Yeni çözüm sürecinin yasal başlangıç noktası olarak tanımlanabilecek “çerçeve yasa taslağı”, 360 milletvekilinin imzasıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne (TBMM) teslim edildi.
Yasal süreç gereği taslak önce TBMM Adalet Komisyonu’nda görüşülüyor. Komisyon ilk toplantısını 7 Ağustos’ta yaptı. Yapmayı başardı desek daha doğru olur.
Çünkü komisyon toplantısı öncesi, yapılacak salonun kapısına İYİP’li milletvekilleri doluştu. Salonun küçük olduğunu ve kapının geç açıldığını bahane ederek izdiham yarattılar. Sonunda salonun kapısı açıldı. Herkes içeri girmek isteyince gazeteciler dahil birçok kişi ezilme tehlikesi geçirdi.
İYİP’liler komisyonda da boş durmadı. DEM Parti adına Gülistan Kılıç’ın, Bahçeli ve Erdoğan’la birlikte süreci başlatanlardan, yani PKK’nin kendisini feshedip silahlı mücadeleye son vermesini sağlayan Abdullah Öcalan’a “sayın” demesi ve teşekkür etmesi üzerine art arda bağırıp çağırıp hakaret yağdırdılar.
İYİP, Meclis’te bulunup çözüm sürecine kökten karşı olan başlıca parti. Meclis’te şu an 29 milletvekili bulunuyor.
MHP’den kopan, Kemal Kılıçdaroğlu CHP’si tarafından Meclis’te grup kurması sağlanan, ardından “Altılı Masa’nın” devrilmesine yol açan faşist İYİP, yeni çözüm sürecinde Öcalan ile devlet arasında yapılan görüşmeler başladığından beri neredeyse her Meclis oturumunu saldırgan bir üslupla sabote etmeye çalıştı.
İYİP sözcüleri DEM Partili vekiller kürsüye çıkınca onlara hakaret etti ve konuşturmamaya çalıştı. Aynı şekilde devlet adına süreci başlatan MHP ve AKP’yi de “bebek katiliyle” iş birliği yapmakla suçladılar. Fakat sabotaj çalışmaları sonuç vermedi ve “kök yasa” olarak da tanımlanan, silahların bırakılması ve infaz yasasındaki değişiklikle silahlı eylemde bulunmamış PKK’li hükümlülerin denetimli serbestlikle hapisten çıkmasını sağlayan özel anlaşma şimdi yasalaşma sürecinde.
İYİP Meclis’te ve dışında yalnız değil. 4 vekili bulunan Yeniden Refah Partisi de çözüme ve barışa karşı.
MHP ve İYİP’in içinden çıkan faşist Ümit Özdağ’ın Zafer Partisi de Meclis dışında çözüm sürecini sabote etmeye çalışıyor. Bir süredir ittifaka yakın bir ilişki içinde olan İYİP ve ZP’nin amacı, MHP’ye oy veren kitlelerin bir kesimini hamaset dolu bir ırkçılıkla kendi taraflarına çekmek.”
Yeniden Refah Partisi ise AKP’den kopan şoven milliyetçi kesimleri kendisine çekmenin derdinde.
Bu üç partiye kalsa, sürecin devam ettiği 2 yıldır tek bir asker ölmediği halde 50 yıllık savaş ve çatışma süreci devam etmeli. Onlara kalamaz çünkü ilkinden farklı olarak yeni çözüm süreci geniş bir konsensüs sağlamış durumda..
İmralı’ya giden heyette bulunan üç parti, AKP, MHP ve DEM Parti, çerçeve taslağına imza attı. Bu taslağın yasalaşması için gereken oyu sağlıyor. Özgür Özel’in Yeni Partisi, taslağı hukuki yönden eleştirip imza atmasa da komisyona katılıyor ve şu ana kadar izledikleri çizgi, Meclis’te “evet” oyu kullanacakları yönünde.
Özgür Özel, genel başkan seçildikten sonra yaptığı bir konuşmada Kürtler “sorunlarımız bitti” demeden bu tarihi meselenin çözülmeyeceğini belirterek sürece bulunduğu noktadan destek verdi. DEM Parti, CHP’li belediyelere kayyım atanması ve başkanların tutuklanmasına karşı çıktı, birden fazla kez dönemin CHP’si ile dayanışma açıklamaları yaptı. Butlancıların yönetimindeki CHP’yi de tanımıyor.
CHP’nin “çerçeve yasa taslağına” dair başlıca eleştirisi, sürecin şeffaf yürütülmemesi. Taslak metni önceden duyurulup imzaya açılmadı. İktidar cephesindeki vekillerden imzaları alındıktan sonra 12 maddelik yasa taslağı duyuruldu. Böylesine tarihsel ve kritik bir konunun şeffaf bir şekilde ele alınması, biz sosyalistlerin de eleştirilerinden biri.
Maddelerdeki hukuki düzenlemeleri eleştiren Yeni Parti, iktidarın ağır baskısı altında. Ve bu baskı, çözüm sürecine kuşku ve itirazları artıran başlıca faktör.
Buna rağmen Özel, partisinde yer alan ulusalcıların barış karşıtı zorlamalarına şu ana kadar taviz vermedi.
Tüm eleştiriyle birlikte Yeni Parti’nin çerçeve yasa taslağına “evet” oyu vermesi ile Meclis’teki ezici çoğunluğun konsensüsüyle bu kritik eşik de geçilebilir. Nitekim tüm sabotajlara rağmen saatlerce süren komisyondan geçti ve yarın (9 Ağustos’ta) meclis genel kuruluna gelecek.
Yine de yeni çözüm sürecine verilecek toplumsal destek ve kabulün özellikle Batı’da zayıflaması en büyük sorundur.
Sosyalistlerin rolü tam da buradan başlıyor. Bir yandan AKP-MHP’nin otoriter yönetimine karşı mücadele edeceğiz, aynı anda barış sürecinin önünün açılması, toplumsal desteğin güçlendirilmesi, sabotaj ve provokasyonların püskürtülmesine karşı çıkıp Kürt halkının taleplerini savunacağız.
100 yıldan fazladır süren Kürt sorunu ve 50 yıllık çatışma/savaş süreci, Türkiye’nin demokratikleşmesinin önündeki en büyük engeldir. Bu engeli aştığımız takdirde siyasal demokrasinin sınırlarını genişletecek kazanımları elde edip AKP’nin otoriter yönetimine son verebiliriz.
Çözüm süreci, barış mücadelesinin ta kendisidir. Demokratikleşme ise yine bir mücadele konusudur.
Baskıya ve eşitsizliğe karşı, demokrasi, özgürlük ve eşitlikten yana olan tüm güçler barış için birleşik mücadeleyi yükseltmeliyiz.