Bir apartheid devleti, İsrail

“…Büyüdükçe anlıyorum, normal olduğunu düşündüğüm şeyler normal değilmiş.” 

Annem, yüzünü yüzüme iyice yaklaştırıp kocaman gülümser, birlikte sevdiğimiz şarkıları söyleriz, o hep hüzünlü aşk şarkılarını sever; babam, bana ıslık çalmayı öğretecek, kızıl kahve gözleri; kardeşlerim, başka evlerde yaşayan, bazıları benim gibi bazıları benden büyük bir sürü insan, kadın, erkek, çocuk akrabalarım…hepsi bana karşı sevecen, hepsi ilgili…en çok da dedem…Onun her zaman yeleğinin cebinde, çocuklara vermek için biriktirdiği şekerler olur. En sevdiği torunu benim bence. O namaz kılarken sırtına atlıyorum hiç kızmıyor bana. Beni hep güldürüyor. Geçen gün komşumuzun evi yandı. Herkes çok korktu, hep beraber koşup arka mahalledeki dedemin evine gittik.. Başkaları da gelmişti, bütün gece konuştular, ağladılar, ‘yerleşimciler’ yakmış evi, onlar kim bilmiyorum, herkes çok üzgündü. Böyle şeyler oluyor, bu bizim normalimiz ama bu normal mi bilmiyorum. Mesela sokağa çıkarken annem sıkı sıkı tembihliyor yaklaşmamam gereken yerler var. Ya topumuz kaçarsa? Askerler var sokakta gezen, ellerinde silah var. Onlardan korkuyorum. Başka şehirlerin sokaklarında da dolaşır mı askerler? Bu yüksek duvarlar, üzerlerinde resimlerin yazıların olduğu, merak ediyorum arkasında ne var? Büyüdükçe anlıyorum annemin gözlerindeki hüznün nedenini, ağabeyimin öfkesini. Büyüdükçe anlıyorum bize yaşatılan hayatın normal olmadığını. Büyüdükçe öğreniyorum: Ben Filistinliyim..”    

İçine doğduğunuz şehrin sokakları askerler ve kolluk kuvvetleri tarafından kontrol altında tutuluyor. Barikatlar ve dikenli tellerle sınırlar çekilmiş; şehir bölge bölge birbirinden ayrılmış;  bir bölgeden diğerine geçiş, askeri kontrol noktalarından sağlanıyor ve  ancak gerekli izinler alınmışsa mümkün. Metrelerce yükseklikteki duvarlar sizi onlardan ayırıyor. Devlet tarafından silahlandırılmış çeteler- yerleşimciler, köy basıyor, mahsulünüzü yağmalayıp hayvanlarınızı katlediyor, mülkünüzü, malınızı çalıyor ya da evinizi ateşe verip sizi darp ediyor, yaralayıp öldürebiliyor. Yerleşimciler her alanda devlet tarafından himaye edilip destekleniyor, aslî unsur kabul ediliyorlar, hukuk-üstü bir statüye sahipler. Gerçekleştirdikleri yasadışı hareketlerin cezai bir karşılığı yok. Onlara karşı sizi koruyan, haklarınızı gözeten resmi bir merci yok. Aksine hiçbir geçerli neden olmadan evinize baskın düzenlenebilir ya da yolda yürürken askerler tarafından çevrilip insanlık dışı muameleye maruz kalabilir ya da gözaltına alınabilirsiniz. Çünkü siz Filistinlisiniz.. yani İsrail’in kabusu.. gayr-ı meşru varlığının ilk elden şahidi, 70 küsür yıl boyunca uğraşıp bir türlü ortadan kaldıramadığı engel, çaldığı toprakların sahibi.

 10 Mart 2019’da, İsrail’in o zamanki başbakanı Benjamin Netanyahu, internette yayınlanan mesajında  şöyle diyor: ‘İsrail, tüm vatandaşlarının devleti değil… [aksine] Yahudi halkının ve yalnızca onların ulus devletidir.’ (1) Bu beyan; bir devletin, içerisinde bulunan farklı etnik grupların varlığına karşı ayrımcı, ötekileştirici ve üsttenci bakışın apaçık ilanıdır, hem de ilk ağızdan, devletin tepesinden gelen bir ilan. Kurulduğu günden bugüne dek Yahudi halkı üstünlüğüne dayalı devlet yapılanması ve Filistinlilere karşı uyguladığı sistematik ırkçı, ayrımcı tutum ve politikaları, İsrail Devletinin, bir apartheid rejimi olduğunun en tipik göstergeleridir.

Apartheid

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, ikinci maddesinde, “1. Herkes, ırk, renk, cinsiyet, dil, din, siyasi veya diğer herhangi bir akide milli veya içtimai menşe, servet, doğuş veya herhangi diğer bir fark gözetilmeksizin işbu beyannamede ilan olunan tekmil haklardan ve bütün hürriyetlerden istifade edebilir. 2. Bundan başka, bağımsız memleket uyruğu olsun, vesayet altında bulunan, gayri muhtar veya sair bir egemenlik kayıtlamasına tabi ülke uyruğu olsun, bir şahıs hakkında, uyruğu bulunduğu memleket veya ülkenin siyasi, hukuki veya milletlerarası statüsü bakımından hiçbir ayrılık gözetilmeyecektir” der. (2) Birinci maddede belirtilen, “bütün insanlar hür ve eşit doğarlar” ilkesini güvence altına alan ikinci madde; hiçbir ayrım gözetmeksizin tüm insanların, doğuştan eşit haklara sahip olduğunu taahhüt eder ve bu hakların, herkesi kapsayan evrensel ve eşitlikçi yapısını vurgular. Teoride, açıkça ve tüm insanlığı kapsayıcı bir ilkesellikle beyan edilmiş bu haklar; geçmişten bugüne uygulama biçimleri göz önüne alındığında ancak ulaşılması gereken bir ideal niteliğinde. Pratikte ise durum bu idealden çok uzak. 

“Hayatım boyunca kendimi Afrika halkının bu mücadelesine adadım. Beyazların egemenliğine karşı savaştım, siyahların egemenliğine karşı da savaştım. Tüm insanların uyum içinde ve eşit fırsatlarla birlikte yaşadığı demokratik ve özgür bir toplum idealini her zaman benimsedim. Bu, uğruna yaşamak ve başarmak istediğim bir idealdir. Ama gerekirse, uğruna ölmeye de hazır olduğum bir idealdir.”  diyor (3), Rivonia Davası’ndaki sanık sandalyesinden yaptığı dört saat süren konuşmasının sonunda Nelson Mandela. Uğruna yaşamak ve başarmak istediği ideal ise, apartheidin olmadığı özür bir toplumdur.

Apartheid sözcüğü, Afrikaanca dilinde ‘ayrılık’ anlamına gelir (4) ve 1948-1994 yılları arasında, Güney Afrika Cumhuriyeti’nde resmi devlet politikası olarak uygulanan ırk ayrımcılığı sistemini kelimenin tam anlamıyla tarif eder.(5) Bu beyaz üstünlükçü politika gereği; Güney Afrikalılar, beyazlar, siyahlar, melezler ve Asyalılar olmak üzere kategorize edilmiş, üstün tutulan beyaz azınlık dışında kalanların, vatandaşlık haklarından daha az yararlandığı, ırklar arası sosyal temasın kesinlikle yasaklandığı, ayrı yerleşim alanları, iş kategorileri, kamu tesisleri, ulaşım, eğitim ve sağlık sistemleri olmak üzere pratik hayatın her alanında ırklara göre birbirinden ayrılmış bir yapı oluşturulmuştur. 

Bu kurumsallaşmış ırk ayrımcılığı sistemi- apartheid , her ne kadar Güney Afrika Cumhuriyeti’ne özgü bir olgu olarak ortaya çıkmış olsa da, bugün Uluslararası Ceza Hukukuna göre her toplum için kapsayıcı, evrensel bir suç niteliğinde. Tıpkı, uluslararası sözleşmelerle tanımlanması yaklaşık aynı dönemlere tekabül eden ‘soykırım’ kavramında olduğu gibi ‘apartheid’ kavramı da; ilk örneği  bağlamından ayrı ele alınması gereken bir kavram. Günümüzde bu suçları, karakteristik kaynaklarıyla ilişkilendirmenin doğru bir yaklaşım olmadığına vurgu yapan Taner Akçam:

‘Apartheid, elbette bir suç kategorisi olarak Güney Afrika rejimi ile bağlantılı olarak ortaya çıktı. Ama gelinen noktada bu rejimle doğrudan bağını kopartmış durumdadır. Bu bakımdan apartheid kavramını soykırım kavramı ile kıyaslamak önemlidir. Soykırım kavramının ortaya çıkmasında Holokost’un etkin ve belirleyici bir rolü olmuştur. Ama bugün soykırım kavramının Holokost ile herhangi bir bağı, ilişkisi kalmamıştır. Herhangi bir ülkede soykırım olup olmadığını anlamak için Holokost’a bakmak veya Holokost ile arada benzerlikler aramak gerekli değildir. Apartheid için de geçerli olan budur. Güney Afrika rejimi kaynaklı bir kavram olmakla birlikte bir ülkede apartheid olup olmadığını anlamak için Güney Afrika rejimi ile benzerlik aramak gereksizdir, yanlıştır’(6) demektedir.

Apartheidin, Güney Afrika Cumhuriyeti’ne özgü karakteristik niteliğinden evrensel bir suç niteliği kazanmasının yolunu açan, onu, uluslararası hukuk literatüründe tescilleyen dört sözleşme var.

  • 1965: Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme (ICERD)
  • 1968: Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlar İçin Zaman Aşımının Uygulanmayacağına Dair Sözleşme
  • 1973: Apartheid Suçunun Bastırılması ve Cezalandırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme (Apartheid Sözleşmesi) 
  • 1998: Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda 1965’te kabul edilip, 1969’da yürürlüğe giren Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme (International Convention on the Elimination of All Forms of Racial Discrimination, ICERD)(7) ile apartheid rejiminin evrensel nitelikteki tanımı yapılır. Buna göre sözleşmenin 1. maddesi;  “ırk ayrımcılığı” terimi, siyasi, ekonomik, sosyal, kültürel veya kamusal yaşamın herhangi bir başka alanında insan haklarının ve temel özgürlüklerin eşit şartlarda tanınmasını, kullanılmasını veya uygulanmasını ortadan kaldırma veya zayıflatma amacı veya etkisi olan, ırk, renk, soy veya ulusal veya etnik kökene dayalı her türlü ayrım, dışlama, kısıtlama veya tercihi ifade eder, der. Sözleşmenin 3. maddesinde ise bir hükümet politikası olarak apartheida vurgu yapılarak, sözleşmeye taraf devletlerin, özellikle ırk ayrımcılığını ve apartheidi kınayarak, kendi yetki alanlarındaki topraklarda bu nitelikteki tüm uygulamaları önlemeyi, yasaklamayı ve ortadan kaldırmayı taahhüt ettikleri belirtilir. 

1968’de kabul edilen Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlar İçin Zaman Aşımının Uygulanmayacağına Dair Sözleşme’nin 1. maddesinde (8), “savaş zamanında veya barış zamanında işlenmiş insanlığa karşı suçlar; silahlı saldırı veya işgal yoluyla tahliye ve apartheid politikasından kaynaklanan insanlık dışı eylemler ve 1948 Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nde tanımlanan soykırım suçu”,  uluslararası hukuktaki en ağır suçlar arasında değerlendirilir ve sıradan suçlar için geçerli olan zamanaşımı ilkesi, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar söz konusu olduğunda, işlendikleri tarihe bakılmaksızın geçersiz sayılır. Bu sözleşmeyle apartheid kavramı, Güney Afrika Cumhuriyeti’yle özdeşleşen bir kavram olmaktan çıkmış, daha evrensel bir suç olarak tanımlanmıştır. 

Apartheid suçu, 1973 yılında Uluslararası Apartheid Suçunun Bastırılması ve Cezalandırılması Sözleşmesi (Apartheid Sözleşmesi) (9) ile insanlığa karşı suç olarak nitelendirilmiştir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen sözleşme, II. maddede,  ‘apartheid suçu’ terimini; “bir ırk grubunun diğer bir ırk grubu üzerinde egemenlik kurma ve sürdürme ve onları sistematik olarak baskı altına alma amacıyla işlenen insanlık dışı eylemler” olarak tanımlamıştır:

(a) Bir ırk grubunun veya gruplarının bir veya daha fazla üyesine yaşam ve özgürlük hakkının reddedilmesi:

 (i) Bir ırk grubunun veya gruplarının üyelerinin öldürülmesi; 

(ii) Bir ırk grubunun veya gruplarının üyelerine ciddi bedensel veya zihinsel zarar verilmesi, özgürlüklerinin veya onurlarının ihlal edilmesi veya işkenceye veya zalim, insanlık dışı veya aşağılayıcı muameleye veya cezaya maruz bırakılmaları; 

(iii) Bir ırk grubunun veya gruplarının üyelerinin keyfi olarak tutuklanması ve yasadışı olarak hapsedilmesi; 

(b) Bir ırk grubuna veya gruplarına, tamamen veya kısmen fiziksel olarak yok olmalarına neden olacak şekilde kasıtlı olarak yaşam koşulları dayatılması;  

(c) Bir veya birden fazla ırk grubunun ülkenin siyasi, sosyal, ekonomik ve kültürel yaşamına katılımını engellemeye yönelik her türlü yasal önlem ve diğer önlemler ile bu tür bir grubun veya grupların tam gelişimini engelleyen koşulların kasıtlı olarak yaratılması, özellikle de bir veya birden fazla ırk grubunun üyelerine çalışma hakkı, tanınmış sendikalar kurma hakkı, eğitim hakkı, ülkelerini terk etme ve ülkelerine geri dönme hakkı, vatandaşlık hakkı, seyahat ve ikamet özgürlüğü hakkı, düşünce ve ifade özgürlüğü hakkı ve barışçıl toplantı ve dernek kurma özgürlüğü hakkı dahil olmak üzere temel insan hak ve özgürlüklerinin reddedilmesi;

(d) bir veya birden fazla ırk grubunun üyeleri için ayrı rezervler ve gettolar oluşturarak, çeşitli ırk gruplarının üyeleri arasında karma evlilikleri yasaklayarak, bir veya birden fazla ırk grubuna veya bunların üyelerine ait toprak mülkiyetini kamulaştırarak nüfusu ırksal çizgiler boyunca bölmeyi amaçlayan yasama tedbirleri de dahil olmak üzere her türlü önlem;

(e) özellikle bir veya birden fazla ırk grubunun üyelerinin emeğinin sömürülmesi, özellikle de onları zorla çalıştırmaya tabi tutmak.

1998’de kabul edilip 2002’de yürürlüğe giren Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsünde (10), apartheida, ‘insanlığa karşı suç’ olarak nitelendirilen 11 suç arasında yer verilmiştir. Statünün 7. maddesinin ikinci kısmında, ‘apartheid suçu’; “bir ırk grubunun diğer herhangi bir ırk grubu veya grupları üzerinde sistematik baskı ve egemenlik kurduğu kurumsallaşmış bir rejim bağlamında ve bu rejimi sürdürme niyetiyle işlenir” şeklinde tanımlanır. Apartheid suçu, daha önce kabul edilmiş sözleşmelerde de insanlığa karşı suç statüsünde değerlendirilmiştir. Ancak Roma Statüsü ile; bir rejim olarak apartheid suçunun tanımlanması ve  bu insanlık dışı uygulamanın evrensel olarak güçlü bir şekilde kınanması yeniden teyit edilmiş olur. 

İsrail Aparthedi: Hafrada

2018’de İsrail, Vatandaşlık Yasası olarak da bilinen, İsrail’i Yahudi halkının ulus devleti olarak tanımlayan; ‘Temel Kanun: Yahudi Halkının Ulus Devleti Olarak İsrail’ ya da başka bir deyişle Ulus Devlet Tasarısı’nı, parlamentosu Knesset’te kabul etti. Yasanın temel prensipleri arasında; İsrail toprakları, İsrail Devleti’nin kurulduğu Yahudi halkının tarihi vatanı;  İsrail Devleti, Yahudi halkının ulusal yurdu ve kendi kaderini tayin etme konusunda, burada yaşayan Yahudi halkının, doğal, kültürel, dini ve tarihi hakkı ve İsrail Devleti içerisinde ulusal kendi kaderini tayin etme hakkının yalnız Yahudi halkına ait olduğu vurgulanıyor. 

Ancak bu yasanın kabulünden çok yıllar önce, Filistin topraklarında bir yahudi devleti kurma yolundaki planların adımları atılmaya başlanır. 1902 yılında siyonizmin kurucusu Theodor Herzl, Büyük Britanya Sömürgeler Bakanı Cecil Rhodes’e gönderdiği mektupta; “Tarih yazmaya  yardım etmeye davet  ediliyorsunuz. Afrika’yla değil, küçük Asya’nın bir parçası ile ilgili, İngilizlerle değil Yahudilerle ilgili… Peki bu size çok uzak bir konu olduğu halde neden size başvuruyorum? Gerçekten neden? Çünkü bu bir Sömürgecilik meselesi… Plan nedir? Filistin’i geri dönen Yahudi halkıyla yerleştirmek.”(11) derken, Filistin toprakları üzerinde kugulanan siyonist yahudi devletin, daha en başta sömürgeci bir proje olduğunu teyid eder. 

Kutsal/ Vaadedilmiş Topraklar (Kenan) olarak tanımlanan ‘tarihi’ topraklarda bir Yahudi devletinin kurulmasını destekleyip savunan ve Yahudi milliyetçiliğine dayalı ideolojik bir fikir olan siyonist hareketin, Yahudi politikalarında etkili bir güç haline gelip büyümesiyle, İsrail; 1948’de, Filistin topraklarında bir kolonyal devlet ve ‘Yahudilerin Ülkesi(12)’ olarak kurulmuştur. Filistinliler ise bundan böyle “batılı Güçler tarafından desteklenen ve mülksüzleştirme çabalarını sürdürmeyi amaçlayan yerleşimci sömürge hareketi Siyonizme karşı mücadele eden sömürgeleştirilmiş bir halk”(13) ve “mülteci” pozisyonuna düşürülmüştür. Geçen on yıllar boyunca (ve halen) Filistinliler, İsrail Devleti tarafından etnik temizliğe tabi tutulmuş, Filistin köy ve kasabaları sistematik olarak yıkılıp yeniden adlandırılarak İsraillilere tahsis edilmiş, toprakları gasp edilen Filistinliler ya sürgün edilmiş ya da öldürülmüştür. Ardı ardına gelen hükümetler tarafından, Filistin nüfusunun parçalanmasının devamını sağlamak için yasalar ve politikalar tasarlanmıştır. İsrail kurulduğundan beri Filistinliler, İsrail, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki yerleşim bölgelerine ve mülteci kamplarına hapsedilmiş durumda ve burada farklı yasal ve idari rejimlere tabi tutulmaktadırlar. Bu durum, Filistin toplulukları arasındaki ailevi, sosyal ve siyasi bağları zayıflatmanın ve apartheid sistemine karşı süregelen muhalefeti bastırmanın yanı sıra, İsrail’in toprak üzerindeki kontrolünü en üst düzeye çıkarmaya ve Yahudi demografik çoğunluğunu korumaya yardımcı olmaktadır.(14)

İsrail Devleti, kuruluş prensibi gereği, Yahudi İsrailli vatandaşlarını ayrıcalıklı kılmak üzerine siyasetine yön vermektedir. Buna göre tasarlanan yasalar, hükümet politikaları ve uygulamalar, Filistinlileri baskı ve kontrol altında tutma ve onlara hükmetme şeklinde sistematikleştirilmiştir. Bunu da; Filistinlileri birbirinden ayrı bölgesel, idari ve askeri kontrol alanlarında tutarak, toprak ve mülkiyet haklarından mahrum bırakarak, Yahudi İsraillilerden ayrıştıran yasa ve politikalarla yaşamlarını kontrol ederek, ekonomik ve sosyal haklardan mahrum bırakma neticesinde kasıtlı olarak yoksullaştırma politikaları uygulayarak yapmaktadır. 

İbranicede, ‘ayrılık’, ‘ayrılma’, ‘ayrıştırma’ anlamlarına gelen Hafrada sözcüğü, Güney Afrika’ya özgü Apartheid sözcüğüyle aynı anlama gelmesi ve aynı zamanda bir rejimi de niteliyor olması bakımından ilgi çekicidir. Tıpkı Apartheid rejiminin, Güney Afrika Cumhuriyetinde beyaz üstünlüğüne dayalı bir ayrıştırma politikası olması gibi, Hafrada da İsrail Devletinin, işgal altındaki Filistin topraklarında, İsrail nüfusunu Filistin nüfusundan ayırma politikasıdır. 1992- 1995 döneminde İsrail’in başbakanı olan Yitzhak Rabin’in, ‘İsraillileri Filistinlilerden ayıracak bir bariyer inşa etme’ fikri, kendinden sonra gelecek olan politikacılarda da karşılık bulacak ve bir devlet politikasına dönüşecektir. Güvenlik gerekçesiyle gerçekleştirilen Ayrılık politikası, İsrail- Gazze ve İsrail- Batı Şeria Bariyerleri ile (Geder Ha’hafrada, İbranice “ayrılık çiti”, başka bir deyişle “utanç duvarı”), İsrailliler ve Filistinliler arasına fiziksel bir hat çekilerek Filistinlileri bir alana sıkıştırma ve Filistinlilerin hareket etme özgürlüklerini kısıtlama ve 2005 yılında İsrail’in Gazze’den tek taraflı olarak çekilmesi şeklinde gerçekleştirilmiştir. 

İsrail’in, 1967 Altı Gün Savaşı ile işgal ettiği ve 1995 II. Oslo Anlaşmaları ile coğrafi parçalara ayırdığı Filistin toprakları, bugün; Doğu Kudüs, Batı Şeria,  Gazze olmak üzere bölgelere ayrılmıştır. Buna göre: 

    • Doğu Kudüs’te yaşayan ancak ‘vatandaş değil ikamet eden’ statüsündeki Filistinliler: 1967’den beri işgal ve 1980’de de resmen ilhak edilen Doğu Kudüs’deki Filistinliler, yahudi vatandaşların sahip olduğu haklardan daha farklı bir statüyle yönetilirler.  
  • İşgal altındaki Batı Şeria’da yaşayan Filistinliler: Batı Şeria; A, B, C olmak üzere üç bölgeye ayrılmıştır. A Bölgesi, Filistin yönetimi altındadır. Filistin nüfusunun  en yoğun olduğu bölgedir. B Bölgesi, belediye hizmetleri ve mülki idareden Filistin Yönetimi’nin, güvenlik yönetiminin ise hem İsrail hem Filistin’in ortak kontrolünde olduğu bölgedir. C Bölgesi, bütünüyle İsrail sivil ve askeri idaresi altındadır. C bölgesinin %70’inde Yahudi yerleşim alanları yer almaktadır ve bu bölgede Filistinlilere imar izni verilmemektedir.(15) C Bölgesi’ndeki Filistin topluluklarının üçte birinde ilkokul bulunmuyor; bölgede yaşayanlar tankerlerle taşınan suya bağımlı ve termel sağlık hizmetlerine erişimleri, askeri kontrol noktalarından geçme zorunluluğu nedeniyle engelleniyor.(16) C Bölgesi’ndeki Yahudi yerleşimlerinde yaşayan Yahudiler (İsrail vatandaşı olsun ya da olmasın), tamamen ayrı bir hukuk sistemi, mahkemeler, polis, sağlık, eğitim ve sosyal hizmetler ve hatta ayrı bir yol sisteminden yararlanmaktadır. Yahudi olmayanlar, ilgili makamlar tarafından verilen bir izin olmadan Yahudi yerleşim bölgelerine giremezler.(17)
  • Gazze’de yaşayan Filistinliler: 2007’de İsrail’in, Gazze’yi abluka altına almasıyla birlikte burada yaşayan Filistinliler; İsrail tarafından tüm giriş ve çıkışların, hava sahasının ve kıyı şeridinin kontrol altında tutulduğu, yüksek duvarlarla çevrili bir açık hava hapishanesinde yaşamaya mahkum edildiler. Ancak 2023’de başlayan ve yaklaşık üç yıl süren Gazze Soykırımı, İsrail’in apartheid uygulamalarının yanı sıra soykırımcı bir devlet olduğunun da kanıtı niteliğindedir.   
  • İsrail vatandaşı olan Filistinliler: 1948 Arap- İsrail Savaşı sonrası İsrail sınırları içerisinde kalan Filistinliler, İsrail vatandaşı olarak oy kullanabiliyor olmalarına rağmen, sistematik ayrımcılık, arazi hakları, aile birleşimi yasaları ve sosyoekonomik haklar bakımından kısıtlamalara maruz kalmaktadırlar. 
  • Topraklarına geri dönmelerine izin verilmeyen diasporadaki Filistinliler:  İsrail Devleti kurulduğu günden beri, toprakları gasp edilerek sürgüne zorlanan Filistinliler, gerek komşu ya da uzak ülkelerde, gerekse mülteci kamplarında yaşamaya mecbur bırakıldılar. İsrail hiçbir barış anlaşmasında Filistinlilerin geri dönme isteğini kabul etmedi.(18) Geçmişte ve bugün diasporadaki Filistinliler, bir yandan kültürel ve entellektüel direnişle kimliklerini korumaya çalışırken, bir yandan da Filistin mücadelesini dünya gündemine taşıyarak, ‘geri dönüş hakkı’ talebini canlı tutmaktadırlar.

İsrail, bir aparteid devleti olduğunu hiçbir zaman kabul etmemiştir ancak İsrail liderlerinin apartheid vurgulu demeçleri dikkat çekicidir. İsrail’in ilk başbakanı David Ben Gurion; 1967 Savaşı’nın ardından, işgal altındaki topraklardaki kontrolünü sürdürmesi halinde İsrail’in “apartheid devleti” haline gelebileceği(19) uyarısında bulunmuştur. Yine 2007’de, dönemin Başbakanı Ehud Olmert, İsrail’in işgal altındaki topraklardan vazgeçmemesi halinde, Güney Afrika’daki apartheid rejimine karşı yürütülen mücadeleye benzer bir insan hakları mücadelesiyle karşı karşıya kalacağını belirtmiştir.(20) 2011-2016 yılları arasında Mossad’ın başında bulunan Tamir Pardo, 2023 yılında yaptığı açıklamada; “Batı Şeria’da bir apartheid devleti var… İki kişinin iki farklı hukuk sistemi altında yargılandığı bir bölge, bir apartheid devletidir.”(21) demiştir.

Apartheid kavram ve rejiminin Güney Afrika’ya özgülüğü, benzerlik ve farklılıklarıyla bir mukayese zemininde değerlendirilmesi, İsrail’in bir apartheid devleti olmadığını ileri sürenlerin temel eleştiri noktası olmuştur. Ancak insan hakları örgütlerinin çalışmaları ve BM raporları bunun aksini söylemektedir. İsrail’in işgal edilmiş Filistin topraklarında uyguladığı sömürgeci şiddetin boyutları apartheid’ın sınırlarının çok daha ötesindedir. Filistinlilerin; yasadışı İsrail yerleşimlerine yer açmak için zorla yerlerinden edilmesi, sürgünde yaşayan milyonlarca mülteci de dahil olmak üzere, evlerine dönüş haklarının engellenmesi,  temel insan haklarından sistematik olarak mahrum bırakılması,  hareket ve ikamet özgürlüğü haklarının reddedilmesi, cinayet, işkence ve hukuka aykırı hapis cezaları, apartheide maruz bırakılmalarının yanı sıra kendi kaderini tayin haklarının da ellerinden alındığının apaçık göstergeleridir. 

BM raporlarında İsrail Apartheidi

BM Filistin Özel Raportörü John Dugard, 2007 tarihli raporunda, 1965 Her Türlü Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşmesi- ICERD’e atıfta bulunarak, İsrail’in; ‘bir ırk grubunun (Yahudiler) diğer bir ırk grubu (Filistinliler) üzerinde egemenlik kurmak ve onları sistematik olarak baskı altına almaya’ yönelik ırk ayrımcılığı ve apartheid politikalarına raporunda yer vermiştir.(22) ‘Uluslararası toplum, Birleşmiş Milletler aracılığıyla, insan haklarına aykırı üç rejimi belirlemiştir: sömürgecilik, apartheid ve yabancı işgal. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nun çok sayıda kararı bunu doğrulamaktadır. İsrail’in Batı Şeria, Gazze ve Doğu Kudüs’ü işgali, bu üç rejimin de unsurlarını içermektedir’(23) diyen Dugard, İşgal Altındaki Filistin Toprakları’nın uluslararası toplum için özel bir endişe kaynağı olduğunu belirtmiştir. 

Dugard’dan sonra görevlendirilen BM Filistin Özel Raportörü Richard Falk, İsrail’in işgal edilmiş Filistin topraklarında yürüttüğü apartheid uygulamalarına, 2010 tarihli kapsamlı raporunda değinmiştir. “İsrail işgalinin belirgin apartheid özelliklerinden bazıları şunlardır: Batı Şeria veya Gazze’de ikamet eden Filistinlilerin mülklerini geri almalarını veya İsrail vatandaşlığı edinmelerini engelleyen tercihli vatandaşlık, ziyaret ve ikamet yasaları ve uygulamaları; buna karşılık, İsrail ile önceden hiçbir bağı olmayan dünyanın herhangi bir yerindeki Yahudilerin ziyaret etme, ikamet etme ve İsrail vatandaşı olma hakkı tanıyan bir Yahudi geri dönüş hakkı; İsrail sivil hukuku ve anayasal korumasına tabi olan Yahudi yerleşimcileri, askeri yönetim tarafından yönetilen Filistinli sakinlerin aksine, Batı Şeria ve Doğu Kudüs’te farklılaştıran yasalar; Batı Şeria’da ve Kudüs’e gidiş gelişlerde ikili ve ayrımcı düzenlemeler; arazi mülkiyeti, kullanım ve mülkiyet haklarına ilişkin ayrımcı politikalar; Filistinlilerin hareket özgürlüğünün kapsamlı bir şekilde kısıtlanması, Filistinlilere ve İsrailli yerleşimcilere farklı kısıtlamalar getiren kontrol noktaları ve yalnızca Filistinlilere uygulanan ağır izin ve kimlik şartları; cezalandırıcı ev yıkımları, sınır dışı etmeler ve işgal altındaki Filistin topraklarının her üç bölümüne de giriş ve çıkışlara getirilen kısıtlamalar”(24), Falk’ın raporunda dile getirdiği apartheid kanıtları olarak sunulmuştur. 

2022’de İsrail’i ırk ayrımcılığı yapmakla suçlayan bir raporunu BM İnsan Hakları Konseyi’ne sunan BM Özel Raportörü Michael  Lynk raporda, “Keyfi ve yargısız infazlar. İşkence. Çocukların şiddet sonucu ölümü. Temel insan haklarının reddi. Temelde kusurlu bir askeri mahkeme sistemi ve ceza yargılamasında adil yargılama eksikliği. Keyfi gözaltı. Toplu cezalandırma. Bu eylemlerin uzun süreler boyunca tekrarlanması ve Knesset ile İsrail yargı sistemi tarafından onaylanması, bunlar rastgele ve münferit eylemlerin sonucu değil, İsrail’in yönetim sisteminin ayrılmaz bir parçası olduğunu göstermektedir”(25) der ve ekler: “Bu, apartheid’dir…Uluslararası toplumun gözleri açıkken, İsrail, Filistin’e apartheid sonrası bir dünyada apartheid gerçekliğini dayatmıştır.”(26)

Halen görevde olan BM Filistin Özel Raportörü Francesca Albanese, bugüne dek hazırladığı tüm raporlarda İsrail’in; yerleşimci sömürgeci bir apartheid devleti olduğunu vurgulamıştır (7 Ekim 2023 sonrası İsrail’in Gazze’ye yönelik saldırılarından sonra ise bu tanımlamaya soykırımcı sıfatını da eklemiştir). Albanese, kendi kaderini tayin hakkının Filistin halkı için adaletin sağlanmasında asgari bir gereklilik olduğunu, bunun Filistin halkının “devredilemez bir hakkı” olduğunu belirtir.(27) Sonuç olarak rapor; “(i) yasadışı İsrail işgaline derhal son verilmesini, Filistin halkının yerinden edildiği ve mülksüzleştirildiği tüm toprakların ve kaynakların iadesini talep ederken, geri çekilmeyi İsrail ve Filistin arasında müzakereye tabi tutmaktan kaçınmalıdır; (ii) Genel Kurul, İsrail’in yerleşimci sömürge işgaline ve apartheid rejimine son vermek için bir plan geliştirmelidir; (iii) Devletler, İsrail’in uymaması durumunda Birleşmiş Milletler Şartı’nın sağladığı diplomatik, ekonomik ve siyasi önlemlere başvurmaya hazır olmalıdır.”(28) tavsiyesinde bulunur. Francesca Albanese, 7 Ekim sonrası İsrail’in Gazze’de gerçekleştirdiği her biri savaş suçu niteliğindeki saldırı ve uygulamaları, raporunda ‘soykırım suçu’ olarak kayıt altına almıştır.(29) Gazze’deki soykırımın küresel bir suç ortaklığı sisteminin bir parçası olduğunu; üçüncü devletlerin, soykırımcı bir apartheid devletini, askeri, diplomatik, ekonomik ve ideolojik olarak desteklediklerini ve Gazze soykırımının uzun bir suç ortaklığı tarihinin doruk noktası olduğunu belirtir. 

Karşıt argümanlar  

İsrail’in bir apartheid devleti olmadığına yönelik görüşlerin temel argümanları arasında; apartheid rejiminin, Güney Afrika’daki örnekleriyle kıyaslandığında, İsrail politikalarıyla örtüşmemesi yer almaktadır. Ancak 1973 Apartheid Sözleşmesi’nin de çerçevesini çizdiği gibi apartheid kavramı, evrensel nitelikte düşünülmesi gereken bir kavramdır ve Güney Afrika’daki uygulama biçimiyle kıyaslamak, apartheid suçunun her toplumu kapsayıcı niteliğini sınırlandırmak demektir. Örneğin Güney Afrika’daki beyaz üstünlüğüne dayalı ırkçı yaklaşımın muadili, İsrail’de siyonist Yahudi üstünlüğü ve Filistin ayrımcılığına dayalı politikalardır. Bu da apartheid suçunun, Güney Afrika modelinden bağımsız, ama yine ırkçı- ayrımcı bir çizgide, İsrail uygulamalarını da kapsaması gerektiği sonucunu doğurur.  

Bir diğer karşıt görüş; duvarlar, güvenlik bariyerleri ve kontrol noktalarının, ırksal ayrımcılık amacıyla değil, terörizme karşı güvenlik önlemleri olarak uygulanan politikalar olduğunu; İsrail’deki Arap vatandaşların kanun önünde eşit haklara sahip olup oy kullanabildiklerini, sağlık, hukuk ve eğitim de olmak üzere çeşitli sektörlerde profesyonel olarak çalışabildiklerini ve İsrail toplumuna entegre olabildiklerini savunan görüştür. Buna karşın  Uluslararası Af Örgütü, BM İnsan Hakları İzleme Örgütü ve B’Tselem gibi kuruluşlar, İsrail’in, özellikle işgal altındaki Filistin topraklarında, geçmişten bugüne apartheid politikaları uyguladığını raporlarla ortaya koymuştur. Bunun son örneklerinden biri ise 31 Mart 2026’da İsrail parlamentosu Knesset’te kabul edilen Filistinli tutukluların idamını öngören yasadır ve yasa sadece Filistinlileri içermektedir.

Sonuç 

İsrail’in 70 küsür yıldır Filistin topraklarında estirdiği terör, Filistin halkı üzerinde nesiller boyu yarattığı travma; onun kuruluş prensibinin bir parçası olan yerleşimci- sömürgeci, siyonist Yahudi milliyetçiliğine dayalı ideolojik karakterinden gelmektedir. II. Dünya Savaşı sonrası her insanın her toplumun güvenliğini ve refahını kapsayacak şekilde tasarlanan insan hakları ve uluslararası hukuk, söz konusu İsrail olunca hükümsüz kalmış, özellikle sömürgecilik ruhu genlerine kazınmış batılı hamilerinin ‘görmedim- duymadım- bilmiyorum’ yaklaşımı, İsrail’in savaş ve insanlık suçu kapsamında gerçekleştirdiği hiçbir ediminin uluslararası düzeyde bir yaptırıma, cezai bir hükme tabi olmaması; ona, on yıllar boyunca bir halka zulmetme cesaretini vermiştir. Bugün; İsrail’in Gazze’de soykırım yaptığını söylemek için Gazze’ye, İsrail’in bir apartheid politikası yürüttüğünü söylemek için ise Batı Şeria ve İsrail’in engizisyon meclisi Knesset’e bakmak yeterlidir. Bu sözümona meclis, Filistinli tutuklular için çıkardıkları yasayı kadeh kaldırarak kutlayan, insanlıktan bihaber ırkçılarla doludur. İsrail ve destekçileri diledikleri kadar soykırım yapmadıklarını, İsrail’in bir apartheid devleti olmadığını söyleye dursun. Yalanlarına ve propagandalarına devam etsinler. Dünya farkında. ‘görüyor- duyuyor- biliyoruz’.

İsrail soykırımcı, sömürgeci bir devlettir!  

Ve evet, İsrail kesinlikle bir apartheid devletidir!

Dipnotları

  1. https://www.theguardian.com/world/2019/mar/10/benjamin-netanyahu-says-israel-is-not-a-state-of-all-its-citizens
  2.  Resmi Gazete’de yayınlanmış İnsan Hakları Evrensel Bildirisi çevirisi (Rona Aybay ve Ömer Madra’nın notlarıyla yayınlanmış metin)
  3.  https://www.nelsonmandela.org/news/entry/i-am-prepared-to-die
  4.  https://kinginstitute.stanford.edu/apartheid
  5. https://dijitalhafiza.com/kavramlar-sozlugu/apartheid
  6.  https://www.gazeteduvar.com.tr/apartheid-ve-uluslararasi-sozlesmeler-haber-1634774
  7. BM, Her Türlü  Irk Ayrımcılığının Ortadan Kaldırılmasına İlişkin Uluslararası Sözleşme International (Convention on the Elimination of All Forms of Racial Discrimination-ICERD), https://www.ohchr.org/sites/default/files/cerd.pdf
  8.  BM, 1968 Savaş Suçları ve İnsanlığa Karşı Suçlar İçin Zaman Aşımının Uygulanmayacağına Dair Sözleşme,https://www.ohchr.org/en/instruments-mechanisms/instruments/convention-non-applicability-statutory-limitations-war-crimes 
  9. BM, Uluslararası Apartheid Suçunun Bastırılması ve Cezalandırılması Sözleşmesi (Apartheid Sözleşmesi) 1973, https://treaties.un.org/doc/publication/unts/volume%201015/volume-1015-i-14861-english.pdf
  10. Uluslararası Ceza Mahkemesi Roma Statüsü, https://www.ohchr.org/en/instruments-mechanisms/instruments/rome-statute-international-criminal-court 
  11. https://ia801800.us.archive.org/27/items/the-complete-diaries-of-theodor-herzl/The%20Complete%20Diaries%20of%20Theodor%20Herzl.pdf
  12.  https://tr.wikipedia.org/wiki/Siyonizm
  13.  Hatem Bazian, Filistin, Bir Sömürgecilik Meselesi, Uluslararası İlişkiler, İST Yayınları.
  14.  https://www.amnesty.org/en/latest/campaigns/2022/02/israels-system-of-apartheid/
  15.  https://dijitalhafiza.com/kavramlar-sozlugu/a-b-c-bolgeleri-2
  16.  https://www.anera.org/what-are-area-a-area-b-and-area-c-in-the-west-bank/
  17.  https://arabcenterdc.org/resource/is-israel-an-apartheid-state/
  18.  https://www.bbc.com/turkce/articles/cn05p4zm35zo
  19.  https://imeu.org/
  20.  a.g.m.
  21.  a.g.m.
  22.  https://documents.un.org/doc/undoc/gen/g07/105/44/pdf/g0710544.pdf, s. 19, 49-50. prg.
  23.  a.g.m. s.22, 58. prg.
  24.  https://digitallibrary.un.org/record/691979?ln=en&v=pdf  s. 5-6, 5. prg. 
  25.  https://docs.un.org/en/A/HRC/49/87 s. 18, 55. prg.
  26.  a.g.m. s.18, 56. prg.
  27.  https://www.un.org/unispal/wp-content/uploads/2022/10/A.77.356_210922.pdf s.9, 25. prg.
  28.  a.g.m. s. 23, 78. prg.
  29.  https://docs.un.org/en/A/80/492,  https://docs.un.org/en/A/HRC/49/87 s. 18, 55. prg.

Kaynakça

*Rona Aybay, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi ve Türkiye (1945- 1948), İstanbul Bilgi Üniversitesi Yayınları. 

*Taner Akçam, Apartheid ve Uluslararası Sözleşmeler, GazeteDuvar, 28 Ağustos Pazartesi 2023. https://www.gazeteduvar.com.tr/apartheid-ve-uluslararasi-sozlesmeler-haber-1634774

*Theodor Herzl’in Tam Günlükleri, The Complate Diaries of Theodor Herzl, NewYork, Herzl Press and Thomas Yoseloff, 1960, s. 1194. https://ia801800.us.archive.org/27/items/the-complete-diaries-of-theodor-herzl/The%20Complete%20Diaries%20of%20Theodor%20Herzl.pdf

*Hatem Bazian, Filistin, Bir Sömürgecilik Meselesi, Uluslararası İlişkiler, İST Yayınları.

*Amnesty İnternational, İsrail’in Filistinlilere Karşı Uyguladığı Apartheid, https://www.amnesty.org/en/latest/campaigns/2022/02/israels-system-of-apartheid/

*Dijital Hafıza Filistin, A, B, C Bölgeleri

https://dijitalhafiza.com/kavramlar-sozlugu/a-b-c-bolgeleri-2

*Anera, Where Hope Finds a Way, https://www.anera.org/what-are-area-a-area-b-and-area-c-in-the-west-bank/

*Jonathan Kuttab, Is Israel an Apartheid State?, Arab Center Washington DC,https://arabcenterdc.org/resource/is-israel-an-apartheid-state/

*BBC News Türkçe, Dünyada Kaç Filistinli Mülteci Var, Filistin Diasporası Ne Kadar Büyük? https://www.bbc.com/turkce/articles/cn05p4zm35zo

*Richard Falk (2010), Situation of human rights in the Palestinian territories occupied since 1967. https://digitallibrary.un.org/record/691979?ln=en&v=pdf

* John Dugard (2007), Report of the Special Rapporteur on the situation of human rights in the Palestinian territories occupied since 1967. 

https://documents.un.org/doc/undoc/gen/g07/105/44/pdf/g0710544.pdf

* Michael Lynk (2022), Report of the Special Rapporteur on the situation of human rights in the Palestinian territories occupied since 1967. https://docs.un.org/en/A/HRC/49/87

*Francesca Albanese (2022), Situation of human rights in the Palestinian territories occupied since 1967* https://www.un.org/unispal/wp-content/uploads/2022/10/A.77.356_210922.pdf

*Francesca Albanese, (20 October 2025) Situation of human rights in the Palestinian territories occupied since 1967 https://docs.un.org/en/A/80/492 

*The Institute for Middle East Understanding, Fact Sheet: Is Israel an Apartheid State? https://imeu.org/resources/resources/fact-sheet-is-israel-an-apartheid-state/214#:~:text=1948%20sonras%C4%B1%20%C4%B0srail%20apartheid%20rejimi&text=%C4%B0srail’in%20uluslararas%C4%B1%20alanda%20tan%C4%B1nan,resmi%20devlet%20politikas%C4%B1%20haline%20getirir

son yazıları

(Dosya) Gazze planında ikinci aşamaya geçiliyor
Tutuklu ve açlık grevi eylemi yapan Palestine Action yoldaşımıza mektup

ilginizi çekebilir

_127896560_brownstarmer_pa
Düşüşteki Starmer, Brown’ın başarısız politikalarına sarılıyor
Untitled-2
Stalin'in göstermelik yargılamalarının vahşetine dair sert bir eleştiri
17-mayis-dernegi-yonetim-kurulu-baskani-defne-guzel-beraat-etti
Defne Güzel ilk duruşmada beraat etti