Yapay zekâ devrimi karşısında sosyalistler Luddist mi olmalı?

Taksi şoförlerinden, otobüs şoförlerinden ve bilişim çalışanlarından, veri merkezlerinin yayılmasına karşı mücadele eden topluluklara kadar, herhangi bir yeni teknolojinin elitler tarafından kullanılma ve kötüye kullanma biçimlerine karşı isyan etmek haklı bir davranıştır. Owen McCormack, bu kampanyaların kapitalizme karşı daha genel bir isyanın parçası haline gelebileceğini ve bunun önümüzdeki yıllarda sosyalistler ve devrimciler için derin sonuçlar doğurabileceğini savunuyor.

Günümüzde “Luddist” terimi, bir hakaret olarak veya birinin yeni bir teknolojiyi anlamadığını ya da kaçınılmaz ilerlemeye direndiğini iddia etmenin bir yolu olarak kullanılıyor. Luddistlerin gerçek tarihi, yeni bir teknolojinin elitler ve patronlar tarafından işçilerin yaşamları üzerindeki kontrollerini genişletmek ve ücretleri ve çalışma koşullarını düşürerek kâr elde etmek için kullanılmasına direnen kitlesel bir işçi sınıfı hareketinin öyküsüdür. 19. yüzyıl İngiltere’sinde Luddistleri ezmek için İngiliz devletinin ve ordusunun tüm gücü kullanması gerekmişti. Bugün, işçi sınıfı hareketinin potansiyel kolektif gücü, işçilerin ve toplulukların, onları kontrol etmeyi, gözetlemeyi ve yaşam standartlarını düşürmeyi amaçlayan her türlü yeni teknolojiye direnmelerini tamamen mümkün kılıyor. Dahası, bu teknolojinin çevreye ve insan yaratıcılığına getirdiği tehlikeler göz önüne alındığında, bir azınlığın zaten zengin ve güçlü olanların çıkarları doğrultusunda dayattığı bir teknolojiyi sorgulama, yoluna engeller koyma ve direnme hakkımız vardır.

İşçiler kendilerini yeni teknoloji biçimleri ve uygulamalarıyla karşı karşıya buluyor ve bunlarla mücadele ediyor; taksi şoförlerinin Uber’e karşı mücadelesinden, otobüs şoförlerinin imkansız zamanlama hedefleri dayatan yeni izleme teknolojisine karşı direnişine, Covalen işçilerinin Meta’ya karşı mücadelesine kadar, işçilerin yeni teknoloji biçimlerini kaçınılmaz veya sadece “ilerleme” olarak kabul etmeyecekleri açık. Aynı zamanda, İrlanda’da ve dünyanın dört bir yanında veri merkezlerine karşı daha fazla kampanya, Musk, Thiel, Altman ve benzerlerinin sunduğu geleceği sorgulayan topluluklarda oluşabilecek potansiyel koalisyonları gösteriyor. Sosyalistler, iklim çöküşünün eşiğinde olduğumuz bu kritik tarihsel anda kapitalizmin mantığına ve taleplerine karşı artan bir direnişe işaret ettikleri için tüm bu mücadeleleri desteklemeli ve memnuniyetle karşılamalıdır.

Yapay zekâ devriminin kaçınılmaz olduğuna ve her şeyi değiştireceğine bizi inandırmak için büyük bir çaba sarf ediliyor. İyi ya da kötü, değişimin geleceği ve buna karşı yapabileceğimiz çok az şey olduğu söyleniyor. Veri merkezlerinin yaygınlaşmasından, yapay zekâ şirketlerini düzenleme girişimlerine kadar, mesaj aynı: Ya bu yeni yapay zekâ çağında yerinizi alın ya da ezilip geçin. Yapay Genel Zekâ (AGI) her an gerçekleşecek ve her şeyi değiştirecek.

Bu durumun büyük bir kısmı, yapay zekâ balonunu şişirmekte ve girişim sermayesinin akmasını sağlamakta çıkarı olanların yaydığı abartıdan ibaret olsa da, yeni teknolojinin işçilerin ücretleri, çalışma koşulları ve yaşam kalitesi ile toplulukların enerji, su ve diğer kaynak ihtiyaçları üzerindeki etkileri çok gerçek olabilir. Savunucuları açıkça milyonlarca iş kaybı ve yoğun yapay zekâ destekli gözetim, kontrol ve insan yaratıcılığı kapasitesinin kaybıyla dolu bir gelecek vaat ediyor. Silikon Vadisi devlerinin geleceğimiz için hazırladığı distopik vizyonu kabul etmemiz bekleniyor.

Soldaki bazı “teknoloji iyimserleri”, yapay zekânın ardındaki teknolojiyi temelde tarafsız ve insanlık üzerinde özgürleştirici bir etkiye sahip olabilecek bir teknoloji olarak görüyor. Yapay zekâ olarak bilinen teknolojinin çeşitli unsurlarına erişim, gelecekte insana yakışır geçim kaynakları, sürdürülebilir çevreler ve sürdürülebilir toplumlar için kilit önem taşıyor. Yapay zekânın potansiyelinden yararlanmanın tüm insanlığa muazzam faydalar sağlayabileceği söyleniyor. Bu nedenle, örneğin veri merkezlerine ve yapay zekânın genişlemesine ve gelişmesine karşı çıkmak gibi “karamsar” bir yaklaşım sergilemek dar görüşlülüktür. Bunun yerine, daha yoksul insanların ve genel olarak işçi sınıfının yapay zekâya erişimini sağlamak için mücadele etmeliyiz. Bu yeni teknolojiyi nasıl düzenleyeceğimizi tartışmalı, ancak sadece ona karşı çıkmamalı veya 19. yüzyıl İngilteresi’nde Sanayi Devrimini engellemek için yeni tekstil makinelerini parçalayan Luddistlerin modern bir versiyonu olmamalıyız.

Sosyalistler, süslü potansiyellere veya vaat edilen gelecekteki yapay zekâya değil, “gerçekte var olan” yapay zekâya; kullanım alanlarına, uygulamalarına ve mevcut yönüne bakarak işe başlamalıdır. Yapay zekânın şu anda nasıl kullanıldığı ve yaygınlaştırıldığı göz önüne alındığında, sosyalistlerin benimsemesi gereken tek pozisyon, tüm enerjileriyle ona karşı çıkmaktır (aslında modern zamanların Luddistleri olmaktır). Bu, bireysel sabotaj eylemleriyle veri merkezlerine balyozla saldırmak anlamına gelmez; veri merkezlerinin yayılmasını ve kamu hizmetlerinde yapay zekânın artan kullanımını durdurmayı amaçlayan kampanyaları desteklemek ve inşa etmek anlamına gelir. Gerçek yasal düzenlemeler talep etmek ve enerji, su, vb. kullanımını azaltmaya çalışmak anlamına gelir. Kilit nokta, işçilerin, işten çıkarılma tehditleri, patronların her bir işçiden daha fazla verimlilik elde etme çabaları veya örneğin sağlık veya eğitim gibi temel kamu hizmetlerinin yerini alma girişimleri gibi durumlara karşı mücadele etmeleri olacaktır.

Yapay zekâ ve bu alandaki çeşitli girişim şirketleri için gereken devasa fon akışları, hangi teknolojinin geliştirileceğini risk sermayesi fonlarının giderek artan bir şekilde dikte etmesi anlamına geliyor. Kapitalist mantığın özü –kâr arayışı, birikim ve piyasalara hakim olma dürtüsü– yatırım alan teknoloji ve şirketlerin, seçkin birkaç risk sermayedarının (Venture Capital – VC) temel önceliklerini, mümkün olan en kısa sürede yerine getirebileceğine inandığı şirketler olduğu anlamına geliyor. Hangi teknolojinin geliştirileceğini belirleyen insan ihtiyacı veya insanlık ve çevremiz için en iyisi değil; sermayenin öncelikleridir.

Bu her zaman böyle değil miydi? Belki, ama hiçbir teknoloji bunu yapay zekâdan daha fazla vurgulamıyor. Yapay zekânın bazı biçimlerinin dünyanın bazı kesimleri için faydalı unsurlara sahip olması muhtemeldir; örneğin sağlık taramalarında desen tanıma veya tahmine dayalı karar verme süreçlerindeki bazı unsurlar … ancak bu tür faydalar teknolojinin gelişiminin istenmeyen sonuçlarıdır. Yapay zekânın VC’ler için kontrolü ve olası finansal kazançlarının yanı sıra, teknolojiye destek verenler için vaat edilen şey, kapasitesinin örgütlü işçi sınıfının gücünü zayıflatacağı umududur. Nüfuslar üzerindeki artan zorlayıcı kontrol ve devasa gözetim ağlarıyla birlikte, yapay zekânın içsel özellikleri, mevcut toplumsal, ırksal ve sınıfsal eşitsizlikleri ve güç yapılarını daha da pekiştirmeyi vaat ediyor. Yapay zekânın ne kadar “iyi” kullanımları olursa olsun, gördüğümüz bu gelişim modelinin; devasa dil modellerine, ucuz verilere ve hesaplama kapasitesini artırmaya yönelik sürekli artan taleplere dayalı olduğunu ve kapitalizmin ve büyük şirketlerin ihtiyaçlarıyla bağlantılı olduğunu ve insan yararıyla hiçbir ilgisinin olmadığını anlamak çok önemlidir.

Gerçek şu ki, karbon bütçesini alt üst eden, tüm mahalleleri kirleten ve kıt kaynakları tüketen devasa veri merkezleri, insan refahını artırmak için tasarlanmamıştır. Daha ziyade, bu merkezler atık üretmek, “karanlık veri” barındırmak, üretken yapay zekâyı geliştirmek veya mümkün olan her insan etkileşimini gözetlemek ve ticarileştirmek için kullanılmaktadır.

Örüntü tanıma yeteneğinin çok daha yaygın ve muhtemel bir kullanımı; ceza, sosyal yardım veya sağlık sonuçlarındaki istatistiksel ayrımcılık örüntülerini içeren mevcut veri kümelerinden beslendiği için, ceza infaz veya sosyal yardım sistemlerinde azınlıkların hedef alınmasıdır. Bu teknoloji, suç, sosyal yardım veya sağlık sonuçlarında ayrımcılığa dair istatistiksel örüntüler içeren mevcut veri kümelerinden yararlanmaktadır. ABD, İngiltere ve Avustralya’daki iyi belgelenmiş vakalar, bu örüntüleri vurgulamaktadır; bu örüntüler, çok sayıda büyük adaletsizlik vakasına, yanlış suçlamalara ve insanların sosyal yardım ödemelerinin kesilmesine yol açmıştır.

Yapay zekânın olumlu bir kullanımına hayran kalmaya teşvik edilirken, bu durum bizi gözetim ve kontrolün diğer alanlarındaki çok daha yaygın kullanımına karşı kör etmemelidir. Dünya nüfusunun büyük çoğunluğu, yapay zekânın harikalarıyla ilk olarak kanser veya başka bir hastalığı hızla teşhis etmesiyle karşılaşmayacak; daha çok işten çıkarıldıklarında veya patronları tarafından gözetim altında tutulduklarında, iş yüklerinin arttığını gördüklerinde, hatta ülkelerindeki yapay zekâ devlet ve güvenlik güçleri tarafından kullanıldığında veya sosyal yardım veya sağlık hizmetlerine erişip erişemeyeceklerini belirlediğinde karşılaşacaklardır. İnsanlığın büyük çoğunluğu için yapay zekâyla karşılaşma, ciddi bir hastalığın erken ve önleyici teşhisinden ziyade, Gazze’deki Filistinlilerin veya etnik azınlıkların yüz tanıma sistemlerine kurban gitmesiyle daha çok benzerlik gösterecektir.

Yapay zekânın maliyetleri

Bu yıl, dört büyük “hiper ölçekli” şirket (Google, Amazon, Meta, Microsoft) tek başına yapay zekâ devrimini desteklemek için veri merkezlerine ve diğer altyapılara 725 milyar dolar yatırım yapmayı planlıyor. İrlanda da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanındaki devletler, altyapı fonları, vergi indirimleri ve gevşek yasal düzenlemelerle yapay zekâ patlamasını kolaylaştırıyor; teknoloji şirketleri talep ettikleri her şey elde ediyor. Yalnızca ABD, veri merkezlerinin yaygınlaştırılmasına yardımcı olmak için büyük teknoloji şirketlerine 50 milyar dolarlık vergi indirimi sağlarken, İngiltere de temel kamu hizmetlerini ve verilerini Palantir gibi canavarlara teslim etmeye kararlı görünüyor.

Yapay zekâya yapılan yatırımın ölçeği kesinlikle tarihi nitelikte olup, kapitalizmin tarihindeki her şeyi, hatta demiryolu patlamasını veya erken sanayi devrimini bile gölgede bırakmaktadır. Bu, önümüzdeki on yılda yapay zekâ endüstrisinin enerji taleplerinin fosil yakıt kullanımında büyük bir artışa yol açacağı anlamına gelir; mevcut her kömür madeni, petrol kuyusu ve doğalgaz sahası bu patlamayı beslemek için harekete geçirilecektir. Üç Mil Adası gibi neredeyse felaketle sonuçlanan kazaların yaşandığı emekli nükleer santraller bile tekrar kullanıma açılacaktır. Fosil yakıt kullanımındaki bu patlama, iklim felaketinden kaçınma umudumuzun olması için tam tersinin olması gereken bir anda gerçekleşmektedir. Gelecekteki veri merkezlerinin fazla enerjiyi yakındaki evlere elektrik sağlamak veya suyu daha iyi yollarla geri dönüştürmek için bir yol bulup bulmaması hiç önemli değil; gerçek şu ki (yeşil yıkamaya bakılmaksızın), bu patlama Dünya’yı 2 °C’nin üzerinde küresel ısınmaya doğru itecek ve küresel insanlık için yıkıcı sonuçlar doğuracaktır.

Paris Anlaşması hedefleri, her halükârda küresel ısınmayı ve emisyonları sınırlama görevi için son derece yetersizdi ve fiilen yırtılıp atıldı. Dün iklim hedeflerine bağlılıklarını ilan eden büyük şirketler şimdi açıkça bu hedeflerden uzaklaşıyor ve yapay zekânın bunu gelecekte bir aşamada çözeceğini söylüyor (ya da Trump ve aşırı sağın bunun tamamen bir aldatmaca olduğu yönündeki suçlamalarını tekrarlıyor).

İkinci olarak, yapay zekâ geliştirme modelindeki bu benzeri görülmemiş değişim, yalnızca dünyanın kalan karbon bütçesini tüketmekle kalmayacak, aynı zamanda nadir toprak mineralleri, su, tarım arazileri gibi diğer kaynakların da büyük miktarlarını tüketecektir. İrlanda’da 2030 yılına kadar üretilen elektriğin %30’unu tüketme yolundalar; yakın tarihli bir BM raporuna göre, o yıla kadar küresel olarak tüketilen tüm elektriğin %3’ünü ve Sahra Altı Afrikası’ndaki 1,3 milyar insanın temel yıllık su ihtiyacına eşdeğer miktarda suyu kullanacaklar.

Bunları yapma kararı, kısmen sermayenin akıl almaz birikim mantığı ve kendi kibirleri ve kâr arayışları tarafından yönlendirilen, dünyanın elit ve zenginlerinin çok küçük bir kesimi tarafından alındı. Riskler, sonuçlar ve olumsuz etkiler, gezegendeki en yoksullar, küresel işçi sınıfı ve dünya ekosistemleri tarafından üstlenilecektir. Eğer bir ödül varsa, bu ödül zaten aşırı derecede zengin olan çok az sayıda kişi tarafından toplanacaktır. Musk ve Thiel gibi birçok kişi, bu kararları alma haklarını hem saptırmak hem de savunmak için faşizm ve ırkçılık hareketlerini finanse ediyor ve destekliyor.

İrlanda’da yapay zekâya destek, küresel teknoloji milyarderlerine aşırı derecede boyun eğmeyi, işçiler için daha yüksek enerji faturalarını, kıt su kaynaklarının kötüye kullanılmasını, elektrik kesintisi tehditlerini, fosil yakıtlara bağımlılığın artmasını, büyük ölçekli veri merkezlerine hizmet vermek için gereken yeni altyapı için devasa bir faturayı, üretken yapay zekânın kadın ve çocuklara yönelik cinsel istismarda ahlaksızca kullanılmasını ve teknoloji şirketlerine karşı harekete geçmekten çekinen, yumuşak veya hiç olmayan bir devlet düzenleme sistemini beraberinde getiriyor.

Tüm abartılara rağmen, yapay zekâ, önceki teknolojik atılımlar gibi, kendi başına yoksulluğu, angarya işleri veya eşitsizliği sona erdirmeyecektir. Milyonlarca insan yoksulluk içinde yaşıyor; bunun nedeni sahip olduğumuz teknolojinin çok ilkel olması değil, kapitalist toplumun sınıf ilişkileridir. Demiryolları ağır işleri ve yoksulluğu sona erdirmedi. Elektrikli dokuma tezgahları veya iplik eğirme makinesi de sona erdirmedi. Önceki dönemlerde kitlesel hareketlerin örgütlenmesi ve mücadele etmesi gerekiyordu. Mevcut teknoloji, bu kitlesel hareketler tarafından kullanılabileceği gibi, onları durdurmaya çalışan elitler tarafından da kullanılacaktır. Hiçbir yeni teknoloji, bunu kendi başına kolaylaştırmayacak veya daha olası hale getirmeyecektir.

Devrimciler, yapay zekâya karşı her tür isyanının ön saflarında yer almalı. Bu teknolojinin karşılaştığımız sorunların çaresi olmadığını güvenle söylemeliyiz. Yapay zekânın toplu işten çıkarmalarda işçilerin yerini almasını kabul etmemeliyiz; somut olarak, yapay zekânın sağlık çalışanlarının, öğretmenlerin veya ruh sağlığı uzmanlarının yerini almasına karşı sıfır tolerans politikası için kampanya yürütmeliyiz. İşçilerin yerini alan soyut bir yapay zekâ değil, genellikle son derece kârlı olan işverenlerin ücretleri düşürmek veya iş yüklerini artırmak için yapay zekâyı kullanma konusunda bilinçli bir karar vermesidir. Bunların hiçbirinin gerçekleşmesi kaçınılmaz olmadığı gibi, daha büyük bir iyilik için de değildir. Veri merkezlerine karşı kampanyaların, onları doğuran kapitalist sistemin daha geniş ve daha derin bir şekilde sorgulanmasına yol açma potansiyelini görmeliyiz. Avustralya’daki okul öğrencilerinin grevleri üniversite öğrencilerinin mezuniyet törenlerindeki kendiliğinden protesto yürüyüşleri gibi yapay zekâ karşıtı hareketler, elitler tarafından planlanan yapay zekâ geleceğine karşı derinleşen bir düşmanlığı ve sorgulamayı göstermektedir. Bezos, Altman, Musk ve diğerlerinin sunduğu yapay zekâya ihtiyacımız yok, bunun maddi külfetini karşılayamayız ve bu yapay zekâ üzerinde hiçbir etkimiz yok.

Eğer bu bizi Luddist yapıyorsa, o zaman bu etiketi gururla taşımalıyız.

(Rebel News)

son yazıları

Maden işçileri: ‘Onlar zenginleşiyor, biz ölüyoruz’
Artık yeter! Maden işçilerinin alacaklarını verin!
İsrail seçimleri yaklaşırken katil Netanyahu saldırganlığa devam ediyor

ilginizi çekebilir

madenci-1
Maden işçileri: ‘Onlar zenginleşiyor, biz ölüyoruz’
madenciler-bugun-de-alacaklari-icin-bakanlik-onunde-hic-odeme-yok-hep-gozalti-var
Artık yeter! Maden işçilerinin alacaklarını verin!
indir (5)
İsrail seçimleri yaklaşırken katil Netanyahu saldırganlığa devam ediyor