Sol Parti (Die Linke), Yeşiller ve SPD, Berlin’de koalisyon görüşmelerine başlangıç noktası oluşturacak bir mutabakata vardı. Bu mutabakat son haftalarda medyada yürütülen sağcı kışkırtma/nefret kampanyasının baskısına büyük ölçüde boyun eğmekte ve Sol Parti’yi şantaja açık hale getirmektedir. Bu durum Berlin’de farklı bir politikayı hayata geçirmeye yönelik bütün girişimler için ağır bir yük oluşturuyor.
Patronlar ve onların siyaset ile medyadaki temsilcileri, Sol Parti’nin Berlin’de elde ettiği başarılı seçim sonucuyla şok oldular. Seçim sonuçlarının açıklanmasından bu yana Sol Parti bir yaylım ateşi altında. Özellikle de silahlanmaya, savaşa ve İsrail’in soykırımına verilen desteğe karşı çıkan Sol Partililer hedef alınıyor. Sol Parti içerisinde, Berlin milletvekili olarak Federal Meclis’te yer alan Ferat Koçak gibi öne çıkan isimler, yalnızca soykırımın kendisini değil, Almanya’nın buna verdiği desteği de eleştiriyor. Çünkü Almanya ve İsrail arasındaki askeri işbirliği son yıllarda giderek artmakta.
Alman-İsrail silahlanma iş birliği
Bu işbirliğine Berlin’deki silahlanma projeleri, Berlin üniversiteleri ile İsrail’deki araştırma kurumları arasındaki araştırma işbirlikleri ve İsrailli silah tekeli Israel Aerospace Industries’in Berlin’de kurduğu bir “İnovasyon Merkezi” de dahil. Sol Parti’nin Berlin eyalet başbakanı adayı Elif Eralp seçim kampanyası sırasında, seçimleri kazanmaları halinde bu projeyi sona erdireceklerini açıklamıştı.
Egemenler Sol Parti’nin Berlin’de İsrail’le işbirliği içinde Almanya ordusunu silahlandırma planlarının önünde bir engele dönüşmesinden korkuyor. Medyada yürütülen nefret kampanyasının arka planında, bu kaygının yanı sıra konut tekellerinin karlarına darbe vurulması ihtimali de bulunuyor. Egemenler, medya baskısını muhtemel koalisyon ortakları SPD ve Yeşillerin baskısıyla desteklemeyi umuyor. Nitekim henüz görevdeki eyalet başbakanı Kai Wegner (CDU), Bild gazetesine yaptığı açıklamada, bu iki partinin “Sol Parti’ye tam da bu tutumunun ekonomiye ne kadar düşmanca olduğunu açıkça göstermesi gerektiğini” söyledi.
Koalisyon görüşmeleri öncesindeki ön çalışmara ilişkin belgeye bakılırsa egemenlerin stratejisi şimdilik işe yarıyor gibi görünüyor.
Ön görüşmeler, Alman-İsrail işbirliğine ilişkin politikada değişiklik yapılmasının önüne set çekiyor. Belgede şu ifadeye yer veriliyor: “İsrail’deki araştırma kurumlarıyla mevcut işbirliklerimizi sürdüreceğiz.”
“Antisemitizmle mücadele”
Belgede “Antisemitizmle mücadele” başlığı altında ayrıca şu ifadeler yer alıyor: “İsrail’le bağlantılı antisemitizmin açıkça adını koyuyoruz. İsrail’e, İsrail kurumlarına ya da kişilere yalnızca vatandaşlıkları, kökenleri veya aidiyetleri nedeniyle yöneltilen genel boykot çağrılarını ve ayrım gözetmeyen yaptırım çağrılarını, BDS kampanyası örneğinde olduğu gibi, reddediyoruz.”.
Bu ifadeyle dünya çapında sendikalar ve sol partiler gibi örgütlerin yanı sıra milyonlarca insanın desteklediği BDS kampanyasının antisemitik olduğu ima ediliyor. Oysa BDS, insanları kökenlerine ya da dinlerine göre değerlendirmiyor, yalnızca suça ortaklık meselesini esas alıyor.
Belgede antisemitizmden ne anladıkları açıklanmadığı için Filistin’le dayanışma hareketine yönelik ayrımcılığın ve soykırıma karşı yürütülen kampanyaların önüne sınırsız bir alan açılıyor.
Üstelik belgede belirtildiği üzere, “Senato üyeleri ile meclis gruplarımızın ve partilerimizin milletvekilleri ve görev üstlenen temsilcileri” anılan bu konuda “özel bir sorumluluk” taşıyor. Gerektiğinde bu sorumluluk, disiplin tedbirleriyle, hatta meclis gruplarından ve partiden ihraç yoluyla bile dayatılabilecek. Böylece daha en başından Berlin Meclis’indeki Sol Partili milletvekilleri üzerinde büyük bir baskı kuruluyor.
“Yahudi yaşamına yönelik tehdit”
Mutabakat belgesi, “Yahudi yaşamının korunmasından” söz ediyor. Bu ifade ile, sanki anlaşmaya katılan partilerden birinde Yahudi yaşamının kendisinden korunması gereken birileri varmış gibi bir izlenim yaratıyor. Almanya’da Yahudilere yönelik tehdit, tıpkı göçmen kökenli insanlara, Müslümanlara, kulağa “Alman gibi gelmeyen” isimler taşıyanlara, solculara, sendikal faaliyette bulunanlara ve daha birçok kesime yönelik tehdit gibi, faşizmin yükselen dalgasından kaynaklanmaktadır.
Buna karşılık sosyalistler, ister Sol Parti içinde ister dışında olsunlar, Yahudilerin de herkes gibi yaşamlarını ve dinlerini eşit haklarla, herhangi bir kısıtlamaya maruz kalmadan ve güvenlik içinde sürdürebilmeleri ve yaşayabilmeleri için mücadele ediyorlar, hem Berlin’de hem de dünyanın her yerinde. Holokost’tan çıkardığımız ders, kendisini “Yahudi devleti” olarak tanımlayan bir terör rejiminin muhaliflerini keyfi biçimde katletme hakkına sahip olduğu değildir. Bilakis çıkardığımız ders, ırkçılığın her biçimine karşı mücadele edilmesi gerektiğidir.
Antisemitizmin ne olduğuna kim karar veriyor?
Berlin Senatosu 2019 yılında eyalet yönetimi için antisemitizm konusunda IHRA tanımının esas alınmasını kararlaştırdı. Siyasi amaçlarla araçsallaştırılabilen bu antisemitizm tanımı, antisemitizmi İsrail’e ve Siyonizme yönelik eleştiriyle birbirine karıştırıyor. Sol Parti kongresinin bu tanıma karşı çıkıp Kudüs Bildirgesi’ni (JDA) benimsemesi haklı nedenlere dayanıyordu. Buna rağmen Sol Parti, Berlin’deki mevcut düzenlemeleri değiştirmemeyi kabul etti.
Bu tutum, Sol Parti’den seçilen Neukölln milletvekili Vedi Emde milletvekillerine karşı yeni linç kampanyalarının önünü açıyor. Emde, “İsrail’in var olma hakkını” kamuoyu önünde açıkça reddediyor. İsrail devleti sınırlarını sürekli genişletiyor. Bu apartheid rejiminin “var olma hakkı” hangi sınırlar içinde geçerli olacak? Muhtemel koalisyon ortakları bu soruya ilişkin sessiz kalıyor. İki devletli çözüm talebi diplomatik bir incir yaprağından ibaret/gizleme taktiği. “İsrail’in var olma hakkını” savunmak pratikte zorla ele geçirme ve zorla politikasını onaylamak anlamına geliyor.
Polis ve Anayasayı Koruma Teşkilatı için daha fazla yetki
Sol Parti seçim kampanyası sırasında Berlin’in iç istihbarat teşkilatı olan Anayasayı Koruma Teşkilatı’nı (Verfassungsschutz) tamamen lağvetme sözü vermişti. Ayrıca polis teşkilatını küçültmek ve yetkilerini azaltmak istiyordu. Bu vaatler polis teşkilatının Nazi çevreleriyle süregelen ilişkilerine, protestolara yönelik polis şiddetine ve koyu tenli insanlara yönelik “şüpheden bağımsız kimlik kontrolleri” gibi ırkçı uygulamalara yönelik bir tepkiydi. Sol Parti şimdi, antisemitizmle mücadele sloganı altında, tam da bunların tersini yapmayı taahhüt etti.
Polis ve istihbarat teşkilatları, hiçbir demokratik denetime tabi olmayan kurumlardır. Berlin, polisin “antisemitizmle mücadeleden” ne anladığını gözler önüne seren örnekler bakımından özellikle zengindir: Gazze’de İsrail’in soykırımına karşı düzenlenen eylemlerde temel hakların kısıtlanması, gösteri yasakları ve polis şiddetini her gün görmek mümkün.
Devlet aklı ya da Dayanışma
Mutabakat belgesi Berlin’deki Yahudilerin korunmasına hizmet etmiyor. Filistin’le dayanışma hareketine yönelik baskıyı ve İsrail’in suçlarına karşı giderek büyüyen tepkiyi daha da güçlendirecek. İnsan haklarını savunan, ırkçılığın her türüne karşı çıkan, barıştan yana olan ve servetin yukarıdan aşağıya doğru yeniden dağıtılmasını savunan parti içindeki herkesi, sürekli kendini savunmak ve tutumunu gerekçelendirmek zorunda bırakacaktır.
Parti, Mayıs ayında İsrail’e yönelik eleştirileri devlet baskısına karşı savunacağını açıklamıştı. 10 Ekim Cumartesi, bu sözünü yerine getirmek için bir fırsat. Ülke çapında düzenlenecek “United for Palestine” (Filistin İçin Birlik) gösterisine binlerce kişiyle birlikte katılalım.