Cumartesi Anneleri’nde bu hafta, 17.01.1996’da gözaltında kaybedilen Abdullah Canan’ın oğlu Tayyüp Canan, 1993’te gözaltında kaybedilen Hüseyin Taşkaya’nın eşi Sultan Taşkaya, 24.12.1994’te gözaltında kaybedilen İsmail Bahçeci’nin kardeşi Umut Bahçeci, 28.07.1993’te gözaltında kaybedilen Ferhat Tepe’nin annesi Zübeyde Tepe ve 21.03.1995’te gözaltında kaybedilen Hasan Ocak’ın kardeşi Hüseyin Ocak konuşma yaptı. Ayrıca eyleme Suruç’ta katledilen Serhat Devrim’in ailesi de katıldı. Bu haftaki eylemde, Kürdistan’da sürmekte olan katliamlar kınanarak “Israrla ve inadına barış” denildi.
“‘Benim babamı toprağa gömemezsiniz!’ diyen bir çocuk düşünebiliyor musunuz? Düşünün!” diyen Tayyüp Canan, kayıp yakınları olarak savaş istemediklerini dile getirdi.
“Analar ağlamasın” diyerek öldürülenlerin Kürt ya da Türk oluşunun bir önem taşımadığını ifade eden Sultan Taşkaya, öldürülenlerin hepsinin kendi evlatları olduğunun altını çizdi.
Bugün Kürdistan bölgesinde bir katliamın olduğunu hatırlatan Zübeyde Tepe, bütün Kürtlerin katledilmeye çalışıldığını söyleyerek, “Şu anda Kürdistan’da polis olsun, asker olsun, gerilla olsun fark etmez, binlerce insanımız öldürülüyor” açıklamasında bulundu.
Savaşın ne demek olduğunu defalarca yaşadıklarını belirten Hüseyin Ocak, savaşın yöneticilerinin kendi evlerine ateş düşmeden savaş hâlini anlamayacaklarını beirterek, artık bu ülkede ne gerilla, ne asker, ne de polis cenazesi görmek istediklerini dile getirdi.
“Kayıplarımız için, barış için sesimizi yükseltiyoruz”
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Leyla Kaya’nın okuduğu basın metni ise şöyleydi:
Bu haftayı da ölümler, bombalanan köyler, şehirler, hakikat saklı kalsın diye ilan edilen yasak bölgeler haberleriyle geçirdik. Bugün Cumartesi Anneleri Cizre’de ve Yüksekova’da her cumartesi taşıdıkları fotoğraflara yeni faili devlet fotoğrafları ekledi. Çatışmasızlık halinin yarattığı olumlu iklimin müzakereye- barışa evrilmesini beklerken ne yazık ki inkâr söylemine, “terör” söylemine geri dönüldü ve çatışmalı dönem başladı. Kürt Sorununu şiddet yöntemleri ile bastırma isteği bugüne kadar insanlık suçlarına yataklık etti, çözümsüzlüğü derinleştirdi ve on binlerce cana mal oldu. Bu nedenle endişe içindeyiz. “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardır” diyenler karşısında sesimizi yükseltiyoruz; Kürt sorunu vardır. Bu sorun yalnız Kürtlerin değil, tüm Türkiye’nin sorunudur. Bu sorun insan hakları ve demokrasi sorunudur. Bu sorun “terör sorunu” değil, siyasi bir sorundur. Sonuna kadar savaş diyenler karşısında sesimizi yükseltiyoruz; başta Kürt sorunu olmak üzere tüm toplumsal sorunlarımız şiddet araçlarına başvurmadan, barışçıl, demokratik yöntemlerle çözülmelidir. Anneleri ağlatan kanlı iktidar hesaplarınızdan vazgeçin, halkın huzur içinde yaşayacağı ortamı sağlayın. Siyasetin dilini değiştirin, şiddete yol açan ayrımcı ve milliyetçi söyleminize son verin. Çatışan taraflar karşısında sesimizi yükseltiyoruz; silahları susturun, ölümleri durdurun! Çözüme ve barışa odaklanın, derhal diyalogu, müzakereyi başlatın.
1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle; bu topraklarda yaşayan herkese karşı sesimizi yükseltiyoruz; Silvan’a, Lice’ye Hakkâri’ye, Yüksekova’ya Cizre’ye yağan bombalar hepimizin hayatına, geleceğine düşüyor. Hepimizin ortak çıkarı özgürlüğün, eşitliğin, adaletin ve halkların kardeşliğinin hâkim olduğu bir ülke için barış mücadelesi yürütmekten geçiyor. Unutmayın; barış hepimizin işidir.
1 Eylül Dünya Barış Günü vesilesiyle sesimizi yükseltiyoruz; kayıplarımıza ulaşmamız, faillerden hesap sormamız ancak adil bir barış ortamında gerçekleşebilir BARIŞ İSTİYORUZ!
30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü nedeniyle sesimizi yükseltiyoruz: KAYIPLARIMIZI İSTİYORUZ!
Yarın kayıplar sorununa ve kayıp yakınlarının acılarına dikkat çekmek amacıyla Birleşmiş Milletler’in ilan ettiği, 30 Ağustos Dünya Kayıplar Günü. Türkiye’de gözaltında kaybetme; kayıpların akıbeti gizlenerek, failleri cezadan muaf tutularak, günümüzde de devam eden bir gerçekliktir. Gözaltına alınarak kaybedilenlerin akıbetleri bugün de gizleniyor. Kayıpların akıbetinin soruşturulmasını önleyen hukuksal mekanizmalar bugün de varlığını sürdürüyor. Kaybetme suçunda fail ve sorumlu konumda olan kamu görevlilerine yasal, yargısal ve idari koruma bugün de devam ediyor. 30 Ağustos Dünya kayıplar günü vesilesi ile devleti yönetenlere sesleniyoruz; Artık yeter! Evlatlarımızın gözaltında kaybedildiği gerçeğini tüm boyutlarıyla itiraf edin. Zorla kaybetmenin ağır ceza gerektiren bir insanlık suçu olduğunu ve zaman aşımına tabi olmadığını sağlayacak yasal düzenlemeleri yapın. Failler üzerindeki cezasızlık zırhını kaldırın; zorla kaybedilme vakalarına dâhil olan herkesin cezai olarak sorumlu tutulmasını garanti altına alın. 9 yıldır tüm ısrarlarımıza rağmen imzalamadığınız BM Herkesin Zorla Kaybedilmeden Korunmasına Karşı Uluslararası Sözleşme’yi imzalayın. Kayıplarımız için, hakikat için, adalet için silahlar sussun, barış konuşsun!
Zîn Demir