Search
Close this search box.

Cumartesi Anneleri’nde 520. hafta: “Her akşam oğlumun yüzü düşüyor gözlerime…”

21 yıl önce gözaltında kaybedilen gazeteci Nazım Babaoğlu’nun akıbetini soran Cumartesi Anneleri, korunan faillerin cezalandırılmasını istedi.

90’lı yıllarda halka yönelen ağır devlet terörü, büyük medya için haber değeri taşımadı. Basın özgürlüğü halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkı adına kullanılmadı.

Halkın doğru haber alma hakkını savunan bir avuç gazeteci, yaşamlarını pahasına gerçeği topluma ulaştırma mücadelesi verirken işkence gördüler, bombalandılar, infaz edildiler, gözaltında kaybedildiler.

O gazetecilerden biri de Özgür Gündem gazetesinin 19 yaşındaki Urfa muhabiri Nazım Babaoğlu’ydu.

12 Mart 1994 sabahında “Çok önemli bir haber var” diyerek Siverek’e gelmesi sağlanan Nazım, orada gözaltına alınarak dönemin DYP Urfa milletvekili, korucubaşı Sedat Bucak’ın evine götürüldü ve kendisinden bir daha haber alınamadı.

Hamide Bezirci, Yusuf Erişti’nin babasının mesajını ileterek, Erişti’nin annesine Yusuf denildiğinde boğazına hıçkırıkları takıldığı için konuşamadığını dile getirdi. Erişti’nin babasının “Acımız hiç değişmedi, ilk gün ki gibi devam ediyor” şeklinde konuştuğunu aktardı.

Nazım Babaoğlu’nun Özgür Gündem gazetesi Urfa şubesinde birlikte çalıştığı iş arkadaşı Bayram Balcı ise yaptığı konuşmada, Babaoğlu’nun çok girişken bir gazeteci olduğunu, bunun için de şubeye gelen haberlere ilk önce kendisinin koştuğunu ancak 1994 yılında devletin komplosuyla Siverek’te bir haber olduğunu düşünerek gittiği yerden bir daha dönemediğini belirtti.

“Ben sağken bize bu acıları yaşatanlar hesap versin istiyorum”

Makbule Babaoğlu’nun gönderdiği mektubu, Cumartesi İsanları’ndan Hatice Kalpaklı okudu:

Değeli Cumartesi Anneleri,

Değerli Cumartesi İnsanları,

Ben Makbule Babaoğlu, 77 yaşındayım. 12 Mart 1994 tarihinde kaybedilen gazeteci Nazım Babaoğlu’nun annesiyim. Yani sizinle aynı acının annesiyim. Nazım 19 yaşındaydı, benim en küçük çocuğumdu.Üniversiteye hazırlanıyordu. 2 yıldır da Özgür Gündem Urfa muhabiriydi. Oğlum gençti ama ne yazdığının ne yaptığının gayet bilincinde olan biriydi. Cesurdu; arkadaşlarıyla birlikte kimsenin söylemediğini söyledi, kimsenin yazamadığını yazdı. “Önemli bir haber var, gazeteden biri gelsin” diye kurulan tuzağa her zamanki heyecanıyla o gitti. Siverek’te gözaltına alınarak kaybedildi. Siverek’e gittim, başsavcıyla görüştüm. ‘Oğlum burada kayboldu’ dedim. Savcı bir defter getirdi, deftere baktı. Bana ‘Başın sağ olsun, Allah rahmet eylesin’ dedi. Ben de ‘madem ölmüş, oğlumun cenazesi mezarı nerde, nereye gömdünüz, onun yerini gösterin’ dedim. Başsavcı bana ‘Biz Urfa’ya göndermişiz’ dedi.

Aynı gün Urfa’ya giderek savcının yanına gittim. Ona dedim ki, “Siverek Başsavcılığı bana ‘oğlunu Urfa’ya göndermişiz’ dedi, oğlum nerededir?” Savcının bana cevabı ‘Senin oğlun PKK’li’ oldu. Ben de ‘Madem oğlum PKK’li, sizin tutup öldürmeniz mi lazım, yakalayıp cezaevine koyun’ dedim. Savcı başka da bir şey yapmadı. Oğlumun kaybedilmesini araştırması gereken bir hukuk ihlali olarak görmedi.

Aradan 21 yıl geçti. Her yerde aradık, her yolu denedik ama oğlumdan haber alamadık. Bütün başvurularımız sonuçsuz kaldı. 21 yıldır her akşam yatağa girdiğimde oğlumun yüzü düşüyor gözlerime. Sabaha kadar kapatmıyorum gözlerimi. Her kapı çaldığında belki Nazım geldi diye yüreğim kabarıyor. Kendime devamlı diyorum, acaba bir yerden çıkıp gelecek mi? Ama gelmedi. Benim oğlumun kemiğini bile kaybettiler. Bu nasıl adalet, bu nasıl devlettir? Bize de günah, Allah kimseye yürek acısı vermesin. Bizim ciğerimiz yandı başkasının yanmasın. Sadece oğlumun nereye gömüldüğünü bilsem bana yeter. Sadece onun kemiklerini bulmak bana yeter. Babası ondan bir haber alamadan öldü. Ben sağken oğlumun mezarını görmek istiyorum. Ben sağken bize bu acıları yaşatanlar hesap versin istiyorum. Devleti yönetenlere soruyorum; Oğlumun kemiklerini bana vermeden nasıl barış yapacaksınız? Çocuklarımızın kemiklerini bizden gizleyerek nasıl barış yapacaksınız?”

İstanbul milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise yaptığı konuşmada, doğrudan doğruya failimeçhul cinayet işlemenin önünün önceki gün geçen yasayla açıldığını belirterek, failimeçhullerin önüne geçilmeye çalışıldıkça yeni failimeçhullerin gerçekleşebilmesi için yeni yasaların getirildiğini ifade etti.

Eylemin sonunda ise, Nazım’ın kaybedilmesinden sorumlu dönemin Urfa Valisi Ziayettin Akbulut’un mecliste AKP milletvekili olduğu hatırlatıldı.

Nazım Babaoğlu dosyasındaki 21 yıllık cezasızlık son bulsun, adalet sağlansın!

İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon adına yapılan ve Cumartesi İnsanları’ndan Aylin Hacaloğlu’nun okuduğu basın metni ise şöyleydi:

“90’lı yıllarda toplumun hak ve özgürlük talebini şiddet yoluyla bastıran devlet politikası, beraberinde ağır insan hakları ihalelerini getirdi. Yakılan köyler, yargısız infazlar, işkence, gözaltında kaybetme bu toprakların gerçeği oldu. Bu ağır insanlık suçlarını objektif bir biçimimde topluma aktarmakla görevli medya ise gerçeği gölgeledi, görünmez kıldı. Ana akım medya, gerçeği tersyüz eden, ayrımcılığı, şiddeti ve nefreti tetikleyen hak karşıtı söylemiyle adeta bir savaş aygıtı gibi çalıştı. 90’lı yıllar aynı zamanda gazeteci katliamlarının da dönemi oldu. Basın özgürlüğünü, halkın doğru haber alma, bilgi edinme hakkını savunan, sansüre karşı çıkan gazeteciler devlet şiddetinin hedefi oldular, peş peşe öldürüldüler.

Dönemin Başbakanı Demirel “… Öldürülen gazetecilerin bir kısmı gerçekten gazeteci değildir. Militandır. Birbirlerini öldürüyorlar. Bana devletin resmi mercilerinin verdiği bilgi budur…” dediği 1992 yılında 14 gazeteci katledildi. O yıl, lise öğrencisi olan Nazım Babaoğlu Özgür Gündem Gazetesi’nin Urfa Bürosu’nda çalışmaya başladı. Büro ağır baskı altındaydı. Ölüm tehditleri alan gazeteciler can güvenliklerinin sağlanması için Urfa Valisine ve emniyete başvurdu. Ama hiçbir önlem almadı, gazeteciler ölüme terkedildi.

1992 yılında Özgür Gündem’in Ceylanpınar muhabiri Hüseyin Deniz, 1993 yılında da Urfa Büro Şefi Kemal Kılıç uğradıkları silahlı saldırı sonucunda öldürüldü. DYP Urfa Milletvekili Sedat Bucak’ın liderliğini yaptığı Bucak Aşireti’nin Urfa’yı cehenneme çevirdiği günlerdi. Ağır silahlara sahip, “illegal gözaltı yetkisi” olan Bucak Aşireti, tecavüz, yargısız infaz, gözaltında kaybetme gibi ağır insanlık suçlarını fütursuzca işledi. Bucak Aşireti’ne mensup korucuların tecavüz ettiği öğretmenlerle ilgili hazırladıkları haber gazetenin manşetine taşınınca Urfa Büro çalışanlarına yönelik tehditler daha da arttı.

12 Mart 1994 sabahı Anadolu Ajansı Muhabiri Murat Yoğunlu Özgür Gündem Bürosu’na “Çok önemli bir haber var, bir muhabiriniz mutlaka Siverek’e gelsin ” diye telefon etti. Bu telefon üzerine Siverek’e giden Nazım Babaoğlu orada gözaltına alınarak Korucubaşı Sedat Bucak’ın evine götürüldü ve kaybedildi. Murat Yoğunlu, Sedat Bucak’ın baskı ve tehdidi altında gazeteye telefon ettiğini söyledi. Nazım Babaoğlu’nu Bucak Aşireti korucularının arabaya bindirerek götürdüğünü gören, Nazım Babaoğlu’nu Sedat Bucak ‘ın işkencehane olarak da kullanılan evinde gören tanıklar vardı ama hukuk işletilmedi, etkin soruşturma yapılmadı.19 yaşındaki gazeteci Nazım Babaoğlu’nu kaybedenler cezasızlık zırhıyla korundu.

Dönemin; Jandarma Asayiş Bölge Komutanı Korgeneral Hasan Kundakçı, Urfa İl Jandarma Komutanı Albay Seral Saral, Bucak Aşireti Lideri Sedat Bucak, Urfa Emniyet Müdürü Mehmet Cebe, Urfa Emniyet Müdürlüğü Siyasi Şube Müdürü Mustafa Tekin, Urfa Valisi Tevfik Ziyaeddin Akbulut, OHAL Valisi Ünal Erkan, Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağar, Genel Kurmay Başkanı Doğan Güreş, İçişleri Bakanı Nahit Menteşe, Başbakan Tansu Çiller, Başbakan Yardımcısı Murat Karayalçın, Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Nazım Babaoğlu’nun gözaltında kaybedilmesinden sorumludur.

Nazım Babaoğlu dosyasındaki cezasızlık son bulsun.Nazım Babaoğlu’nun akıbeti açıklansın, kaybedenler yargılansın, adalet sağlansın.”

Zîn Demir

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?