“Son büyük yangın” aslında 68 Mayıs’ında bir öğrenci hareketi olarak başladı. Üniversite öğrencileri, yeni kurulan ve Fransa yükseköğrenimine yeni bir soluk getirmesi beklenen üniversitelerin beklentileri kesinlikle karşılayamadığını görünce direnişe geçtiler. 2 Mayıs’ta Nanterre, 3 Mayıs’ta Sorbonne, sonra da diğer üniversitelerin öğrencileri boykota katıldılar.
6 Mayıs günü Paris’te 20.000 öğrencinin katıldığı yürüyüşe polis saldırınca, barikatlar kurulmaya başlandı. Polisin bu baskısı üzerine lise öğrencileri de üniversitelilere katıldılar. 10 Mayıs’ta düzenlenen büyük yürüyüş polis saldırısıyla karşılaşınca, Paris sokaklarında sabaha dek süren çatışmalar yaşandı. Polisin bu sert ve ölçüsüz tutumu karşısında işçi sınıfı öğrencilere katılmaya başladı.
13 Mayıs günü işçi sendikaları ve öğrenci dernekleri ortak bir protesto yürüyüşü düzenlediler. Bu yürüyüşe 1 milyondan fazla insan katıldı. Öğrenciler Fransa’nın her yanında eylem komiteleri kurmaya başlamışlardı. Ancak 14 Mayıs’tan itibaren olaylar birden dinamikleşmeye, işçi sınıfı destek güç olmaktan çıkarak mücadeleye doğrudan katılmaya başladı.
16 Mayıs’ta on binlerce kişiyle sürdürülen genel grev, 18 Mayıs’a gelindiğinde bir milyon işçiyi, 22 Mayıs’a ulaşıldığında ise 9 milyon işçiyi etkisine aldı. Grev ilan edilen fabrikalar haftalar boyunca işgal altında kaldı, bazı fabrikalarda grev 1,5 ay sürdü. Dünyanın en geniş katılımlı ve en uzun süreli olan bu grevler, düzeni sallamaya başladı. 29 Mayıs’ta Cumhurbaşkanı De Gaulle kimseye haber vermeye gerek görmeden Almanya Baden-Baden’de bulunan askeri bir üsse gitti, burada Cezayir savaşına katılmış birtakım generaller ve burjuvazinin farklı temsilcileriyle buluşup, neler yapılabileceğini konuştu.
Fransa burjuvazini içinde bulunduğu bu berbat durumdan çıkartan, stalinist Fransız Komünist Partisi ve onun kontrolündeki en büyük sendikal konfederasyon CGT oldu. Sovyetler Birliği’nin işgali ve kontrolü altında bulunan Doğu Avrupa devletlerinde, rejim karşıtı sesler yükselmeye başlamıştı. SSCB’nin bu anda ihtiyaç duyduğu en son şey bir devrimdi; çünkü gelişmiş bir kapitalist ülkede patlak verecek muhtemel bir devrim, kendi işgali altındaki devletlerdeki muhalif hareketlerin daha da güçlenmesine neden olabilirdi.
Böylece FKP ile CGT’nin “komünist” bürokrasisi, tarihin gördüğü en büyük genel grevi, “Grenelle Anlaşmaları” olarak anılan bir müzakere süreci sonunda bazı kırıntılar karşılığında çözmeyi kabul etti. Grevler her ne kadar bir süre daha devam ettiyse de, bunlar genel grev şeklinde değil, bölünmüş grevler şeklinde gerçekleştiler. Hareket de arkasında muazzam bir miras bırakarak geri çekildi.