Search
Close this search box.

Cumartesi Anneleri’nde 523. hafta: “Asıl failler gözü yaşlı anneleri görmeyenlerdir”

Cumartesi Anneleri, 523 haftalarında, 1996 yılında gözaltında kaybedilen Talat Türkoğlu’nun akıbetini sormak için dün Galatasaray Meydanı’nda bir araya geldiler.

Sosyalist kimliğiyle bilinen, bu nedenle defalarca gözaltına alınan, tutuklanan Talat Türkoğlu, annesini ziyaret etmek üzere otobüsle İstanbul’dan Edirne’ye gitti. Annesine yol boyunca sivil polislerce takip edildiğini söyledi. 1 Nisan 1996’da İstanbul’a dönmek üzere Edirne’den yola çıktıktan sonra kendisinden haber alınamadı.

Ailesinin ve İHD’nin başvurduğu tüm idari ve adli kurumların cevabı, “Talat Türkoğlu isimli şahıs, herhangi bir nedenle gözaltına alınmamıştır” oldu.

Talat Türkoğlu’nun eşgal ve giysi bilgilerini eksiksiz veren JİTEM mensubu Kasım Açık, onun polisler, askerler ve itirafçılar tarafından işkenceyle sorgulandığını, öldürülerek cesedinin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi. Türkoğlu ailesi, Kasım Açık’ın ifadesine dayanarak ek bir soruşturma yapılması için savcılığa başvuru yaptı. İç hukukta hiç bir sonuç alınamadı. Ancak AİHM, yerel makamların, Talat Türkoğlu’nun kaybolmasına ilişkin şartlara yönelik yeterli ve etkili bir soruşturma yapmadığı için Türkiye’yi mahkum etti.

“Talat Türkoğlu dosyasındaki cezasızlık son bulsun; soruşturma iç hukukta yeniden, etkin bir şekilde başlatılsın!”

Eyleme katılan Talat Türkoğlu’nun kardeşi Jülide Türkoğlu, “Kaybedenlere dokunun. Asıl failler oğulları ve kızlarının akıbetini arayan gözü yaşlı anneleri görmeyenlerdir” diyerek tepkisini dile getirdi.

2011 yılında dönemin Başbakanı Erdoğan ile Cumartesi Anneleri arasında yapılan görüşmede, Erdoğan’ın kayıpların akıbetininin açıklanması için verdiği sözleri hatırlatan Kadriye Baykal Ceylan, “4 yıl geçti. Kayıplarla ilgili hiçbir gelişme olmadı. Verdiğiniz sözü yerine getirin” dedi.

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Gönül Sonbahar’ın okuduğu basın metni ise şöyleydi:

“AİHM kararı doğrultusunda Talat Türkoğlu davası yeniden görülsün!

Biz hukuk devleti isterken, temel hak ve özgürlüklerimizi koruyacak düzenlemelerin yapılmasını isterken, her türlü engeli çıkartanlar dün “İç Güvenlik Paketi”ni yasalaştırdı. Artık Türkiye olağanüstü hal rejimi ile yönetilecek. Artık 12 Eylül darbecilerinin bile valilerle sınırladığı yetkiler, polisler tarafından kullanılacak. Artık güvenlik güçlerinin yurttaşa karşı işlediği suçlar yasal hale gelecek. Artık yurttaşların can güvenliği ağır tehdit altında olacak.

Bir kez daha söylüyoruz; anayasaya ve evrensel hukuka aykırı olan bu yasa iptal edilmelidir. Çünkü yaşam hakkı hem anayasada hem de tüm insan hakları belgelerinde güvence altına alınmıştır. Çünkü yaşam hakkı ihlalleri söz konusu olduğunda yürütülen soruşturmaların hızlı ve etkili bir biçimde gerçekleştirilmesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir.

Bu hafta Talat Türkoğlu dosyasındaki cezasızlık son bulsun talebiyle buluştuk. Sosyalist kimliğiyle bilinen, bu nedenle defalarca gözaltına alınan, yıllarca cezaevinde kalan 45 yaşındaki Talat Türkoğlu, polis takibi altındaydı. Son olarak 26 Mart 1996 tarihinde yargılandığı İstanbul 2 No’lu DGM hakkında 3 yıl, 9 ay ceza vermişti. 29 Mart 1996 tarihinde Edirne’deki annesini ziyaret etmek üzere İstanbul’dan otobüse bindi. Bindiği otobüs yolda bir otomobil tarafından durduruldu ve otomobilde bulunanlardan bir kişi otobüse bindi. Edirne’ye yaklaşınca aynı otomobil tekrar otobüsü durdurdu ve daha önce otobüse binen kişiyi aldı. Bu otomobil Talat Türkoğlu’nu annesinin evine gidene kadar takip etti. Ziyaretini tamamlayan Talat Türkoğlu, 1 Nisan 1996 tarihinde İstanbul’a dönmek üzere Edirne’den yola çıktı ve bir daha kendisinden haber alınamadı.

Türkoğlu ailesi ve İnsan Hakları Derneği, dönemin bütün devlet yetkililerine yazılı başvuru yaptı. Hukuki girişimlerde bulundu. Kamuoyu yaratmak için eylemler yaptı. Soru önergeleriyle konu Meclis’e taşındı. Af Örgütü acil eylem çağrısı yaparak uluslararası kamuoyunu harekete geçirdi. Ama hükümet yetkilileri ailenin iddialarının asılsız olduğunu söyledi. Talat Türkoğlu’nun gözaltına alındığı inkâr edildi.

1997 yılında Talat Türkoğlu’nun eşkal ve giysi bilgilerini eksiksiz veren JİTEM mensubu Kasım Açık, Talat Türkoğlu’nun Edirne yakınlarında bulunan Çadırkent’te polisler, askerler ve itirafçılardan oluşan bir ekip tarafından sorgulandığını itiraf etti. Talat Türkoğlu’nun öldürülerek cesedinin Meriç Nehri’ne atıldığını söyledi. Olay yerinin krokisini çizdi. Olaya katılanların isimlerini verdi. Tüm bunları detaylı bir biçimde yazılı ve imzalı olarak beyan etti. Türkoğlu ailesi Kasım Açık’ın ifadesine dayanarak ek bir soruşturma yapılması için savcılığa başvuru yaptı. Ama etkin bir soruşturma yürütülmedi; kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilerek dosya kapatıldı. Iç hukuktan sonuç alınamayınca dava AİHM’e taşındı. Türkiye AİHM’de etkili bir soruşturma yapmadığı, Talat Türkoğlu’nun yaşama hakkını korumaya yönelik yükümlülüğünü yerine getirmediği gerekçesiyle mahkûm oldu.

Anayasanın 90. maddesine göre; kanunların temel hak ve özgürlüklere ilişkin uluslararası sözleşmelere aykırılık içermesi halinde uluslararası sözleşme hükümleri esas alınır. Buna göre yerel mahkemeler, karar verirken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi hükümlerini ve Sözleşme hükümlerinin yorumu niteliğindeki AİHM kararlarını göz önünde bulundurmak zorundadırlar. Çünkü AİHM ‘in tespit ettiği ihlal kararları yeniden yargılama sebebidir. Buna rağmen 19 yıldır tüm hükümetler ve yargı sistemi Talat Türkoğlu’nun akıbetini gizleyen, faillerini koruyan tutumunu sürdürdü.

Yeter artık!

Talat Türkoğlu dosyasındaki cezasızlık son bulsun!

AİHM kararı doğrultusunda dava yeniden görülsün. Adalet sağlansın!”

Zîn Demir

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?