldaşımı kaybettim” diye konuştu.

Kenan Bilgin davasını yürüten ve davada Bilgin’in gözaltında kaybedildiğine kanaat getiren emekli Cumhuriyet Savcısı Selahattin Kemaloğlu, “Kenan Bilgin’i gözaltında kaybedip cesedini yok etmişlerdir. Bütün çabalarımız sonuçsuz kalmıştır. Bunu yapanlar cezasını bu dünyada vicdan azabının çok daha ötesinde ödeyeceklerdir” dedi.

“Hâlâ kanla besleniyorlar”

Kenan Bilgin’in kardeşi İrfan Bilgin, ceallatların birbirlerini yargılayamayacaklarını belirterek, kendisinin cellatlaın yargılanmasına yönelik bir çağrısını olmadığını, çünkü celladın cellatlığını yapmaya devam ettiğini dile getirdi. Yakınlarını kaybedenlerin kendini bilmez birer polis olmadığını, bunun devletin organizeli bir işi olduğunu söyleyerek, “Benim söyleyecek pek bir şeyim kalmadı, çünkü tanıklar ve davayı yürüten savcı her şeyi alenen ortaya koymuşlardır” ifadelerini kullandı.

Bilgin ailesinin avukatı Kamil Tekinsürek ise dava ile ilgili bazı ayrıntıları ve Kenan Bilgin’in cezaevinde görmüş olduğu işkenceler hakkında bilgiler paylaşarak, Kenan Bilgin’in ölüme götürülürken diğer hücrelerde kalan insanlara adını ve soyadını söyleyerek kendisini öldüreceklerini söylediğini belirtti.

“Bu bayramda mezarlarını kalbimizde taşıdığımız evlatlarımız için Galatasaray’dayız”

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Meryem Göktepe’nin okuduğu basın metni ise şöyleydi:

“Bayramı, 1990’lar hafızasının yeniden canlandırıldığı, giderek ağırlaşan şiddet ikliminde yaşıyoruz. Başbakan Davutoğlu’nun “huzur ve demokrasi” adını verdiği operasyonlar sonucunda yaşanan devlet şiddeti, ağır hak ihlallerine neden oluyor. Bayramda sevinçlerimiz değil, ağıtlarımız çoğalıyor.

Devleti yönetenlere sesleniyoruz; devlet şiddeti, demokratik bir toplumda kabul edilemez ve devletin meşruiyetini sorgulanır hâle getirir. Devletin meşruiyet sağlaması, toplumdaki adaleti ve eşitliği, evrensel hukuk değerlerini esas alarak tesis etmesi ile mümkündür. Evlatlarımızı öldüren huzurunuzu, evlatlarımızı kaybedenleri katledenleri koruyan hukukunuzu, hak talep edeni düşman gören demokrasinizi istemiyoruz.

Bu hafta mezarı kalbimizdeki evlatlarımızdan Kenan Bilgin için buluştuk. 35 yaşındaki Kenan Bilgin 12 Eylül 1994’te Ankara/Dikmen’de bir otobüs durağında gözaltına alındı. Gözaltına alınışına tanıklık eden bir kişi, İnsan Hakları Derneği’ni telefonla arayarak bilgi verdi. İnsan Hakları Derneği, aynı operasyon kapsamında Ankara’da 10 kişinin daha gözaltına alındığı bilgisine ulaştı. Toplamda 11 gözaltı olmasına rağmen Ankara Emniyeti, Cavit Nacitarhan ve Kenan Bilgin’in alınanlar arasında olduğunu inkar etti. 26 Eylül günü 9 kişi mahkemeye çıkarılırken Cavit Nacitarhan ve Kenan Bilgin aralarında yoktu. Daha sonra Cavit Nacitarhan’ın gözaltına alındığı kabul edildi ve 6 Ekim 1994 günü mahkemeye çıkarıldı. Ama Kenan Bilgin’den bir daha haber alınamadı. Kenan Bilgin’le birlikte gözaltına alınan kişiler yazılı bir açıklama yaparak, Kenan’ı Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde gördüklerini söyledi. Cavit Nacitarhan, şubede Kenan Bilgin ile yüzleştirildiğini, onu 3 Ekim’e kadar gördüğünü, durumunun ağır olduğunu açıkladı. Aynı dönem Ankara Emniyet Müdürlüğü’nde gözaltında bulunan Avukat Murat Demir de 3 Ekim 1994 günü Kenan Bilgin’i emniyette gördüğünü, yoğun işkence gören Bilgin’in kendisini tanıtarak “Beni uzun zamandır burada tutuyorlar, mahkemeye çıkarmıyorlar, beni yok etmeyi amaçlıyorlar” dediğini kamuoyuna açıkladı. Bunun üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvuran aile, Kenan’ın bulunmasını istedi. Kenan’ı bulmak, faillere ulaşmak için girişimlerde bulunan Ankara Cumhuriyet Savcısı Selahattin Kemaloğlu’nun görevini yapması engellendi.

Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar hakkında suç duyurusunda bulunma girişimi sonuçsuz kaldı. Savcı Ankara’dan sürüldü. 10 kişi Kenan Bilgin’i Ankara Terörle Mücadele Şubesi’nde işkencede gördüklerine tanıklık etti, dosyayı devralan Savcı Özden Tönük, tanıkların “Polisi ve devleti küçük düşürmeye çalıştıklarını” gerekçesiyle dosyayı kapattı. Terfi edip Yargıtay üyesi oldu. İç hukukta sonuç alınamasa da, AİHM Türkiye’yi Kenan Bilgin’i gözaltında kaybetmekten sorumlu tutarak oybirliği ile mahkûm etti. (17.07.2001/ BN:25659/94)

Savcı Selahattin Kemaloğlu’nun tanıkların gerçeği söylediğine ikna olduğunu, Kenan Bilgin’in gözaltında kaybedildiğine inandığını söylemesi AİHM kayıtlarına geçti. Buna rağmen Kenan Bilgin’i kaybedenlere dokunulmadı. Ama AİHM kararını haberleştiren gazeteciler yargılanarak ceza aldı. Bilgin Ailesi cumartesi oturmalarını başlatan ve 21 yıldır sürdüren kayıp yakınlarındandır. Anne Fincan Bilgin’in ömrü oğlunu bulmaya yetmedi. “Kenan’a bir şey olmamıştır, bir gün çıkıp gelir…” umudunu hiç yitirmeden aramızdan ayrıldı. Onun Kenan’a kavuşma düşü hepimizin insanlık görevi olmalıdır. Kenan Bilgin, Ankara Emniyet Müdürü Orhan Taşanlar’ın emrindeki Terörle Mücadele Şubesi’nde işkence gördü ve kaybedildi. Kenan Bilgin siyaset, yargı, emniyet işbirliğinde, devletin tüm kurumlarının bilgisi dahilinde kaybedildi.

Kenan Bilgin dosyasındaki cezasızlık son bulsun!

Kenan Bilgin’i kaybedenleri biliyoruz, adalet istiyoruz!

Barış gelsin bizim de bayramımız olsun!”

Zîn Demir

ilginizi çekebilir

imamoglu-3
İktidar partisinin toplumdan kopuşu hızlandı
GnMr-b9XgAAAA6n
Okullarda boykot, işyerlerinde grev
istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi