Grevdeki İstanbul İtalyan Lisesi öğretmenleri haklarını istiyor

Grevdeki öğretmenlerden Armando Konsantino ile haklı mücadelelerini konuştuk.

Merhabalar. Süreci sizden öğrenmek istiyoruz. Asıl işvereniniz kim? Bu krize nasıl gelindi ve statünüz nedir?

Armando Kosantino: Merhabalar. Ben Armando Kosantino, İtalyan Lisesi’ndeki grevci öğretmenlerden biriyim, hoş geldiniz. Sorularınız üzerinden ilerleyelim. Burası İtalya’ya göre bir İtalyan devlet lisesi. Öğretmenleri İtalya’dan atanıyor; bazı öğretmenler ise lokal kontratlı olarak buradan takviye ediliyor. Türkiye’ye göre de Milli Eğitim Bakanlığı’na (MEB) bağlı özel bir okul. Okulumuzun iki farklı statüsü ve iki ayrı diploma verebilme yetkisi var. Hem İtalya’da geçerli olan “Maturità” diploması hem de MEB onaylı lise diploması veriyor. Dolayısıyla öğretmenlerin İtalya’dan atandığı, maaşların da oradan euro olarak gönderildiği bir okul burası.

Euro kurunun ülkemizde son yıllarda hiç artmaması ve euro bazında da enflasyon yaşamamız sebebiyle, sabit olan yaklaşık 1.800 euro brüt maaşlarımız eridi. Üç sene önce euro güçlüyken, bu ücretler fena bir para değildi. Öyle ki devlet okulları 30.000 TL civarında verirken, biz 45.000-50.000 TL aralığında kazanıyorduk. Bu rakam, devlet okullarındaki öğretmenlerin yüzde 40-50 üzerinde bir alım gücünü ifade ediyordu. Ancak maaşlarımızın hiç zamlanmaması nedeniyle gelirimiz devlet öğretmenlerinin yüzde 20-25 altına düştü ve buradaki lokal kontratlı bütün öğretmenler korkunç bir gelir kaybı yaşadı.

Bunun yanı sıra, İtalyan öğretmenler ile lokal kontratla çalışan bizler arasında çalışma şartları açısından büyük eşitsizlikler var. Örneğin; onların kontratları 20 saat üzerindenken, bizimkiler 35 saat üzerinden imzalanıyor. Onlar 20 saatin üzerindeki dersler için euro bazında oldukça dolgun bir ek ücret alırken, biz 35 saate kadar derse girmemize rağmen hiçbir fark almıyoruz. Onlar hiç nöbet tutmazken, okulun bütün nöbet yükü ve özel günlerdeki görevler tamamen bizim üzerimizde oluyor. Onlar kendi aralarında kutlama yaparken, biz koridorlarda nöbet tutmak zorunda bırakılarak ayrımcılıkla yüzleşiyoruz.

Üç yıldır çözüm önerilerimizi idareye iletmemize rağmen hiçbir sonuç alamayınca ağustos ayından itibaren sendikal görüşmeler başladı. Maalesef okul idaresi bu süreci yönetmek yerine baltalamayı, susturmayı, sindirmeyi ve görmezden gelmeyi seçti. Grev oylamasıyla sendikal süreci durdurabileceklerini ya da hakem kuruluna giderek işi çözebileceklerini zannettiler. Biz grev oylamasını kazandık. Altı ay süren sendikal süreç boyunca, ortak bir kurul kurup çözüm aramak yerine süreci baltalamakla uğraşan bir idaremiz olduğu için görüşmeler olumsuz sonuçlandı. Yasal haklarımızın kaybedileceği son gün olan 2 Şubat’a kadar çözümü bekledik. Haklarımızı kaybetmemek adına 2 Şubat’ta greve çıkmak zorunda kaldık ve kelimenin tam anlamıyla sokağa savrulduk; kırk günden beri de dışarıdayız.

Şu anda masadaki teklif nedir? Sizin talebiniz ne?

Hâlâ geçmişteki üç yıla yönelik bir telafi yok. Sadece bir kereye mahsus yüzde 25 oranında bir zam ve 2027 ile 2028 yılları için yüzde 3 brüt zam gibi, Türkiye’nin gerçeklerine hiç uymayan bir teklifle masaya geldiler.

Bizim talebimiz, üç sene önceki çalışma şartlarına geri dönülmesidir. Yani gelirimizin yeniden devlet öğretmenlerinin maaşlarının yüzde 40 üzerinde bir seviyeye çekilmesini istiyoruz ki zaten üç yıl önce hak ettiğimiz ve sahip olduğumuz maaşlar bunlardı. Çalışma şartları yönünden de İtalyan öğretmenlerle eşitlenmek istiyoruz. Bizim de kontratlarımız 20 saat üzerinden olsun; 20 saatin üzerinde derse girersek biz de ek ders ücreti alalım ve onlar da bizim gibi nöbet tutsunlar. Yani son derece makul, kabul edilebilir, Türkiye gerçeklerine uygun ve mütevazı bir talebimiz var.

Şu yüzden mütevazı diyorum: Dengimiz olan Alman Lisesi, Fransız Lisesi, Şişli Terakki veya Enka gibi iyi özel okulların öğretmenleri 150.000 TL bandında maaş alıyor. Buna kıyasla talebimizin çok daha mütevazı olduğu açıktır; üstelik sadece eskiden sahip olduğumuz imkânları içeren bir teklif sunduk. Kabul edilmesi durumunda yarım saat içinde grevi bitirmeye hepimiz hazırız.

Şu an durum nedir? Sizce anlaşmaya varılacak mı, grev başarılı oldu mu? Okul idaresinin tutumu ve günün şartlarına uymayan teklifleri yüzünden başarılı olunamadı mı? Bu yüzde 25’lik teklif de grevin 30. gününden sonra geldi; normalde yüzde 15 ve yüzde 2 şeklindeydi, değil mi?

Çarşamba günü konsoloslukta son bir görüşmemiz daha olacak. Orada daha makul ve kabul edilebilir bir teklif gelirse, biz de grevin bir an önce bitmesinden ve öğrencilerimizin daha fazla mağdur olmamasından yanayız. Tekrar söylüyorum; biz eğitimciler olarak greve çıkmak istemedik ancak bu durum, ekonomik sıkıntıları aşan bir onur mücadelesine ve hak arayışına dönüştü. Çünkü üç yıl boyunca idareye ilettiğimiz her talep, “Kapı orada, ya kabul edin ya da gidin” şeklinde onur kırıcı bir tavırla karşılandı. Sürekli görmezden gelinmek onurumuza dokunduğu için süreç grev aşamasına taşındı. İki öğretmen zümresi arasında uçurum yaratan bir ayrımcılık var. Şöyle ki; İtalyan öğretmenler 350.000 TL civarında, yani bizden tam yedi kat daha fazla maaş alıyorlar. Bir taraf 350.000 TL alırken, diğer taraf yoksulluk sınırının yüzde 40 altında maaşlarla muhatap oluyor. Bu da okul içinde tamamen farklı iki dünya ortaya çıkarıyor ve ekonomik şartların ötesinde insani olarak kabul edilemez bir durum yaratıyor. Dolayısıyla taleplerimiz karşılanarak, görmezden gelinmeden, başımız dik bir şekilde içeri girmek istiyoruz.

İtalyan meslektaşlarınızın grevinize karşı tutumu nasıl?

Maalesef okul idaresi tarafından manipüle edildiler. Önce “Biz de sizin onlarla eşit olmanızı istiyoruz” diyerek, ardından “Onların istedikleri olursa bu okul kapanır” şeklinde yanlış yönlendirildiler. Sonuç olarak gerildiler ve bize karşı bilendiler. Ancak bu gerçek bir nedene değil, tamamen idarenin “safları sıklaştıralım, böl-yönet” taktiğine dayanıyordu. İdare, onları kışkırtacak haberler yayarak bize karşı bir cephe oluşturdu. Son teklif muhtemelen onların da kulağına gitmiştir. Ayrıca, basının veya buraya dışarıdan gelen bazı konuşmacıların yaptığı olumsuz söylemler bizimmiş gibi algılanarak manipülasyona uğradık. Biri gelip Mussolini’den örnekler vererek konuştu ve sanki bu bizim söylemimizmiş gibi üzerimize yapıştı. Başka biri ayrımcılığı ırkçılık boyutuna taşıyacak ifadeler kullandı ve o da bize mâl edildi. Dolayısıyla karşı taraf bizimle ilişkilerini gerdi ve gereksiz yere kutuplaşma oluştu. Bizim davamız ırkçılık veya benzeri ideolojiler üzerinden yürümüyor; davamız çalışma şartlarındaki eşitlik ve özlük haklarımızın iyileştirilmesidir. Bunun ötesinde bir talebimiz veya söylemimiz yok; maalesef bu tarz dış müdahaleler sürece zarar verdi.

Peki süreç şu an boş mu geçiyor? Sizin yerinize başka öğretmen getiriliyor mu?

Grev kanununa göre, greve çıkan işçinin yerine hiç kimse getirilemez veya grevi ortadan kaldıracak organizasyonlar yapılamaz; bu bir suçtur. Ancak Milli Eğitim Bakanlığı, “çocuğun yüksek yararı” ve “eğitim hakkı” söylemiyle çocukların daha fazla mağdur olmaması için dışarıdan atama kararı çıkardı. Henüz atanan öğretmenler gelmedi. Görevlendirme yapıldı fakat bazı öğretmenler “Ben grev kırıcı olmak istemiyorum, beni azledin” diyerek bakanlığa dilekçe verip görevi reddetti. Gelecek olanlar belki bayramdan sonra gelir ama sendika, onlar hakkında grev kırıcılığı yapmaktan suç duyurusunda bulunarak yürütmeyi durdurmak için mahkemeye başvuracak. Ortada son derece karmaşık bir tablo oluştu. Tüm tarafları, grevi kıracak hareketler yapmak yerine, idareyi masaya oturtmaya ve kabul edilebilir şartlarda anlaşmayı zorlayacak adımlar atmaya davet ediyorum.

Net olarak kaç öğretmen grevde?

Toplamda 14 öğretmen net olarak grevde. Okulda bulunan 18 lokal kontratlı öğretmenin 14’ü greve katıldı. İki rehberlik öğretmenimiz var; onlar ağırlıklı olarak derse girmiyorlar. İki branş öğretmenimiz de şu anda içeride ders veriyor. Geriye kalan 14 öğretmenimiz burada, grevde.

Peki kaç İtalyan öğretmen var?

Otuz İtalyan öğretmen var. Onlar İtalya Milli Eğitim Bakanlığı’ndan atanarak gelen öğretmenler ve yüksek maaş almalarını son derece makul görüyoruz. Bizim onların aldığında gözümüz yok. Şöyle düşünün; biz de Azerbaycan’a öğretmen gönderdiğimizde onları 5.000 dolar maaşla çalıştırıyoruz. Burada hiçbir öğretmen 5.000 dolar maaş almıyor ama ülkesini bırakıp yurt dışına, bir nevi deplasmana gidiyorlar. Ailelerinden, yurtlarından vazgeçiyorlar. İtalya’dan kalkıp buraya geldikleri için elbette bizden daha fazla maaş almalılar. Fakat bu fark yedi kat olmalı mı? Biz hiç zam alamadığımız için aramızda yedi kata çıkan bir uçurum oluştu ve bence bu hiç adil değil.

İnsanı asıl yıpratan, değersizleştirilmek. Zaten bu değersizlik hissi canımıza tak etti, biraz da bu yüzden buradayız. Yıllardır sorunlarınızı dile getiriyorsunuz ama sesiniz duyulmuyor. “Ben hiçbir şey yapamam, olmaz” deniyor. Bu değersizlik hissiyle yaşamak gerçekten çok zor.

Peki, öğrenci ve velilerin yaklaşımı nasıl?

Öğrenciler her çıkışta bize sarılıyorlar, bizi çok iyi anlıyorlar. Onlardan yana hiçbir sıkıntı yok. Veliler ise doğal olarak meseleye kendi açılarından yaklaşıyor ve çocuklarının yararını gözeterek “Eğitimde grev olmaz” diyorlar. Haklılar, ancak eğitimde grev olmaz diyerek bizi suçlamalarını anlayamıyorum. Aslında bu eleştiriyi doğrudan okul idaresine yöneltmelerini beklerdim. Zira “Grevi sonlandırma sorumluluğu okul idaresinde midir, yoksa öğretmende midir?” sorusunun cevabı oldukça açıktır. Grevi sonlandırmak elbette okul yönetiminin sorumluluğundadır; çünkü yönetme sorumluluğu onlara aittir. Biz burada çalışanlar olarak talepte bulunuyoruz ve taleplerimiz hiçbir şekilde yerine getirilmiyor. Peki, bunu kim sonlandırmalı? Öğretmen mi? Görev dağılımını yapan, çalışma barışını sağlayacak ve okulu yönetecek olanlar biz değiliz; biz sadece bu okulun öğretmenleriyiz. Dolayısıyla okların bize değil, idareye yönelmesi gerektiğini düşünüyorum. Zaten biz greve çıkmayı hiç istemiyorduk. Hatta grev kararı alındığında idarenin bunu göze alamayacağını, tahammül edemeyeceğini ve çözüme yanaşacağını düşünüyordum. Greve çıkabileceğimize inanmıyordum; kelimenin tam anlamıyla sokağa savrulduk. Kırk gündür sokakta bekliyorum. Türkiye’de de 1959’dan beri böyle bir şey yaşanmamıştı.

Bunu soracaktım. 1959’dan beri olmamış, ilk defa öğretmenler grev yapıyor. Bu durum herkeste büyük bir yankı uyandırdı ve aslında bir emsal teşkil ettiniz. Bizler de sendikalıyız ama hiç böyle bir grev yapmıyoruz; genellikle iş bırakıp basın açıklaması yapar ve döneriz. Hak arama anlamında bir yöntem oluşturdunuz.

Özel okulda çalıştığımız için kamunun bizim grevimizi durdurma hakkı yok. Grevimiz ancak Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle durdurulabilir; ancak Sayın Cumhurbaşkanımızdan böyle bir müdahale gelmedi. Şu anda SGK’ya bağlı çalışanlar olarak yasal çerçevede grev yapıyoruz. Yasal grevin mantığı şudur: Grev, toplu iş sözleşmesi imzalanıncaya kadar devam eder. “Üç gün grev yapalım, sonra durduralım” gibi bir durum söz konusu değildir. Greve çıkıldığında, sözleşme imzalanana kadar greve devam etme zorunluluğu vardır. Bu yüzden 40 gündür sürüyor. İnanın ben dört gün bile sürmesini, hatta hiç yaşanmamasını isterdim.

Siz sözleşmeli olarak mı çalışıyorsunuz?

Evet, sözleşmeliyiz. Yıldan yıla otomatik olarak yenilenen sözleşmelerle çalışıyoruz.

Peki, sendikalaşma süreci nasıl gelişti?

Üç yıl boyunca kendi içimizde bir çözüm bulamayınca sendikalaşmaya karar verdik. Çünkü bir kişi tek başına talepte bulunduğunda, idare tarafından “Kapı orada, ya kabul et ya da çık” denilerek işten çıkarılması çok kolay oluyor. Bu yüzden hep birlikte sendikalı olup yüzde 50’nin üzerinde bir çoğunluk sağlayalım dedik ve bunu başardık. E-Devlet üzerinden sendikaya üye olduk. Daha sonra sendika yetkilisi görüşmeye geldiğinde idare şok oldu. yüzde 50’nin üzerine çıkabileceğimizi hiç beklemiyorlardı. Çıkmayı başardık. Ardından, grev oylamasından grev kararı alabileceğimizi de öngöremediler. Sürekli önümüze set çekebileceklerini düşündüler. Yani bütün çabaları, affedersiniz ama, süreci baltalamak üzerine kuruluydu; sorunu çözmek gibi bir niyetleri yoktu. Yoksa üç yıl içinde okul bir komisyon kurabilirdi. Dört veli, dört öğretmen, dört yönetici, iki hukukçu ve iki ekonomistten oluşan 10-12 kişilik bir heyet toplanır, meselenin bütün yönleri ele alınırdı. Ortaklaşa, akılcı bir çözüme çok rahat ulaşılabilirdi. Ancak maalesef çözüm aranmadı.

İleride velilerin ve öğrencilerin de desteğini alarak, diğer sendikalarla birlikte ortak bir basın açıklaması yapmayı düşünüyor musunuz?

Biz zaten her hafta basın açıklaması yaptık. Şu ana kadar bütün sendikalar ve siyasi partilerden bizi ziyarete gelenler oldu. Ancak az önce de belirttiğim gibi, bazen aykırı söylemler sürece zarar verdi. Gelen herkese teşekkür ettik, alkışladık ama ifade edilen her cümlenin, noktasına ve virgülüne kadar arkasında durmadık. Bizim düşüncelerimizi yansıtmayan sözler maalesef bize mâl edildi. Bazı gelişmeler süreci olumlu etkilerken, bazıları olumsuz etkiledi. Sonuçta bu bir mücadele; buraya destek vermeye gelen insanların ağzına fermuar çekemeyiz. Herkes konuyu kendi perspektifinden yorumluyor. Buraya bir siyasi parti geliyor ve kendi bakış açısıyla yorum yapıyor. Ancak bu yorumların doğrudan bize atfedilmesi bence yanlış. Sonuçta biz burada yalnızca kendi öğretmen kimliğimiz ve çizgimizle duruyoruz. Gelen her kişinin söylediğini onayladığımız anlamı çıkarılmamalıdır.

Evet, çok teşekkür ediyoruz. Eklemek istediğiniz son bir şey var mı?

Tek isteğimiz çözüm. Kırk gündür sokaktayız; bu sürecin bir an önce bitmesini ve öğrencilerimize kavuşmayı diliyoruz. Bu durum buralara hiç gelmemeliydi ve haddinden fazla uzadı. Benim düşüncelerim bu yönde, teşekkürler.

Biz teşekkür ederiz, kolay gelsin.

son yazıları

Sefalet çemberini kırmak için direnişe
Nisan Tezleri: Marksizm ve hareketten öğrenme stratejisi
Savaş yolunda

ilginizi çekebilir

289551_75733
Sefalet çemberini kırmak için direnişe
vladimir-lenin-vector-portrait-8l2moxxxxrqqa1p1
Nisan Tezleri: Marksizm ve hareketten öğrenme stratejisi
1536x864_cmsv2_a6fb91cb-e859-5a46-b1de-956019fdbf6f-9680297
Savaş yolunda