Eylemde, Nurettin Yedigöl’ün sağlık problemleri olduğu için meydana gelemeyen 89 yaşındaki annesi Zeycan Yedigöl’ün oğlu için yazdığı mektup okundu. Zeycan Yedigöl’ün “Ben meydanda yokum; ancak sesim o meydanda yankılansın” diyerek yolladığı mektup şöyleydi:
“Sevgili arkadaşlarım Cumartesi Anneleri,
Hep yanımızda olan Cumartesi İnsanları,
Hasta olduğum için aranızda değilim. Ama duygularım Galatasaray’da dile gelsin diye bu mektubu gönderdim.
Adım Zeycan Yedigöl, 89 yaşındayım
34 yıldır gözaltında kaybedilen oğlundan haber almak için bekleyen bir anneyim. 34 yıldır acabalarla yaşıyorum. Bir yerlerden çıkıp gelir mi umudumu içimden atamıyorum. 34 yıldır her gece başımı yastığa “oğlum nerdesin?” diye koyuyorum. Oğlumla birlikte gözaltında bulunan kişiler onun işkenceyle öldürüldüğünü söylüyor ama ben inanmak istemiyorum.
34 Yıl önce Nurettin’in gözaltına alındığı haberi gelince babası hemen İstanbul’a geldi, avukatlarla birlikte çalmadık kapı bırakmadı. Kenan Evren’e kadar ulaştı. Bu başvurulara ya cevap vermediler ya da “Nurettin’in gözaltına alınmadığını” söylediler.
Babası son nefesine kadar Nurettin’i aradı. Yorgun düşen kalbi daha fazla dayanamadı, 1998 yılında onu kaybettik.
Babası 1995 yılından ölümüne kadar Galatasaray Meydan’ında Nurettin’in fotoğrafıyla oturdu. Çok dayak yedi ama Galatasaray’dan vazgeçmedi.
2011 yılında o zaman başbakan olan Erdoğan’ la yaptığımız görüşmede, kendisinden Kenan Evren’in yargılanması için gereğini yapmasını istedim. Oğlumun mezarını istedim. Erdoğan gerçekten isteseydi çocuklarımızın mezarı bulunabilirdi. Evren gerçekten yargılanıp hapsedilebilirdi. Ama Erdoğan bunları yapmak istemedi.
Nurettin 26 yaşındaydı, üniversiteden mezun olmuştu. O köyümüzde üniversite okuyan ilk kişiydi. İyi huylu, sevecen, yardımsever bir çocuktu. Her zaman yoksuldan, ezilenden yanaydı. Herkesin mutlu yaşayacağı bir ülke ve dünya istedi diye yok ettiler onu. Hiç yaşamamış gibi izlerini silmek istediler
Artık çok yaşlıyım, oğlumun akıbetini öğrenmeden, mezar taşına sarılmadan ölmek istemiyorum… Oğlumun kemikleri kucağımda gömülmek istiyorum. Oğlumu kaybedenlerin cezalandırılmasını istiyorum. Oğlumu kaybedenlerden, onları yargılamayanlardan iki cihanda davacıyım. Ellerim yakalarında, ahım peşlerinde olacak.
Sanmasınlar ki babasından sonra ben de ölünce bu iş bitecek. Ben ölünce, çocuklarım, Nurettin’in kaybedilmesinden yıllar sonra doğan torunlarım bu mücadeleyi sürdürecekler.
Zeycan Yedigöl
11 Nisan 2015 İstanbul”
Mektubun okunmasından sonra söz alan ve Nurettin Yedigöl’ün işkencede öldürüldüğüne tanıklık edenlerden Ümit Efe, Nurettin Yedigöl’e çok ağır işkenceler yapıldığının tanığı olduğunu, insan aklının ve tanıklığının açıklayamacağı boyutta bir saldırı altında olduğunu ifade ederek, “Ona bu kadar yoğun saldırılmasının nedeni sosyalist düşünceleri ve devrimci oluşunun yanı sıra, asla hiçbir cevap vermemesiydi. Tamamen bir suskunlukla cevap vermesiydi. Bu polisleri çıldırtıyordu” dedi ve “Kafasından özel bir çivi ile direkt beynine elektrik veriliyordu” diyerek yaşanan işkencenin boyutlarını ortaya koydu.
Efe, ayrıca Nurettin Yedigöl’ün hiçbir zaman bekleme salonunda tutulmadığını, dört gün boyunca geceli gündüzlü işkenceye tabi tutulduğuna tanıklık ettiğini ve kendisini en son görenin Mehmet Fatih Ökütülmüş olduğunu söyledi ve daha sonra Ökütülmüş’ün de daha sonra ölüm orucunda yaşamını yitirdğine değindi.
Ümit Efe, sözlerine “Nurettin işkenceciler önünde insanlık onurunu savunanlardan biriydi” diyerek devam etti ve kendilerinin mahkemelerde tanıklıklıklarını anlattığın; ancak basının hiçbir şey yazmadığını belirtti ve gözaltından çıktıktan sonra Nurettin Yedigöl’ün hiçbir zaman gözaltı kayıtlarına geçilmediğini anladıklarını söyledi. Ümit Efe, “Onu arama mücadelesine devam etmemiz ve bu mücadeleyi diri tutmak bu insanlık dışı saldırıların bir daha yaşanmaması amacıyladır ve bu mücadelemiz devam edecek” diyerek konuşmasını bitirdi.
Nurettin Yedigöl’ün kardeşi Muzaffer Yedigöl, her cumartesi gününün kendileri için önemli olduğunu, ancak bu cumartesinin ayrı bir önemi olduğunu ve içlerinin yandığını ifade etti. Katilleri bulmadan, onlardan hesabını sormadan da mücadeleyi bırakmayacaklarını belirterek “Zamanı gelecek ve biz size hesabını soracağız” dedi.
Nurettin Yedigöl’ün avukatı Eren Keskin “Yıllardır aynı şeyleri söylüyoruz; çünkü yıllardır devlet değişmiyor” diyerek sözlerine başladı. Keskin, “Türkiye Cumhuriyeti devleti kuruluşuyla birlikte muhaliflerini yok etmek üzere bir yargı oluşturmuş. Bu yargı sistemi hâlâ varlığını devam ettiriyor. Yani derin bir devlet yok, devletin kendisi derin. O yüzden bu tür dosyaların hepsine takipsizlik kararları veriliyor” diye devam etti ve Nurettin Yedigöl’ün dosyasında diğer dosyalara gore bir fark olduğunu, onun da tanıklıklar olduğuna dikkat çekti ve tüm taleplerine rağmen bu tanıklıkların dinlenmediği ifade etti.
Savcıların bu tanıkları dinlemediğini ve delilleri toplamadığını belirten Keskin, devletin aklanmaya çalışıldığını söyledi ve sözlerini “Bir gün önce Mehmet Eymür konuştu. Dedi ki ‘Milli Güvenlik Konseyi karar alıyordu, MİT uyguluyordu.’ Bu devletin kendisi bu işte!” diyerek bitirdi.
Eren Keskin’in konuşmasının ardından Eylemde Cumartesi Anneleri’nden Zeki Altunbaş’ın annesi Cevriye Altunbaş’ın yaşamını yitirdiği de duyuruldu ve haftaya Zeki için bu meydanda olunacağı söylendi.
Ardından yine bir 12 Eyül kayıbının kızkardeşi İkbal Eren, İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına bu haftanın basın metnini okudu:
“Nurettin Yedigöl dosyasında 34 yıldır süren cezasızlık son bulsun!
Demokratik sistemlerde kamu görevlilerinin eylem ve işlemleri, hukukun üstünlüğüne, insan haklarına saygıya dayanır ve kamu görevlileri eylem ve işlemlerinin hesabını vermekle yükümlüdür.
Türkiye’de ise kamu görevlileri, insan hakları ve hukuk ilkelerine dayanmayan eylem ve işlemlerinden doğan suçlarda hesap sorulamaz konumdadır.
Bu nedenle Türkiye’de:
Hakikat yoktur, gizlilik ve suça dayanan resmi yalanlar vardır.
İnsan haklarına ve evrensel hukuka saygı yoktur, sistematik hak ihlalleri vardır.
Tarafsız ve bağımsız yargı yoktur, haksızlık, hukuksuzluk, adaletsizlik vardır.
Bizler devletin resmi yalanlarına karşı; hakikati
Hukuksuzluk ve adaletsizlik üreten yargı sistemine karşı; evrensel hukuku ve adaleti
Hesap sorulamaz konumdaki devlete karşı; işlediği insanlık suçlarının hesabını sormak için, 524 haftadır Galatasay’dayız.
Bu hafta, 34 yıllık resmi bir yalanın, 34 yıllık bir hukuksuzluğun peşini bırakmama kararlılığımızın ifadesi olarak buluştuk.
26 yaşındaki Nurettin Yedigöl, 12 Nisan 1981 tarihinde İdealtepe’de bir eve yapılan baskında gözaltına alındı.
İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki ünlü işkence merkezi 1.Şube’ye götürüldü. Orada Mete Altan’ın başında bulunduğu işkence timi tarafından sorgulandı, işkenceyle öldürülen bedeni kaybedildi.
Baba İsmail Yedigöl 12 Eylül’ün korku ortamında Emniyet Müdürlüğüne, Milli Güvenlik Konseyine, İstanbul Sıkıyönetim komutanlığına, Başbakanlığa, Adalet Bakanlığına, İstanbul Valiliğine, İstanbul Cumhuriyet Savcılığına başvurdu. Bu başvurulara İstanbul Sıkıyönetim komutanlığı ve İstanbul Emniyet müdürlüğünden “Nurettin’in hiç gözaltına alınmadığı, kaydına rastlanmadığı” cevabı geldi. Soruşturmayı yürüten dava savcısı Faik Tarımcıoğlu, “Bizim elimizde de Nurettin Yedigöl hakkında bir tutuklama kararı var ama kendisini bulamıyoruz” dedi.
7 kişi Nurettin’i siyasi şubede gördüklerine dair tanıklık etti. “Şahidiz, işkencede öldürüldü” diye ifade verdiler. Ama savcılık; “Böyle şey olmaz, devlete iftira atmayın” dedi. Ağır işkence gören bu tanıklar, polisi zor durumda bırakmak için kendilerini duvara vurmak suretiyle yaraladıkları iddiasıyla suçlandı ve tanıklıklarının geçerli olmayacağı söylendi.
34 yıldır tüm suç duyurularından bir sonuç alınamadı. Soruşturmalar, olayın açığa çıkartılmasını, sorumluların tespit edilmesini ve cezalandırılmasını sağlayacak etkinlikte yürütülmedi.
Son olarak İHD avukatlarınca 02.03.2011 tarihinde Sultanahmet Adliyesi’nde yapılan suç duyurusu hakkında, savcılık zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Bu karar üzerine AİHM’e başvuruldu.23.03.2012 tarihinde Çağlayan Adliyesi’nde yapılan suç duyurusu hakkında da zamanaşımı nedeniyle kovuşturmaya yer olmadığı kararı verildi. Bu karar üzerine Anayasa Mahkemesi’ne başvuruldu.
İsmail Yedigöl’ün ömrü oğlunun akıbetini öğrenmeye yetmedi. Anne Zeycan Yedigöl ise 34 yıldır oğlu Nurettin’i arıyor.
Unutulmasın diye, toplumsal belleğimizde yer etsin diye bir kez daha hatırlatıyoruz;
Nurettin Yedigöl kaybedildiğinde;
Ülkeyi Milli Güvenlik Konseyi yönetiyordu.
Kenan Evren Devlet Başkanıydı.
General Necdet Üruğ 1.Ordu ve İstanbul Sıkıyönetim Komutanıydı.
Hakim Kıdemli Albay Durmuş Akşen Sıkıyönetim Adli Müşaviriydi.
Faik Tarımcıoğlu, tanıkların ifadelerini dikkate almayan, hukuku işletmeyen, Nurettin Yedigöl’ü kaybedenleri koruyan 12 Eylül’ün Askeri Savcısıydı.
Bülent Ulusu darbe hükümetinin başbakanıydı.
Selahattin Çetiner darbe hükümetinin İçişleri Bakanıydı.
Cevdet Menteş darbe hükümetinin Adalet Bakanıydı.
Nevzat Ayaz İstanbul Valisiydi.
Şükrü Balcı İstanbul Emniyet Müdürüydü.
Tayyar Sever İstanbul Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Müdürüydü.
Mete Altan, Nurettin Yedigöl’ü işkenceyle sorgulayan ve kaybeden sorgu timinin şefiydi.
Hiç şüphe yok ki, tarih onları insanlık suçlusu olarak kaydedecektir. Onlardan yaşayanların yargılanarak cezalandırılmasını, hayatta olmayanların insanlık suçlusu ilan edilmesini istiyoruz.
12 Eylül darbecilerini ve işbirlikçilerini korumaya devam eden darbeci zihniyet son bulsun!
Nurettin Yedigöl ve 12 Eylül işkencehanelerinde kaybedilenlerin akıbetleri açıklansın, failleri cezalandırılsın!
Nurettin Yedigöl dosyasında 34 yıldır süren cezasızlık son bulsun!
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon“
Zîn Demir