Search
Close this search box.

Cumartesi Anneleri’nde 541. hafta: “Ayıptır! Siz inkâr etseniz de bu cinayetler işlendi”

Cumartesi Anneleri, 541. oturma eylemlerinde, 80’li yıllarda gözaltında kaybedilen Süleyman Cihan için bir araya geldi. Bu haftaki oturumda Cihan’ın ailesi ile birlikte “Mücadelemiz yıllara yenik düşmeyecek, hukuk ve adalet arayışımızı yıldırmaya yönelik politikalarınıza boyun eğmeyeceğiz” denildi.

Gözaltında kaybedilen Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, yaptığı konuşmada, annelerin bugüne kadar çok ağladığını ve bundan dolayı verdikleri mücadelenin annelerin artık ağlamaması yönünde olduğunu dile getirdi.

Aklınızı başınıza devşirin, barışı sağlayın!

8 Ekim 1980’de gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır’ın kardeşi Mikail Kırbayır, 35 yıldır bir adım ileriye gidilmediğinin savaş çığırtkanlığından belli olduğunu söyleyerek, Cemil Kırbayır dosyasının yeniden açılması için başvurularda bulunduklarını ancak dosyanın açılmasının güçleştirilmeye ve ertelenmeye çalışıldığını dile getirerek, “Şimdi söyleyin bana ve kamuoyuna, ne söyleyeyim?” diyerek mağduriyetlerini dile getirdi.

Devletin aklı, katletmeyi meşru gören bir akıldır!

Süleyman Cihan’ın kardeşi Ahmet Cihan ise katillerin açığa çıkarılmaması, korunup kollanması için Süleyman Cihan’ın dava dosyasının ikinci kez takipsizlik kararıyla sonuçlandığını, devlet aklının muhalifleri katletmeyi haklı bulduğunu söyleyerek kendilerinin ısrarla hakkaniyeti aradıklarını ve ısrarla adaleti aramaya devam edeceklerini dile getirdi.

Bugünlerde genç ölümlerle bir kez daha sınanırken, bir yandan da geçmişin hakikati peşindeyiz!

Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı, rahatsızlığından dolayı eyleme katılamadı ancak düşüncelerini ifade edebilmek için bir ses kaydı gönderdi. Ses kaydında 20 yıllık mücadelelerinin 541. haftada da yıllara yenik düşmeyeceğii dile getirerek, devletin hukuk ve adalet arayışlarını yıldırmaya yönelik politikalarına boyun eğmeyeceklerini söyleyerek bir arada kalacaklarını dile getirdi:

“Bu hafta Süleyman Cihan’ı anıyoruz. Bilinmelidir ki, bundan 34 yıl önce Süleyman Cihan’ı işkencede katledip intihar süsü verenlerin cezasızlığı, dün Silopi’de insanları katledip sağlık çalışanlarının alnına silah dayayarak tehdit edenleri cesaretlendiriyor. Biz bütün katliamlar, yargısız infazlar ve işkenceler için adalet istiyoruz. ‘Bir daha bu suçlar işlenmesin’ diyoruz. Sağlık sorunlarım nedeniyle bu hafta yanınıza fiziksel olarak katılamadım. Sesimle katılıyorum. Sesimi katıyorum ki sesimiz çoğalsın.”

İktidarın, hukukun, adaletin ve barışın sınırlarına çekilmesini talep etmeye hakkımız var

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Ümit Tekay Dişli’nin okuduğu basın metni ise şöyleydi:

Gözaltında kaybedilenlerin akıbetlerinin açıklanması, bu insanlık suçunun sorumlularının ve faillerinin açığa çıkarılarak yargılanması talebiyle bu toprakların en uzun sivil direnişini sürdürüyoruz. Devleti yönetenler, “cezasızlık” politikasında ısrar ederek bizim hakikat ve adalet arayışımızı yıldırmaya çalışıyorlar. Kayıpların sorumlularını ve faillerini koruyarak, ödüllendirerek insanlık suçlarını teşvik ediyorlar. 13 kişinin öldürülmesi ve kaybedilmesi ile ilgili 13 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle yargılanan Ankara Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Musa Çitil geçen yıl evrensel hukuka aykırı biçimde beraat etmişti. 3 gün önce de Yüksek Askeri Şura kararı ile tuğgeneralliğe terfi etti. Cumhurbaşkanı’nın onayından geçen bu kararı kamuoyuna Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın açıkladı. Bu terfi, barış ve adalet umudumuza vurulmuş ağır bir darbedir. Bu terfi, kaybedenlerin, katledenlerin devletin koruması altında olduğunun ifadesidir. Bu terfi, hakikatin adaletin ve barışının devleti yönetenlerce esir alındığının ifadesidir. Yurttaşlar olarak siyasal iktidardan, insanlık suçu işleyenlerin yargılanarak cezalandırılmalarını istemeye hakkımız var. 541.haftamızda 34 yıldır failleri korunup kollanan, terfi ettirilen Süleyman Cihan’ı unutmadık demek için buluştuk. 31 yaşındaki 2 çocuk babası Süleyman Cihan öğretmendi. 12 Eylül karanlığında sol bir örgütün yöneticisi olduğu iddiasıyla aranıyordu. Süleyman Cihan 29 Temmuz 1981 tarihinde akşama doğru Edirne’den İstanbul’a gelmek üzere yolcu otobüsüne bindi. Yapılan ihbar sonucunda bindiği otobüs İstanbul’a yaklaştığı sırada sivil bir ekip tarafından önü kesilerek durduruldu. Süleyman Cihan gözaltına alındı. Durumdan haberdar olan aile ve avukatların tüm başvuruları sonuçsuz kaldı. Süleyman Cihan’ın gözaltına alındığı, gözaltına alma kararını veren Askeri Savcı Erdoğan Savaşeri ve gözaltında tutulduğu İstanbul Emniyet Müdürlüğü tarafından reddedildi. Ailenin 85 gün süren ısrarlı arayışı sonunda Süleyman Cihan’ın ağır işkence sonucunda öldürüldüğü, kimliği belli olduğu halde “meçhul kişi” olarak kimsesizler mezarlığına defnedildiği gerçeği açığa çıktı. Süleyman Cihan’ın öldürülmesi ile ilgili olarak Mehmet Ağar ve İbrahim Şahin’in de imzası bulunan sahte bir belge düzenlendi. Belgede Süleyman Cihan’ın yer göstermeye götürüldüğü apartmanın 6. katından atlayarak intihar ettiği yazıldı. Gerçek ise Süleyman’ın işkence sonucu öldürülmüş bedeninin uzun zamandır kimsenin yaşamadığı bir evin penceresinden polisler tarafından atıldığıydı. Yapılan otopside de bulgular bunu gösteriyordu. Nitekim olaydan 31 yıl sonra ailenin talebi üzerine İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı başkanlığında Prof Dr. Şebnem Korur Fincancı tarafından hazırlanan bilimsel mütalaada Süleyman Cihan’ın binanın altıncı katından atılmadan önce işkence edilerek öldürüldüğü sonucuna varıldı. Bu rapor sonucunda aile 12 Eylül davasına müdahil oldu. 34 yıl kesintisiz süren hukuksuzluk sonucunda dava 23 Şubat 2015 tarihinde zamanaşımı nedeniyle şüpheliler hakkında kamu adına kovuşturmaya yer olmadığı kararı ile sonuçlandı. Süleyman Cihan’ı işkence ederek öldürüp, bedenini kaybetmek isteyenleri, bu insanlık suçunu azmettirenleri, karar verenleri, suçun ortaya çıkmasını önlemek için delilleri karartanları, kovuşturmayı önleyerek hakikati ve adaleti engelleyenleri biliyoruz.

Milli Güvenlik Konseyi üyeleri başta olmak üzere

İstanbul Sıkı Yönetim Komutanı Orgeneral Necdet Üruğ,

Sıkıyönetim Müşaviri Hakim Albay Durmuş Akşen,

İstanbul Emniyet Müdürlüğü 1. Şube Müdürü Tayar Sever,

İstanbul Emniyet Müdürlüğü 2. Şube Müdürü Mehmet Ağar,

Sıkıyönetim Savcısı Erdoğan Savaşeri,

Adli Tıp Kurumu Başkanı Şemsi Gök,

Polis Memuru İbrahim Şahin, içinde Bayram Kartal ve Mehmet Yetiş’in de yer aldığı işkence timi Süleyman Cihan’ın katledilmesinden, kaybedilmesinden sorumludur. Onlar yargılanmadan, 12 Eylül’le gerçek anlamda hesaplaşılmadan Süleyman Cihan dosyası bizim için kapanmayacak.

Zîn Demir

ilginizi çekebilir

imamoglu-3
İktidar partisinin toplumdan kopuşu hızlandı
GnMr-b9XgAAAA6n
Okullarda boykot, işyerlerinde grev
istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi