Birinci Dünya Savaşı’nın bitmesiyle birlikte, 1917 Ekim Devrimi’nin tüm dünyada estirdiği devrim rüzgârları nedeniyle emperyalist devletlerin zor anlar yaşamaları kemalist güçlerin Anadolu üzerinde hakimiyet kurmalarını sağladı. Kemalistler bir yandan her türlü şiddet yöntemleriyle kendilerine yönelik tüm muhalefet hareketlerini bastırırken, diğer yandan da Anadolu’nun Türkleştirilmesi projesinin devamı olarak Anadolu’nun yerli Hıristiyanlarını ortadan kaldırdılar.
Lozan Konferansı’nda varılan anlaşmaya göre Kürdistan dört parçaya ayrılıyordu. Bu parçalardan biri Türkiye’ye verilecekti, ancak kemalistlerin en başından beri “Misak-ı Milli” sınırları içinde görerek göz koydukları Musul ve civarı üzerinde bir türlü anlaşmaya varılamıyordu. Ne Türkiye, ne de İngiltere geri adım atmaya yanaşmıyordu. Görüşmelerin kesilmesi tehlikesi karşısında, bu sorunun daha sonra ikili görüşmelerle giderilmesine karar verildi.
Bu amaçla 19 mayıs 1924’te “Haliç Konferansı” adı verilen bir görüşme düzenlendi. Ancak konferans herhangi bir sonuca ulaşamadan dağıldı. Bunun üzerine Musul Sorunu, Milletler Cemiyeti’nin 20 Eylül 1924 tarihli oturumunda ele alındı. Uzun görüşmelerden sonra, Milletler Cemiyeti bünyesinde üçlü komisyon adı altında bir komisyon oluşturuldu. Komisyon 29 Ekim 1924’te soruna geçici bir çözüm getirdi ve Brüksel Hattı adı verilen bir çizgi ile Türkiye Irak sınırını belirledi. Bu hata göre Hakkâri ve Musul birbirinden ayrılıyor, Hakkâri’nin kazaları Zaho ve İmadiye Musul içinde kalıyordu.
Bütün bu görüşmeler yapılır, imzalar atılırken bölgenin gerçek sahibi olan Kürtlere, Süryanilere, Nasturilere, Ezidilere ve diğer halklara fikirlerini soran yoktu. Fikirlerini soran olmadığı gibi, binlerce yıldır üzerinde yaşadıkları topraklar ellerinden alınıyor, kendileri de Türkiye, İran, Irak, Suriye vatandaşı olarak birdenbire Türk, Arap, İranlı oluyorlardı. Kabul edilebilir olmayan bu durum karşısında bir grup Nasturi direnmeye karar verdi. Durumu incelemek üzere bölgeye gelen Hakkari valisi Halil Rıfat Bey, 7 Ağustos 1924’te Hangediği’nde, Nuhup Nasturi aşireti Reisi Gülyano tarafından esir alındı. Ayrıca il jandarma komutanı Binbaşı Hüseyin Bey’le üç jandarma eri de öldürüldü.
Bu olay Ankara hükümeti tarafından iyi bir bahane olarak kullanıldı ve bölgeye büyük bir güç gönderdi. Topraklarını korumak isteyen Nasturilerle Türk güçleri arasında şiddetli çatışmalar yaşandı; Türk güçleri arasında bulunan bazı Kürt askerler firar ettiler. Sonunda Nasturiler sınırın ötesine çekilmek zorunda kaldılar, ancak Türk işgaline karşı direnişte önemli bir başlangıç yapmış oldular.