Egemen sınıfın ve onun partisinin “milli beka” nutukları eşliğinde hazırlanan 2026 bütçesi, işçi sınıfı için bir kez daha “yoksulluk ve ölüm” anlamına geliyor. Bugün Türkiye, dünya silahlanma yarışında vites yükseltip NATO içinde askerî harcama artışında şampiyonluğa oynuyor ancak eğitimde OECD ve Avrupa Birliği ortalamalarının en karanlık diplerinde can çekişiyor.
NATO ve AB kıyaslamaları, bu ülkenin kaynaklarının nereler aktarıldığını açıkça gösteriyor. OECD verilerine göre: Türkiye öğrenci başına yaptığı yıllık 3.374 dolarlık harcamayla, 12.438 dolarlık OECD ortalamasının dört kat gerisinde. Türkiye’de yaşayan çocuklar AB’deki akranlarının çeyreği kadar bile yatırım görmüyor. Sonuç ne mi? PISA skorlarında matematik ve fende 37 ülke arasında 32. sıraya demir atmış durumda.
Milli Eğitim bütçesinin büyüklüğünden dem vuranlar, o paranın nereye gittiğini gizliyor. Bütçenin yüzde 80’inden fazlası sadece personel giderlerine ve primlere gidiyor. Okul binasını yenilemeye, bir laboratuvar açmaya ya da sınıfa bir bilgisayar koymaya “yatırım” bütçesi kalmıyor. Eğitim artık devletin bir kamusal hizmeti değil; masrafların “bağış” adı altında velinin sırtına yıkıldığı bir ticari alan. Yatırım yapılmayan her kuruş, yoksulun çocuğunu okuldan koparıp sokağa itiyor.
Asıl can yakıcı olan, bu bütçe tercihlerinin sokaktaki bedelidir. Sınır ötesine atılan tek bir modern mühimmatın maliyetiyle, on binlerce çocuğa bir yıl boyunca okulda ücretsiz sıcak yemek verilebilir.
Bu tercihlerin sonucunda ortaya çıkan, çocuk işçiliğinde patlama ve iş cinayetleridir. İSİG Meclisi raporları kan dondurucu: Sadece geçen yıl en az 94 çocuk işçi, iş cinayetlerinde can verdi. Üstelik bu sömürü artık MESEM adı altında bizzat devlet eliyle kurumsallaştırıldı. Bugün yarım milyon çocuk, “meslek öğrenme” bahanesiyle haftanın dört günü fabrikalarda, şantiyelerde sermayeye ucuz köle olarak sunuluyor. MESEM’ler birer eğitim yeri olmak bir yana çocuk işçi mezarlığına dönüşmüş durumda.
Kaynakların sermayenin silahlanma yarışı içindeki ihtiyaçlarına göre belirlenip aktarılması sınıfsal bir tercihtir. NATO standartlarında silahlanmakla övünenler, sıra eğitim harcamalarına gelince Türkiye’yi OECD’nin en sonuna mahkûm ediyor. Bütçenin sadece personel maaşlarına yetmesi, okulların geri kalan tüm yükünün ailelerin sırtına bindirilmesi bilinçli bir politikadır. Milyarlarca lira savunma sanayiine aktarılırken, yoksulluk nedeniyle çocukların okuldan kopup MESEM’lerde ucuz iş gücü olarak ölmesi bu düzenin doğrudan sonucudur.