Search
Close this search box.

Cumartesi Anneleri’nde 530. hafta: “Eşimden, yerimden, yurdumdan oldum!”

Cumartesi Anneleri, 530. oturma eylemlerinde, Fettah Erden’in eşi Taybet Erden ve çocuklarının, 334 haftadır Cizre’de oturan Cumartesi Anneleri ile birlikte yürüttükleri hakikat ve adalet mücadelesine Galatasaray’dan ses katmak için bir araya geldi.

Bu hafta Galatasaray Meydanı’nda, 19 Ekim 1995’te gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun ve 23 Şubat 1995’te gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız birer konuşma yaptı. 20 senedir mücadele verdiklerini ancak bir sonuç alamadıklarını söyleyerek, devlet kayıp olaylarının üzerini ne kadar örtmeye çalışırsa çalışsın, bu sonuçsuzluğun kendilerini caydıramayacağını ve kayıplar mücadelesine bütün kayıplar bulunana dek devam edeceklerini ifade ettiler.

Dönemin belediye başkanı “Eşini unut!” dedi

Ardından Fettah Erden’in eşi Taybet Erden’in “335 haftadır Cizre’den adalet talep eden bir Cumartesi Annesiyim” diyerek başladığı mektup okundu:

“Adım Taybet Erden. 1994 yılının Nisan ayında askerler ve korucular köyümüze baskın yaptılar, eşim Fettah’ı tarlada çalıştığı sırada gözaltına aldılar. Tüm köy, eşimin asker ve korucular tarafından alındığını gördü. Önce eşimin kardeşleri, sonra da ben Güçlükonak Jandarma Karakolu’na gittik. Bize önce “burdadır, bırakacağız” dediler. O dönem karakolda Ertaş ve “Kara Bela” olarak bilinen Mehmet isimli iki komutan vardı.Eşimi sormak için giden kaynım ve bir arkadaşı, eşimi karakolda bu iki komutanın yanında gördü. Eşim gelmeyince ben tekrar karakola gittim. Beni sopalarla dövüp, Güçlükonak’ı terk etmemi istediler. Ben bunun üzerine, eşimin kaybedilmesinde parmağı olan aşiret reisi, korucubaşı, belediye başkanı Baho Ağa dediğimiz Bahattin Aktuğ’a giderek eşimin akıbetini sordum, bana ‘eşini unut’ dedi. Eşim kaybedildikten sonra hem Ertaş ve Mehmet isimli komutanlar hem de Bahattin Aktuğ bizi ölümle tehdit edip, köyü terk etmemizi istediler. Bunun üzerine Güçlükonak’a taşındık ancak buraya da yerleşmemize izin vermediler. Çocuklarımla birlikte Güçlükonak’ı terk edip İdil’e taşınmak zorunda kaldım. İdil’de de bizi rahat bırakmadılar. Eşim kaybedildiğinde en küçüğü daha birkaç aylık olan 10 çocuğum vardı. Çocuklarım iki yıl boyunca babalarının yatağında yatıp, sürekli ‘babamız ne zaman gelecek?’ diye sorduğunda onlara cevap verememenin acısını yaşadım. Eşimden, yerimden, yurdumdan oldum. Çok sıkıntı çektim. Eşimin hiçbir suçu yoktu. Öldürülüp kaybedilecek bir suç işlememişti. O günden beri yolunu gözlüyorum. Ama hâlâ bir haber alamadık. Nerde nasıl öldürdüklerini bile bilmiyoruz. Eşimin ne mezarını ne de cesedini göremedik. Bugün çocuklarım birer yetişkin. Babalarının devlet tarafından kaybedildiğini biliyorlar. Ben ve çocuklarım kanımızın son damlasına kadar katillerin peşinde olacağız, adalet arayışımızdan vazgeçmeyeyeceğiz. Ben ve çocuklarım, eşimin kemiklerini istiyoruz. Kemiklerimizi bulana kadar haklı arayışımızı devam ettireceğiz. Davamızdan asla vazgeçemeyeceğiz. Kemiklerimiz bulunsun, suçlular cezalandırılsın, adalet yerine getirilsin. Eşimi devlet katletti. Hesap soruluncaya kadar alanlarda olacağız.”

Fettah Erden dosyasındaki cezasızlık son bulsun, adalet sağlansın!

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Hepgül Bozoğlu’nun okuduğu basın metni ise şöyleydi :

“Bir rejiminin demokrasiye, hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına bağlı olduğunun en önemli göstergesi; yargı sistemini hukuka uygun işletmesidir.

Yıllardır haykırıyoruz:

Türkiye’de hukuksuzluğa dayanan bir rejim var. Biz insan hakları savunucuları ve kayıp yakınları olarak bu hukuksuz rejimin hem tanıkları hem mağdurlarıyız. Bu hukuksuz rejime itiraz eden bir direniş odağı olarak 530 haftadır Galatasaray’dayız.

Gerçekleri değil, yalanları yaşatan “kurgulanmış resmi hafıza”nın köleleri olmayı reddeden Cumartesi İnsanları olarak 530 haftadır Galatasaray’dayız.

530 haftadır Galatasaray’dan unutulmasın diye, toplumsal hafızamızda yer etsin diye söylüyoruz:

Bu topraklarda bir devlet politikası olarak on binlerce cinayet, katliam, gözaltında kaybetme suçu işlendi. Hukukun askıya alınması devlet kaynaklı suçların rahatça işlenmesini sağladı. Ceza adaleti işletilmedi; suçlular cezasız kaldı. Adalet mekanizmaları, adalet dağıtmak yerine, adalet talep edenleri bir kez daha mağdur etti. Bu topraklarda insanlık suçlarını işleyenler yargılanmayacaklarını bilmenin güveniyle davrandılar. İşledikleri suçlarda cezasızlığın devlet geleneği olduğunu bilerek pervazsızlaştılar. Bu insanlık suçlarının kurbanlarından biri de Fettah Erden oldu. Gözaltına alınarak kaybedilişinin 21. yılında Fettah Erden’in akıbetinin açıklanmasını, ceza adaletinin sağlanarak; faillerin yargılanmasını talep etmek için ailesi Cizre’de, biz de Galatasaray’dayız.

45 yaşındaki 10 çocuk babası Fettah Erden Şırnak/ Güçlükonak Hetma Köyü’nde yaşıyor ve çiftçilikle uğraşıyordu. 1994 yılının Nisan ayında çalışmak için tarlasına gitti. Aynı gün Güçlükonak Jandarma Komutanlığına bağlı askerler köye baskın düzenledi ve tarlada çalışan Fettah Erden’i gözaltına aldı. Erden’in gözaltına alınışına çok sayıda köylü tanıklık etti. Ailesi onu sormak için Güçlükonak Jandarma Karakolu’na gitti. Fettah Erden’in Karakolda olduğu kabul edildi ve ailesine ” siz gidin onu daha sonra bırakacağız” denildi. Fettah Erden bırakılmayınca ailesi tekrar karakola gitti. Bu sefer aile ” Buradan gidin yoksa sizin de sonunuz iyi olmaz” diye tehdit edildi ve dövülerek karakoldan atıldı. Fettah Erden’den bir daha haber alınamadı. Güçlükonak Jandarma Karakolu’ndaki Mehmet ve Ertaş isimli 2 subay aileyi ölümle tehdit ederek Güçlükonak’ı terk etmelerini istedi. Bunun üzerine aile İdil’e taşınmak zorunda kaldı. Erden ailesi ağır baskı ortamında yasal takipte bulunamadı. Olaydan 15 yıl sonra, 2009 yılında Taybet Erden Cizre Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak eşinin akıbetinin araştırılmasını ve sorumluların yargılanmasını talep etti. Suçla hesaplaşma devlete verilmiş bir görevdir. Devlet işlenmiş suçlarla ve faillerle hesaplaşma işini, adli mekanizmaları aracılığıyla yerine getirmek zorundadır. Delillerin gizlendiği, izlerin silindiği, belgelerin tahrif edildiği, sahte belgelerin üretildiği gözaltında kaybetme suçunda, en önemli delil tanık ifadeleridir. Fettah Erden’i Güçlükonak Jandarma Komutanlığına bağlı askerlerin gözaltına aldığına dair tanıklar var. Fettah Erden’i Güçlükonak Jandarma Karakolunda gören tanıklar var. Bu tanıklıklar esas alınarak soruşturma derinleştirilmeli ve suçlular tespit edilerek yargı süreci başlatılmalıdır.

Fettah Erden dosyasındaki cezasızlık son bulsun, adalet sağlansın!

Fettah Erden’in akıbeti açıklansın!”

Zîn Demir

(Her cumartesi saat 14:00’de Nor Radyo’da yayınlanan ‘Cumartesi’ isimli programda, o haftaki Cumartesi Anneleri’ni dinleyebilirsiniz)

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?