Bu haftaki eylemlerinde 12 Eylül’de yaşanan darbeye ve işkencelere değinen kayıp yakınları, bugün 12 Eylül’ün Cîzre ve Kürdîstan’ın diğer bölgelerinde yaşatıldığını dile getirerek, ölümlerin durdurulması ve Kürdîstan’daki sokağa çıkma yasağının son bulması talebinde bulundu.
“12 Eylül 1980’de Cemil Kırbayır hayattaydı”
8 Ekim 1980’de gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır, konuşmasında, bugünün 11 Eylül 1980’e kadar aksak da olsa topal da olsa yürüyen demokrasinin darbeci generaller tarafından askıya alındığı, hatta yok edildiği bir gün olduğunu söyleyedi ve bugünü bu coğrafyada yaşayan insanlara iyiyi, doğruyu, güzeli yaşatmak için yola çıkan devrimcilerin yollarının kesildiği gün olarak tanımladı:
“Cemil Kırbayır sabaha karşı yapılan bir ihbar soncu yakalanıp gözaltına alındı. 8 Ekim 1980’de işkence sonucu katledildi. Katledildiğinde 28 yaşındaydı. Aradan 35 yıl geçti. O günden bugüne artan ömrümü Cemil Kırbayır’ın yaşatılmasına, adalete, demokrasiye ve özgürlük mücadelesine adadım. Bugün dünümüzü aratacak durumdadır. Demek ki bunca mücadele nafile, çünkü 12 Eylül zihniyeti tüm katmanlarıyla devam etmektedir.”
12 Eylül kayıplarından Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, bugünki tablo karşısında acılarını ve kayıplarını unutturacak nitelikte yeni acılar yaşatıldığını dile getirdi.
12 Eylül’de İstanbul’da gözaltında kaybedilen Hayrettin Eren’in kardeşi İkbal Eren de 12 Eylül 1980’de yapılan darbeye ve bugün yaşatılanlara değinerek bu katliamların bir son bulması gerektiğini dile getirdi.
12 Eylül devam ediyor.. Artık yeter! Êdî bese!
Hayrettin Eren’in erkek kardeşi Faruk Eren ise konuşmasında, bazı annelerin çocuklarının kemiklerini bulmak, onları gömebilmek için bir dava yürütürken, bazı annelerinse katliamlarla öldürülen çocuklarını gömemedikleri için derin dondurucularda bekletmek zorunda kalmasının üzerinde durarak ülke yönetimine sitem etti:
“12 Eylül darbesi 35 yıl önce bir sokağa çıkma yasağıyla geldi. 35 yıl sonra bu topraklarda hâlâ sokağa çıkma yasakları uygulanıyor. Annem ve diğer kayıp yakınları, 35 yıldır mezara gömmek için oğullarının kızlarının kemiklerini arıyor. 35 yıl sonra bazı anne ve babalara, ölen çocuklarını mezara gömme izni verilmiyor. Evlatlarının cesetlerini bozulmasın diye derin dondurucularda saklıyor. Ne acayip bir ülke.”
“Devleti yönetenler 12 Eylül’ün mirasını sahiplendikçe 12 Eylül yaşayacak”
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Ümit Tekay Dişli’nin okuduğu basın metni ise şöyleydi:
“Bugün karanlık tarihimizin en karanlık dönemeçlerinden 12 Eylül askeri darbesinin 35.yılı. 546. buluşmamızı, 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilen Cemil Kırbayır, Hüseyin Morsümbül, Hayrettin Eren, Mahmut Kaya, Nurettin Yedigöl, Nurettin Öztürk, Zeki Altunbaş, Veysel Güney, Süleyman Cihan, Maksut Tepeli’yi anmak, onları toplumun belleğinde yaşatmak için gerçekleştiriyoruz.
12 Eylül ‘de gözaltında kaybedilen gençlerin anneleri 35 yıldır evlatlarını arıyor. Onların “12 Eylül’ün işkencehanelerinde kaybedilen evlatlarımız için adalet istiyoruz! ” talebi 35 yıldır karşılıksız kalıyor. Evlatları 12 Eylül darbecileri tarafından kaybedilen Hatice Öztrük, Berfo Kırbayır, Zeynep Güney, Cevriye Altunbaş ve Şahsenem Cihan evlatlarının akıbetlerini öğrenemeden, “Verin çocuklarımızın kemiklerini birlikte gömülelim” arzuları gerçekleşmeden aramızdan ayrıldılar. Onların arayışını ve mücadelesini çocukları, torunları sürdürüyor. Yaşlanan, sağlıkları bozulan Fatma Morsümbül, Elmas Eren, Zeycan Yedigöl, Asiye Tepeli’nin çocuklarına ulaşma ve adalet mücadelesi yıllara yenik düşmeden sürüyor. 546. buluşmamızı, darbeleri, darbecileri, darbecilerin ruh ikizlerini lanetlemek için gerçekleştiriyoruz. Yıllardır söylüyoruz, geçmişin vahşet dönemleri ile yüzleşilmez, hesaplaşılmazsa o vahşet bugünümüze de yansır. Şili, Arjantin ve Yunanistan gibi darbe görmüş ülkelerin aksine, Türkiye, bugüne dek 12 Eylül darbe düzeni ile hesaplaşmadı. Aksine baskı ve zorbalık üzerine inşa edilmiş darbe rejimini süreğenleştirdi.
Bu nedenle iktidarlar değişse de;
12 Eylül rejimi; hukukuyla, kurumlarıyla devam etti.
12 Eylül rejimi; yurttaşı düşman gören zihniyetiyle devam etti.
12 Eylül rejimi; hak taleplerini devlet terörü ile bastıran faşizan yaklaşımıyla devam etti.
12 Eylül rejimi; evlatlarımızın hayatına kast eden uygulamaları ile devam etti.
12 Eylül rejimi; milli güvenlik ideolojisiyle, Milli Güvenlik Kurulu Kanunu ile, Cumhurbaşkanına tanınan yetkiler ile devam etti.
12 Eylül rejimi; infazlarla, gözaltında kayıplarla, katliamlarla devam etti. Bugün, 12 Eylül rejimini tasfiye etmek bir yana, onun bile gerisine giden uygulamalarla karşı karşıyayız. 8 gündür Cizre’de yaşananlar zorba 12 Eylül rejimini bile aşan uygulamalardır. Bugün Cizre’de yalnız Cizreliler değil, tüm insanlık değerleri saldırı altındadır. Seçilmiş vekiller şahsında demokratik siyaset saldırı altındadır.
Söyledik, söylemeye devam edeceğiz; Türkiye’nin demokratikleşmesi için 12 Eylül rejimi tasfiye edilmelidir.
Söyledik, söylemeye devam edeceğiz; 12 Eylül’le hesaplaşma, darbeci zihniyetin meşruluğunu sorgulamaya yönelik siyasal, hukuksal ve kültürel boyutlar da içermelidir.
Söyledik, söylemeye devam edeceğiz; Devleti yönetenler, 12 Eylül’ün mirasını sahiplendikçe 12 Eylül yaşayacak.
Söyledik, söylemeye devam edeceğiz; 12 Eylül’ün tüm sonuçlarıyla ortadan kalkması toplumsal bir talep haline gelmediği sürece darbeci zihniyet devam edecek.
12 Eylül’ün 35. yılında bir kez daha tekrarlıyoruz;
12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilenlerin akıbetleri açıklansın!
12 Eylül’de kaybedilenlerin failleri ve 12 Eylül’ün tüm aktörleri evrensel hukuka uygun bir biçimde yargılansın!
Evlatlarımızı 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedenler hesap versin!
Hükümet 12 Eylül zihniyetini terk etsin!”
Zîn Demir
Fotoğraf: Kadir Celep