12 Mayıs 1994 gecesi 37 yaşındaki Halil Alpsoy, eşi ve 40 günlük bebeğiyle birlikte akraba ziyareti dönüşü, İstanbul/Kanarya’daki evinin önünden kimliklerini gösteren polisler tarafından gözaltına alındı.
18 Mayıs 1994 günü sabaha karşı 30 yaşındaki Kasım Alpsoy, Adana’daki evi basılarak polislerce gözaltına alınıp Adana İstihbarat Dairesi’ne götürüldü. 21 yıldır devlet iki kuzenin gözaltına alındıklarını inkar etti. 21 yıldır onları katledenler, kaybedenler cezasızlık zırhıyla korundu. 21 yıldır inkâr politikalarına boyun eğmeyen aileleri adalet arayışını kuşaktan kuşağa aktararak sürdürdü.
“AKP anneleri seçim propagandası yapıyor”
1980 yılında gözaltında kaybedtilen Hayrettin Eren’in kızkardeşi İkbal Eren, AKP’nin Anneler Günü’nü bile seçim propagandası hâline getiriyor olmasına tepki göstererek, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun “Cumartesi Anneleri’nin acılarını toprağa gömeceğiz” sözlerini hatırlatarak, Başbakan’dan görevini yerine getirmesini ve failleri ortaya çıkartmasını istedi ve “Bizim acımız toprağa sığacak bir acı değil” ifadesinde bulundu.
“Öldürdüklerini gizliyorlar”
1986 yılında kaybedilen Ahmet Kaya’nın kızı Emine Kaya ise, babasının akıbeti için yıllardır mücadele yürüttüklerini vurgulayarak, “Bu devlet kan emicidir. Hem öldürüyorlar hem de gizliyorlar. Fakat bilmeliler ki çocuklarımızı ve babalarımızı toprak altından çıkaracağız” dedi.
“Anneler Günü’nü kutlamıyoruz”
1995 yılında gözaltında kaybedilen Fehmi Tosun’un eşi Hanım Tosun, ertesi gün kutlanacak olan Anneler Günü’ne işaret ederek, bu günün tüm annelerin günü olduğunu söyleyemeyeceklerini vurgulayarak, konuşmasını “Birçok anne, çocuklarının hasretiyle yaşamını yitirdi. Berfo Ana, bunun en güzel örneğidir. Ben, Anneler Günü kutlu olsun demiyorum. Kemiklerimizi bulana dek mücadelemizi sürdüreceğiz… ” şeklinde sürdürdü.
“Dedemi duvardaki fotoğrafından tanıyorum”
Halil Alpsoy’un torunu Mızgin Özlem Alpsoy, dedesini evin duvarına asılı fotoğrafından tanıdığını belirterek, “Dedemin katillerinin bulunacağına inanıyorum” dedi. Halil Alpsoy’un eşi Fikriye Alpsoy da yaptığı konuşmada “Bize anneler günü yok, çünkü biz her gün gözyaşı döküyoruz. Artık yeter, kemiklerimizi bize versinler” ifadelerini kullandı.
“Kasım Alpsoy ve Halil Alpsoy’a ne olduğunu bilmek istiyoruz!”
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Aynur Sınırtaş’ın okuduğu basın metni ise şöyleydi:
528.buluşmamızı anneler günü öncesinde gerçekleştiriyoruz; yarın anneler günü.
Yarın devleti yönetenler yine anneliğin öneminden bahsedecekler. “uysal ve pasif” olması kaydıyla anneliği kutsayacaklar. Katledilen, kaybedilen evlatları için mücadele eden annelerin taleplerini yine görmezden gelecekler.
Bu hafta resmi ideolojinin annelik kalıbına itiraz ederek, annelik üzerinden direniş örgütleyen kadınlardan Leyla ve Fikriye Alpsoy ile birlikte Galatasaray’dayız.
12 Mayıs 1994 gecesi 37 yaşındaki Halil Alpsoy, eşi ve 40 günlük bebeğiyle birlikte akraba ziyaretinden dönüyordu. İstanbul/Kanarya’daki evinin önünde bekleyen silahlı ve telsizli sivil polisler tarafından gözaltına alındı.”Bizimle karakola geleceksin.” denilerek beyaz bir otomobile bindirildi. Eşi itiraz edince polisler “korkulacak bir şey yok, ifadesini alacağız, yarım saat içinde eve döner” dedi.
6 çocuk babası Halil Alpsoy bir daha evine dönemedi. Eşi Fikriye Alpsoy civardaki bütün karakollara ve Gayrettepe’deki Terörle Mücadele Şubesi’ne başvurdu. Halil Alpsoy’un gözaltına alındığı inkâr edildi. Halil Alpsoy, 18 gün sonra tek kurşunla ensesinden vurulmuş hâlde İstanbul’a 530 km uzaklıktaki Kırıkkale’de ormanlık bir alanda bulundu. Gördüğü ağır işkence sonucu tanınmaz hâle gelen bedenini, kardeşleri, elindeki çocukluğundan kalma yara izinden teşhis edebildi.
Halil Alpsoy’un gözaltına alınmasından bir hafta sonra polisler amcasının oğlu Kasım Alpsoy’un Adana’daki evine de baskın yaptı. Uzun menzilli silah taşıyan çelik yelekli polisler, 18 Mayıs 1994 günü sabaha karşı 30 yaşındaki Kasım Alpsoy’u gözaltına aldı. Adana İstihbarat Dairesi’ne götürdü. Daha önce İstanbul’da da gözaltına alınan Kasım’ı İstanbul’da sorgulayan işkence timi de oradaydı. Gözaltına alındığı günün akşamı kendisini serbest bırakıp kimliğini alıkoydular. “Yarın gel, kimliğini al” dediler. Eve geldiğinde işkenceden perişan hâldeydi. Ertesi gün kimliğini almak üzere akrabasıyla MİT binasına gitti. Akrabası tüm gün kapıda bekledi, ancak Kasım Alpsoy o binadan bir daha çıkamadı. Türkçe bilmeyen eşi, 12 yaşındaki oğlu Mehmet’in tercümanlığıyla savcılığa başvurdu. Savcı “gözaltına alınmamış, gözaltında kaydı yok” diyerek dilekçesini yırtıp fırlattı.
21 yıldır devlet Kasım ve Halil Alsoy’un gözaltına alındıklarını inkâr etti.
21 yıldır onların başına gelenler açıklanmadı. Ailelerinin gerçeği bilme hakkı engellendi.
21 yıldır onları katledenler, kaybedenler yargı önüne çıkartılmadı; cezasızlık zırhıyla korundu. 21 yıldır inkâr politikalarına boyun eğmeyen aileleri adalet arayışını kuşaktan kuşağa aktararak sürdürdü.
Toplumsal hafızamızda yer etsin diye tekrarlıyoruz: Kasım Alpsoy kaybedildiğinde: Nihat Parmaksız Adana valisiydi. Ramazan Er Adana Emniyet müdürüydü. Sönmez Köksal MİT Müsteşarıydı. Mehmet Eymür MİT Kontrterör Daire Başkanıydı. Halil Alpsoy kaybedildiğinde; Hayri Kozakçıoğlu İstanbul Valisiydi. Necdet Menzir İstanbul Emniyet Müdürüydü. Hüseyin Kocadağ İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısıydı. Reşat Altay İstanbul Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürüydü. Halil ve Kasım Alpsoy kaybedildiğinde: Süleyman Demirel Cumhurbaşkanıydı. Tansu Çiller Başbakandı. Nahit Menteşe İçişleri Bakanıydı. Mehmet Ağar Emniyet Genel Müdürüydü. Kasım Alpsoy’un ve Halil Alpsoy’un kaybedilmesinden onları sorumlu tutuyor ve yargılanmalarını istiyoruz. Sadece kaybetme eylemini gerçekleştirenler değil, bu suçun işlenmesini engellemek için gerekli önlemleri almayan tüm yetkililerin de bu suçun ortağı olarak yargılanmalarını istiyoruz. Yalnız kayıp yakınlarının değil, yurttaş olarak hepimizin hakikati bilme hakkı var.
Kasım Alpsoy ve Halil Alpsoy’a ne olduğunu bilmek istiyoruz! İnsan yaşamını hiçe sayan yönetim zihniyetinin, topluma yaşattığı ağır travmalarla yüzleşilmemiş ve hesaplaşılmamış olması bu topraklarda hukuksuzluğu, adaletsizliği normalleştirdi. Devlet şiddetinin yaygınlaşmasını sağladı. Hakikat ve adalet için geçmişle yüzleşmeyi engelleyen red ve inkâr politikalarına son verilmesini istiyoruz!
Kasım ve Halil Alpsoy dosyalarındaki cezasızlık son bulsun, hukuk işletilsin adalet sağlansın!”
Zîn Demir
(Her cumartesi saat 14:00’de Nor Radyo’da yayınlanan ‘Cumartesi’ isimli programda, o haftaki Cumartesi Anneleri’ni dinleyebilirsiniz)
Fotoğraf: Selah Özakın