İran Sağlık Bakanlığı, ABD’nin 8-9 Temmuz’daki saldırılarında altı şehirde 17 kişinin öldürüldüğünü ve 115’ten fazla yaralı olduğunu duyurdu.
İran, kendisini NATO’da aşağılayan ve ulusal egemenliğine saldıran ABD’ye elbette ki misilleme yaptı. İran devleti, Ürdün, Bahreyn ve Kuveyt’teki ABD askerî üslerinin yanı sıra Umman’daki radar sistemlerine de saldırı düzenledi.
Trump’ın “İran’la anlaştık” deyip sonra yeniden Tahran ve başka şehirleri bombalaması yeni bir hadise değil. Bunu birden fazla kez yaptı.
NATO kapanış konuşması sonunda Beştepe’de adeta Beyaz Saray brifingi veren Trump, İran saldırısının başarıyla sonuçlandığını, çünkü savaş gerekçesi olan nükleer üretimin tamamen imha edildiğini, İran ordusunun tarumar olduğunu söyledi.
Madem İran ordusunu ve nükleer programını yerle bir etti, neden hâlâ bombalıyor?
Unutturulan “insani gerekçeler”
Savaşlarda sıradan insanlar ölür. Ve emperyalizmin tarihinde savaşlara hep bir “insani gerekçe” bulunur, çünkü sistemin doğası bunları yaratır.
Trump, İran’a saldırısının “insani gerekçesinin”, acımasız bir diktatörlük olan mollalar rejiminin ekmek için yapılan bir halk ayaklanmasını şiddetle bastırması olduğunu söyledi. Öyleyse rejim devrilmeliydi. Trump ve Netanyahu bombalayacak, ayaklanan halk zaten kurtulmak istediği rejimi devirecekti.
Elbette bu “çocukça” plan tutmadı. ABD ve İsrail bombaları yağarken rejime karşı çıkmak açıkça ABD-İsrail’den yana olmak anlamına geliyordu. Daha önce rejime karşı muhalif gösterilere katılmış pek çok başı açık kadın, ABD protestolarına katıldı. Yani dışarıdan müdahale içeride rejimi tahkim etmiş oldu. Ayaklanma sönümlendiği gibi rejim de kendi tabanını konsolide etti.
Çeşitli insan hakları kuruluşları ve medyaya göre, 28 Şubat 2026’da başlayan ABD-İsrail saldırıları sebebiyle Haziran 2026 itibarıyla en az 3.519 sivil İran vatandaşı öldürüldü. Emperyalist müdahale “özgürlük” değil, ölüm getirdi.
Trump ve savaş kabinesinin diğer bir hesabı, İran Kürt örgütlerini birleştirip silahlandırmak, rejime karşı savaştırmaktı. Elbette gerek Irak Kürdistanı Bölgesel Yönetimi gerekse İranlı Kürt hareketleri, “Biz bu savaşa dâhil olmayız.” dedi. Tabii ki klasik bir 19. yüzyıl sömürge imparatorunu canlandıran Trump da Kürtlerin ne kadar nankör olduklarını ve her şeyi para için yaptıklarını söyledi.
Kriz merkezi Hürmüz Boğazı
Tabii iş savaşın gerçeklerine gelince “insani gerekçeler” bir anda unutuldu.
NATO üyesi 38 devlet, özellikle petrol ticaret yolu olan Hürmüz Boğazı’na yapılacak askerî müdahalede birlikte askerî yanıt vermeye karar verdi.
Ertesinde İran bazı ABD gemilerini, ABD de bazı İran gemilerini vurdu. Ve bir süredir sadece yüzde 50’sinden petrol sevkiyatının yapıldığı Hürmüz Boğazı’nı yeniden kapattı.
Peki, NATO’nun yeniden yapılanmasında yeniden “sevilen” ileri karakol olabilen Türkiye’nin İran devletiyle ilişkisi bundan sonra nasıl olacak? Kürecik ve İncirlik üsleri harıl harıl çalışırken. Trump’ın daha önce istediği gibi İbrahim Anlaşması imzalanacak mı? Ankara’da vurgulanan NATO’nun kuruluş ilkesi “birimize yapılan saldırıyı hepimize sayarız” anlayışı doğrultusunda İran savaşına dahil olunacak mı?
Birkaç sonuç
Dört yıldır süren ve yüz binlerce kişinin öldüğü Rusya-Ukrayna Savaşı’nın başında Putin’in hesabı başkent Kiev’e kadar gitmek ve Zelenski yönetimini devirmekti. Savaşın ilk ayında Kiev yakınına kadar gelebildiler. Fakat Batı emperyalizmi, özellikle ABD tarafından eğitilen ve Avrupa’nın da silah desteğine sahip Ukrayna ordusu bu harekâtı püskürttü. Şimdi geriye Donbas’ın hangi devletin elinde olacağı ve Kırım’ın statüsü gibi resmî gerekçeler kaldı. Fakat savaş, Karadeniz’in yeniden paylaşımını ele alan bir duruma gelmiş oldu. Kara savaşı, dronelar aracılığıyla bir deniz savaşına dönüştü.
Bütün bunlar başlarken çoğu kişi dev Rus ordusunun ve güçlü lider Putin’in birkaç hafta içinde amacına ulaşacağını düşünüyordu.
Trump da siyonist Netanyahu’nun isteğiyle İran’ı bombalarsa mollalar rejiminin devrileceğini düşünüyordu; zaten üst düzey askerî ve siyasî liderliği imha etmekten bahsediyordu.
İran, kıyısı itibarıyla Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş hakkının kendisine ait olmasını, ABD ve İsrail’in yarattığı tahribatın tazminatının ödenmesini ve Gazze ile Lübnan’ın İsrail ordusu tarafından vurulmamasını istiyor.
Fakat İsrail, ABD-İran ateşkesine rağmen günlerdir Lübnan’ı vuruyor ve adım adım işgal ediyor. Trump’ın tazminat ödemesi beklenemeyeceği gibi Hürmüz Boğazı’nın egemenliğinin İran’a verilmesi de ABD, dolayısıyla NATO için ağır bir yenilgi olur. Kasım’da ara seçime girecek Trump’ın da işine gelmez.
Öneri
Evet, savaş daha sürebilir. Her gün farklı bir cephede çatışma, şiddet ve ölüm yaşanabilir. Bunların kaynağı her ne kadar tarihsel nedenlere dayansa da güncel savaşı başlatan ve körükleyen Gazze’deki soykırımdır.
Gazze’de soykırıma, Batı Şeria’da işgale, Yemen’e, Lübnan’a, Suriye’ye ve İran’a yapılan emperyalist saldırılara dur demeliyiz. ABD-İsrail saldırganlığına/yayılmacılığına sessiz kalınamaz. Nasıl ki günlerce hep birlikte çalışıp 1 Mart 2003’te Sıhhiye’de Irak’ı işgal tezkeresini engellediysek, bugün de savaşlara ve işgallere hayır deyip silahlanmaya akıtılan paralara karşı emekçiler için bütçe talep etmeliyiz.
2003 yılında AKP iktidarının ABD’nin Irak işgaline katılmasına karşı her görüşten savaş karşıtı bir araya gelip haftalarca kampanya yaparak 1 Mart 2003 günü Mecliste oylanan Irak’ı işgal tezkeresini durdurduysa, bugün de başarabiliriz.
