Türkiye’de yoksullukla beraber işsizlik de artıyor. Nüfusun %29.9’u geniş tanımlı işsizlik kapsamında yer alıyor. Çalışanların da yarıya yakını 33 bin lira olan açlık sınırının altında ücretlerle çalışıyor. Bu durum çalışanların üzerinde önemli bir baskı oluşturuyor. Patronlar bu kadar büyük bir işsiz ordusuna güvenerek çalışanların ücretlerini düşük tutabiliyorlar. Ama bu yetmiyor. İşçileri iş güvenliğinden, sağlığından, yemeklerinden kesintiler yaparak çalışmaya zorluyorlar. İş güvencesini ortadan kaldırıp kayıt dışılığı zorluyorlar. İşçileri ücretlendirmeden fazla mesaiye zorluyorlar. Tüm bunlara rağmen işçiler mobbinge, tacize maruz kalıyor hatta tecavüze uğrayabiliyor. Yine de haklarını aramakta zorlanıyorlar.
Bu durum son zamanlarda artan işçi mücadelelerinin taleplerini de şekillendiriyor.
Taleplerine yanıt alamayan işçiler sendikalarda örgütlenmeye çalışıyorlar. Agrobay seracılık, Digel Tekstil, Temel Conta işçileri bunların örnekleri.
Parçalı sendikal örgütlenmeler
Ancak çoğu zaman sendikalar da çaresiz kalıyor. Mücadele etmekte zorlanıyorlar. Belediye işçilerinin ücretlerini alamadıkları, işten çıkarıldıkları durumda greve çıkmakta tereddüt eden, çıkınca da hızla sonlandırmaya çalışan sendikalar işverene taleplerini dayatmaktan çok uzaktılar.
Bu durumun arkasında sendika bürokrasisi önemli bir faktör olsa da sendikaların bölünmüşlüğü de çok önemli bir etken.
İşçi statüsünde çalışanların örgütlülüğü son derece düşük. Yüzde 14.45’i sendikalı. Sendikalı olanlar da 3 konfederasyona bölünmüş durumdalar. Türk İş, DİSK ve Hak İş. Bağlı sendikaları 73. Bunların dışında 174 sendika daha var. Bu bölünmüşlük işverene karşı mücadeleyi zayıflatan önemli bir faktör.
Kaldı ki bu durum memur statüsünde çalışanlarda çok daha vahim halde. Memurlarda sendikalılaşma oranı yüzde 76.88. Ancak memurlar çok daha fazla sayıda konfederasyona bölünmüş durumdalar. Örneğin eğitim iş kolunda 60’tan fazla, sağlık iş kolunda 50’den fazla sendika var. Bu bölünmüşlük mücadelede de kendini gösteriyor.
Tek sınıf, tek sendika, tek yumruk
Mücadeleye çıkmakta zorlanıyor, çıkabildiğinde de etkili olmakta zorlanıyor işçiler. Çünkü bir tek sendika mücadeleye sınırlı sayıda işçiyi katabiliyor. Çok sayıda sendika birleşik mücadele kararı alabilirlerse etkili olabiliyorlar. Geçtiğimiz yıllarda sağlık iş kolunda örgütlü çok sayıda sendika birleşik bir mücadele verdiklerinde kısmi kazanımlar elde edebilmişlerdi.
Ancak zaman zaman birleşik mücadeleyi inşa etmek, sendika bürokratlarına karşı durmak yerine mücadeleci yeni bir sendika kurma çabası öne çıkabiliyor. Kurulan her yeni sendika mücadeleyi bir kere daha bölmüş oluyor. Bu kısır döngüden çıkmanın yolu işyerlerinde aşağıdan mücadeleyi inşa etmek, mücadeleleri birleştirmek, bürokrasiye karşı durmaktan geçiyor. Ancak bürokrasiye karşı mücadele etmek ayrılıp yeni bir sendika kurmaktan değil aşağıdan güçlü bir basınçla bürokratları hareket etmeye zorlamaktan geçiyor.
Bizim daha militan küçük sendikalara değil, büyük ve güçlü sendikalara ihtiyacımız var. Harekete geçtiğinde işverenlere korku salacak, işçilere güven verecek sendikalara.
Aşağıdan güçlü bir hareket bu çok parçalı yapıları bir araya gelmeye zorlayabilir. Bunu başarmak zorundayız.