Sinners: Vampirlerle mücadele devam ediyor

Sinners (Günahkarlar), 1932’de ırkçı-ayrımcı Jim Crow Yasaları gölgesindeki Mississippi’de geçen ve vampir mitini, ırkçılık ve tarihsel travmalar eleştirisi için alegori olarak kullanan cesur bir film.

Creed ve Black Panther filmlerinden aşina olduğumuz yönetmen Ryan Coogler’ın son filmi Sinners, Nisan 2025’te gösterime girdi ancak yarattığı etki büyümeye devam ediyor. Bunda 98. Akademi Ödülleri’nde rekor kırarak 16 dalda aday olması etkili olsa da, hem türleri harmanladığı kendine özgü dilinin gişede karşılık bulması, hem de son yıllarda Hollywood’da görmeye alışkın olmadığımız cesur tavrı, kendisini konuşmaya değer kılıyor. Günümüzde Trump’ın Amerika’sını ve ırkçı ICE şiddetini düşündüğümüzde, One Battle After Another ile birlikte özel bir konumu hak ediyor.

Sinners (Günahkarlar), 1932’de ırkçı-ayrımcı Jim Crow Yasaları gölgesindeki Mississippi’de geçen ve vampir mitini, ırkçılık ve tarihsel travmalar eleştirisi için alegori olarak kullanan cesur bir film.

Karanlık geçmişlerini geride bırakmak ve “bildikleri yerde, bildikleri işlerle” uğraşmak için memleketlerine dönen ikiz kardeşlerin (Yönetmenin neredeyse her projesinde birlikte çalıştığı Michael B. Jordan) çoğu plantasyonlarda çalışan kasaba halkını kısa süreliğine özgürleştirme çabasını ve ardından yaşanan gerilim dolu geceyi anlatıyor. Smoke ve Stack kardeşler, kapitalist düzende “başarılı” olan, gücünü kabul ettirmek için şiddete başvurmaktan çekinmeyen, pek de masum olmayan anılara sahip karizmatik özneler olarak karşımıza çıkıyor. Ancak işlenen günahların, yalnızca bireysel hatalar değil; ırkçı sistemin mecbur bıraktığı hayatta kalma çabalarının bir sonucu olduğunu anlamamız uzun sürmüyor. Tam bu noktada, tüm soğukkanlılığıyla eğlenceyi bıçak gibi bölen düşman, kan emici vampirler; yani bu toprakların kadim laneti, beyazlar sahne alıyor.

Filmin merkezinde yer alan vampir mitini alegori olarak kullanma fikri, Marx’ın “Sermaye ölü emektir, vampir gibi, yalnızca canlı emeği emerek yaşar.” metaforunu akıllara getiriyor. Coogler, vampirleri sadece korku öğesi olarak değil; ırkçılığın ve emek sömürüsünün siyah hayatları sistematik olarak tüketen şiddet öznesi olarak konumlandırıyor. Öznelere yüklenen anlamlar üstü kapalı gibi gözükse de, oldukça doğrudan ve net. Kasabadaki bu lanetin fitilini ateşleyen Remmick karakterini neredeyse yakalamak üzere olan kişiler, bu kadim lanetin uzun yıllar önce yok ettiği Choctaw yerlileri. Sayıları çok az, hatta bir daha hiç görmüyoruz fakat her an esas düşmanlarının izindeler.

Tavernanın içi ve dışı gündüz-gece, blues-country, siyah-beyaz olarak ikiye bölünmüşken soğukkanlı gerilim giderek tırmanıyor. Ancak film bu noktadan finale kadar, ilk yarıda akıllıca kurduğu yapısını terk edip biraz daha klasik ve tahmin edilebilir bir yapıya ve tempoya geçiyor. Kolektif ve yaratıcı bir mücadeledense, düşmanını alt etmek ve intikam almak için harekete geçen erkek kahramanın mücadelesini izliyoruz. Aslında film başlangıçtan itibaren erkeklik dozunu yüksek tutuyor. Ancak ilk yarıda hikayelerine ortak olmaya çalıştığımız diğer karakterlerin, ikinci yarıyla birlikte etkilerinin çok sınırlı kalması bu dozu finale kadar artıran bir unsur oluyor.

Coogler bir röportajında filmin temposuyla ilgili olarak, “Şarkı gibi hissettirmesini istedim, bu yüzden Metallica’nın One parçasını kullandım.” demiş. Filmin yoğun başladığını, sonra melodik hale geldiğini ve bir noktadan sonra gerçekten deliye dönüştüğünü ifade etmiş.

Korku, western, hatta müzikal türlerini harmanlayıp -her ne kadar bunu filmin sonuna kadar yapmayı başaramasa da- orijinal bir anlatım dili kurmak, keskin mesajını bu kadar cesurca vermek Sinners’ın en dikkat çekici özellikleri. Tabii, görüntü yönetimi ve müzik kullanımı açısından da çok güçlü. Özellikle ilk yarıda yansıtılan kasvetli atmosferde her sahne bir tablo hissi veriyor. Blues müziğin ilk saniyeden itibaren kullanım şekli, filmde kapladığı alan düşünülürse filmdeki karakterlerden biri gibi davranılıyor.

Final bizi bireysel bir kurtuluş / kahramanlık hikayesine götürse de, kan emici düşmana karşı olan öfkesini taviz vermeden yaşaması ve bugünlerde Trump ve avanelerinin yeniden diriltmek için çabaladığı ırkçı Ku Klux Klan üyelerinden tereddütsüz intikam alması isyankar duygularımızın ayağa kalkmasını sağlıyor.

Bugün başta Minnesota olmak üzere, Amerika’nın birçok eyaletinde Trump ve ırkçı politikalarına karşı kitlesel mücadelelerin yükselişe geçmesi, sözünü esirgemeyenlerin sesinin geçmişe nazaran biraz daha çok çıkması vampirlerin hala aramızda dolaştığını, ancak bunun üstesinden kolektif ve örgütlü mücadeleyle geleceğimizi işaret ediyor. Sinners güncelliğini koruyor, mücadele yükselerek devam ediyor.

son yazıları

Defterdarlıkta baskıya, mobbinge ve ayrımcılığa hayır!
Bruce Springsteen’den ICE cinayetlerine karşı şarkı: “Minneapolis’in Sokakları”
Minnesota’daki DSA örgütleyiciyle röportaj: “Radikal bir liderliğe ihtiyacımız var”

ilginizi çekebilir

IMG_20260129_123134
Defterdarlıkta baskıya, mobbinge ve ayrımcılığa hayır!
maxresdefault (2)
Bruce Springsteen’den ICE cinayetlerine karşı şarkı: “Minneapolis’in Sokakları”
55059506028_8482a03615_c
Minnesota’daki DSA örgütleyiciyle röportaj: “Radikal bir liderliğe ihtiyacımız var”