Dünya, Birleşmiş Milletler Hükümetlerarası İklim Değişikliği Panelinin (IPCC) iklim krizinin kontrol edilemez noktaya geleceği konusunda uyardığı 1,5°C sınırına dayandı. IPCC bu eşiğin aşılması ile felaketlerin boyutlarının katlanarak artacağını ve iklim krizini durdurmanın zorlaşacağını söylüyor. Sermaye düzeni, kâr hırsıyla yeryüzünü bir yangın yerine çevirmiş durumda. Bugün “iklim krizi” dediğimiz olgu, doğanın bir hatası değil; emeği sömüren, yaşamı metalaştıran ve ekosistemi bir hammadde deposu olarak gören kapitalist üretim tarzının kaçınılmaz sonucu. Karşımızda sadece bir “çevre sorunu” yok; insanlığın ve tüm canlı yaşamın varlık-yokluk kavgası var. Bu yüzden talebimiz bir reform paketi değil, topyekûn bir altüst oluştur: İklimi değil, sistemi değiştir!
Sermaye emisyondan besleniyor
Müdahale edilmeden her geçen gün kriz daha da ağırlaşıyor. Amazon Ormanları daha hızlı yok oluyor, orman yangınları artıyor ve durdurulmaz hale geliyor, okyanus akıntıları yavaşlıyor. Bunlar aynı zamanda seller kasırgalar gibi felaketleri tetiklerken kendi kırılganlıklarını da artırıyorlar. Böyle bir krizle yüzleşirken bile şirketlerin bütün dertleri kârları olmaya devam ediyor.
Shell’in CEO’sunun söylediği “Daha düşük karbonlu enerjiye yönelmeye devam etmek istiyoruz, ancak bunun karlı olması gerekiyor.” cümlesi gerçekten de hem kendisinin hem de sermayedarların ifşası niteliğinde. Bizim cevabımız ise üretimin kontrolünün kâr peşinde koşan bir avuç azınlığın elinden alınması ve toplumun ve doğanın ihtiyaçlarına göre demokratik bir planlamayla yeniden örgütlenmesi.
İklim adaleti ve adil geçiş istiyoruz!
Krizi yaratanlar sermayedarlar ve gelişmiş ülkeler. Servetleri ise krizi tetikleyen ve daha fazla kâra dayalı fosil yakıt kapitalizminden geliyor. Ama kriz en çok yoksulları ve dezavantajlı hale getirilmiş göçmenleri, kadınları, çocukları ve LGBTİ+’ları etkiliyor. Krizin faturasını biz öderken onlar krizden sefa çıkarıyor.
Bilimsel raporlar, 2050 yılına kadar, kuraklık ve seller nedeniyle göçe zorlanacak olan 200 milyon iklim mültecisi olacağını öngörüyor. Daha güncel bir araştırma ise, 2100 yılına kadar yaklaşık iki milyar insanın iklim mültecisi olabileceğini söylüyor. Anlayacağınız krizi durduramazsak hepimiz göçmeniz. “Krizi durdurmak için bir sürü ekonomik ve iktisadi adım atılmalı, bunların maliyetini ise sermaye sahipleri karşılamalı” diyoruz.
İklim Adaleti istiyoruz. Kimseyi geride bırakmıyoruz. Madenciler, termik santral işçileri mücadelemize katılın. Dönüşümün zaten geçim sıkıntısı çeken insanlara yeni mağduriyetler yaratmasını kabul etmiyoruz. Adil Geçiş istiyoruz. Dönüşüm sırasında fosil yakıt sektörü gibi sektörlerde çalışan işçiler yeni alanlarda ve insana yakışır şekilde istihdam edilmeli. Devletler fosil yakıt şirketlerini değil işçileri sübvanse etmeli.
Karar alıcılar küresel ısıtmaya durdurmaktansa körüklüyor
31 yıldır gerçekleştirilen Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Taraflar Konferansında (COP) karar alıcılar iklim krizini durdurmak için hala harekete geçmedi. Boş ve bağlayıcılığı olmayan vaatler ve yeşil yıkama dışında hiçbir şey yapmıyorlar. Hayır, hayır aslında yapıyorlar. Fosil yakıt şirketlerinin kârlarını artırması için sübvansiyonlar verip küresel ısıtmayı körüklemeye devam ediyor. Çözemedikleri iklim krizinin yanına da yeni krizler üretmeye devam ediyorlar. Savaşlar ve soykırımlarla insanlığı krizden krize sürüklüyorlar. Bu yıl Antalya’da gerçekleşecek COP31’de de yine benzer politikalarını sürdürmek isteyecekler. Bizim ise onlara büyük bir baskı kurmak için uğraşmaktan başka çaremiz yok. Bunun yaparken de direnişimizi anti-militarist ve antikapitalist bir hat üzerine kurmadığımız sürece sermayenin “yeşil boyama” operasyonlarına yenik düşmeye mahkûm oluruz.
Kurtuluş yok tek başına
Sistem, bizleri bireysel çözümlerin labirentinde boğmaya çalışıyor. Her birimize uğruna mücadele etmesi gereken başka krizlerle içine sürüklüyor. Oysaki gezegeni savunmakla, sendika hakkını savunmak, soykırıma ve savaşa karşı durmak aynı mücadelenin parçasıdır. Kurtuluş, bir araya gelmekte ve bu çürümüş sistemi kökünden sarsmaktadır. İklimi Değil Sistemi Değiştir Platformu da tam bunun için var, Siz de katılın, karar alıcıların ve şirketlerin perdesini Antalya’da düşürelim.
28 Nisan: Gezegen için sokaktayız
28 Nisan’da gerçekleşecek Uluslararası Fosil Yakıtlardan Çıkış Konferansıyla eş zamanlı olarak sesimizi yükseltiyoruz. Taleplerimiz ne bir lütuf ne de bir rica; bunlar yaşamın idamesi için asgari şartlar şunlar.
Fosil Yakıtlara Hemen Son: Tüm fosil yakıt sübvansiyonları durdurulmalı, termik santraller kapatılmalı, enerji üretimi yerel ve kamusal bir hak olarak yeniden tanımlanmalıdır.
Adil Geçiş, İş Güvencesi: Ekolojik dönüşümün faturası işçi sınıfına kesilemez. Kirli sanayilerde çalışan emekçiler, hak kaybı yaşamadan yeni alanlarda istihdam edilmelidir.
Müştereklerin Savunulması: Su, toprak, tohum ve ormanlar sermayenin mülkiyetinden çıkarılmalı; halkın kolektif yönetimindeki müşterekler olarak korunmalıdır.
Silahsızlanma ve Barış: Savaş makinelerine ayrılan devasa bütçeler iklim onarımı ve kamu hizmetleri için kullanılmalıdır.
Şehrinizdeki eylem çağrısını öğrenmek için bizi sosyal medyada takip edin.
Ekolojik yıkıma dur demek için; fabrikalardan kampüslere, mahallelerden meydanlara kadar birleşik bir cephe inşa etmeliyiz. Başka bir dünya hem mümkün hem de başka bir dünya şart!
İklimi değil, sistemi değiştir!
Onur Korkmaz