Bu haftaki oturma eylemine başlarken Cizre’nin Cumartesi Anneleri’nden, 26 Şubat 1993’te gözaltında kaybedilen Ömer Güven’in eşi Ayşe Güven, yaptığı konuşmada devletin başındakilerin barış isteyenlere katliamı reva gördüklerini belirterek, Cizre’de saat 7’den sonra katliamın başladığını dile getirdi.
18 Eylül 1980’de gözaltında kaybedilen Hüseyin Morsümbül’ün annesi Fatma Morsümbül’ün gönderdiği mektubu Cumartesi İnsanları’ndan Maside Ocak okudu. Mektupta, “Evlat acısı her anne için aynı yakıcılıktadır. Bilmiyor musunuz?” ifadeleri yer aldı. Mektubun tamamı şöyleydi:
“Değerli mücadele arkadaşlarım,
Yıllarca Galatasaray’a oğlum Hüseyin’le buluşacakmışım heyecanıyla geldim. Galatasaray’dan bizi söküp atmak istediklerinde coplandım, yerlerde sürüklendim, gözaltına alındım ama vazgeçmedim. Benim için Galatasaray’a sahip çıkmak Hüseyin’ime sahip çıkmaktı. Ben hastayım ama çocuklarım, torunlarım Galatasaray’da.
35 yıldır anlattıklarımı bugün bir kez daha anlatacağım.
35 yıl önce oğlum Hüseyin Morsümbül, Kenan Evren cuntası tarafından gözaltında kaybedildi. Oğlumu gözaltına alan o dönem Bingöl’de görev yapan Yüzbaşı Durmuş Çoşkun Kıvrak’tı. Durmuş Kıvrak çok insanın canını yaktı. 35 yıldır oğlumu kaybedenlerin yargılanarak cezalandırılmalarını bekliyorum. Göstermelik değil, gerçek bir yargılama istiyorum.
Benim 6 çocuğum vardı. Kendi halimizde yaşayan bir aileydik. 12 Eylül askeri darbesi sonrası 18 Eylül’de çok sayıda asker ve polis evimize baskın yaptı. Lise öğrencisi oğlum Hüseyin’i gözlerini ve ellerini bağlayarak “ifadesini alacağız, 5 dakika sonra getireceğiz” diyerek götürdüler. Hüseyin’imden bir daha haber alamadım.
Hüseyin, en büyük oğlumdu. İlk gözağrımdı. İlk analığımdı… Hüseyin’den sonra kalan 5 çocuğuma analık yapamadım. Aklım fikrim hep Hüseyin’deydi. Çocuklarım birbirini büyüttü.
Kısacası Hüseyin’den sonra bizim evde ne düğün ne bayram ne kutlama olmadı. Evimize, ailemize gözyaşı acı, bekleyiş hakim oldu. Çocuklarımın evliliği bize Hüseyin’in mürüvvetini göremeyişimizin acısı oldu. Torunlarımsa ” Hüseyin baba olamadı” acısıyla aramıza katıldı.
Oğlum Ekin de bu ortamda büyüdü. Yaşadıklarımıza isyan edip ağabeyinin adını alarak dağa gitti. Uzun yıllar sonra bir çatışmada öldürüldü. Onun ölü bedenine işkence yaptılar. Morgda soğutucunun fişini çekip bedenini çürüttükten sonra Ekin’imi bana teslim ettiler.
Ben iki yavrumu bu kirli, rantçı savaşta kaybeden bir anneyim. Benim ciğerim parçalandı. Evlat acısının ne demek olduğunu, zamanla azalmayıp derine, daha derine işlediğini biliyorum. Bu acıyı başka anneler yaşamasın diye barış istiyorum.
Bütün annelere sesleniyorum; neredesiniz, niye sesinizi çıkarmıyorsunuz, niye sokağa dökülüp barış istemiyorsunuz? Niye evlatlarının kemiklerine hasret anneler için adalet istemiyorsunuz? Evlat acısı her anne için aynı yakıcılıktadır bilmiyor musunuz?
35 yıldır oğlumun kaybedenlerin cezalandırılmasını bekliyorum. 35 yıldır Hüseyin’imin kemiklerini bekliyorum. Hüseyin’ime kavuşursam gömmeyip sırtımda gezdireceğim o tertemiz kemiklerini… Öldüğümde yavrumun kemikleri ile birlikte gömüleceğim. İşte benim en büyük düşüm bu…”
Fatma Morsümbül’ün gelini ise, “Bu devlet hepimizin; sadece vahşice saldıran, hakaret edenlerin değil” diyerek ülkede yaşayan herkesin eşit koşullarda yaşayıp eşit haklara sahip olması gerektiğinin altını çizdi.
Hüseyin Morsümbül’ün avukatı Eren Keskin ise Morsümbül ve ailesinin de birçok kayıp gibi Türk kontrgerillasının mağdurlarından biri olduğunu ifade ederek, 2011 yılında davanın ilerlemeyişi ile ilgili yaptıkları başvuruda İçişleri Bakanlığı’nın cevap olarak Hüseyin Morsümbül’ün 2013 yılında askerliğini yapmadığı gerekçesiyle vatandaşlıktan çıkarıldığı açıklamasında bulunduğunu belirtti.
Yeter artık! Hiç bir annenin evladına kıymayın…
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Neriman Çelik’in okuduğu basın metni ise şöyleydi:
“545 haftadır kayıp yakınları ve hak savunucuları olarak gözaltında kaybetme suçuyla hesaplaşılması ve adaletin sağlanması için Galatasaray’dan sesimizi yükseltiyoruz.
545 haftadır Türkiye’de ağır insan hakları ihlalleri etkin bir biçimde soruşturulmuyor. Bu suçların failleri açığa çıkartılmıyor, yargılanmıyor, cezalandırılmıyor.
545 haftadır gerçeğe ve adalete ulaşma mücadelemiz devlet tarafından engelleniyor. Bu nedenle Türkiye ulaşılamayan gerçekler, ulaşılamayan failler, ulaşılamayan adalet, ulaşılamayan barış ve ulaşılamayan demokrasi ülkesi olmaya devam ediyor.
Salih Bozışık’tan bugüne tam 79 yıldır kayıpların bulunması ve kayıplardan sorumlu olan faillerin ortaya çıkarılıp cezalandırılmasına yönelik bir siyasi irade ortaya konmuyor.
Hukukun üstünlüğünü, adaleti ve demokrasiyi imkansız kılan bu cezasızlık durumunun ısrarla sürdürülmesi ağır insanlık suçlarını, ağır hak ihlallerini süreğen kılıyor.
Türkiye’de yargı başta olmak üzere devletin bütün kurumlarının yurttaşın değil, iktidarın hizmetinde olması hukuksuzluğu, adaletsizliği, yolsuzluğu ve keyfi yönetimi de beraberinde getiriyor.
Bu hafta 35 yıldır gizlenen bir hakikat, 35 yıldır süren bir cezasızlık, 35 yıldır süren bir keyfilik unutulmasın diye buluştuk.
12 Eylül askeri darbesinin ardından, 18 Eylül 1980 akşamı Morsümbül ailesinin Bingöl ‘deki evi Yüzbaşı Durmuş Coşkun Kıvrak komutasındaki asker ve polisler tarafından basıldı. Ailenin lise öğrencisi oğlu Hüseyin ” İfadesini alıp bırakacağız” denilerek gözaltına alındı.
Hüseyin, elleri ve gözü bağlı bir şekilde askeri araca bindirilerek Bingöl Tugay Komutanlığı’na götürüldü.
Onu soran ailesine Hüseyin’in yüksek güvenlik önlemleri ile korunan taburdan kaçtığı söylendi. Hüseyin’in anne ve babası gözaltına alındı. Baba Hanefi Morsümbül ağır işkence gördü.
Anne Fatma ve baba Hanefi Morsümbül askeri savcılığa giderek ifade verdi. Olup bitenleri savcıya anlattı ve sorumlular hakkında şikayetçi oldu. Ama Hüseyin’in kaybedilmesi ile ilgili hiçbir işlem yapılmadı, dosya bile açılmadı.
Olaydan 4 yıl sonra, o dönem tugayda asker olduğunu, vicdan azabı çektiğini söyleyen bir kişi Morsümbül ailesine telefonla ulaştı. Hüseyin’in işkencede öldürüldüğünü ve battaniyeye sarılarak Genç ilçesine doğru götürüldüğünü söyledi.
Hüseyin’in akıbeti konusunda hiçbir şey yapmayan devlet, 2003 yılında onu askerliğini yapmamış diye vatandaşlıktan çıkardı.
Hüseyin Morsümbül’ün kaybedilmesinden Emekli Albay Durmuş Coşkun Kıvrak’ı ve 12 Eylül cuntasının tüm aktörlerini sorumlu tutuyoruz.
Hüseyin Morsümbül’ü kaybeden, akıbetini soruşturmayarak karanlıkta bırakan tüm asker ve sivil görevlilerin, yargılanmasını istiyoruz.
35 yıldır 12 Eylül’ün insanlık suçlarını açığa çıkarmayan, 12 Eylül’ün insanlık suçlularını koruyan tüm iktidarları darbecilerin suç ortağı sayıyoruz.
Fatma Morsümbül’ün “35 yıldır uçan kuştan oğlumu soruyorum. Yeter artık! Bana oğlumun kemiklerini verin. Yeter artık! Oğlumu kaybeden katilleri cezalandırın. Yeter artık! Hiç bir annenin evladına kıymayın.” feryadı karşılık bulmadan bu ülkede barış ve adalet tesis edilemez.
Kayıplarımızı istiyoruz!
Kaybedenlerin cezalandırılmasını istiyoruz!
Adalet istiyoruz!
Bunların gerçekleşebilmesi için barış istiyoruz!”
Zîn Demir