Türkiye Cumhuriyeti her ne kadar İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’ni 1949 yılında imzalamış ve uygulamaya koymuşsa da, bu bildirgeye uyduğunu iddia etmek oldukça zor. Türkiye’nin dünyada yaşanan insan hakları ihlalleri listesinde oldukça üst sıralarda yer alması ve uluslararası mahkemelere taşınan insan hakları ihlalleri davalarında beredeyse günaşırı mahkûm olması, bu durumu aslında oldukça net bir şekilde ortaya koyuyor.
12 Eylül 1980 günüyse Türkiye’de insan hakları sadece ihlal edilmekle kalmadı, olduğu gibi rafa kaldırıldı. Adına Türkiye denilen toprak parçası üzerinde yaşayan insanların kaderi, artık tüm vasıfları omuzları kalabalık üniformalar giymek olan birtakım insanların iki dudağı arasındaydı. Darbeciler ilk iş olarak Türkiye halkları üzerinde korkunç bir terör estirmeye başladılar. Binlerce ve binlerce kişi hapishanelere konuldu, yüzlerce kişi idam edildi ve işkencede öldürüldü.
Halkı kurtarmak için “Türk milleti adına” iktidara el koyduklarını iddia eden darbeciler, adına davrandıkları insanlar tarafından seçimle işbaşına getirilmiş hükümeti alaşağı ettiler, meclisi kapattılar, siyasi partileri yasakladılar. Darbe hükümetine bir bakan veren Türk-İş dışında sendikalar yasaklandı, neredeyse ülkedeki bütün dernekler kapatıldı. Bütün bu örgütlerin mallarına el konuldu ve yağmalandı. Yağmanın boyutları, birkaç gün önce Kültür Bakanı Ertuğrul Günay tarafından Ankara Devlet Resim ve Heykel Müzesi’nin 12 Eylül döneminde boşaltıldığının açıklanmasıyla bir kez daha ortaya çıktı.
12 Eylül, Kürt halkı üzerinde eşi benzeri görülmemiş sosyal, siyasi ve kültürel bir soykırıma neden oldu. Kürt halkının öncüleri Diyarbakır zindanına konuldu ve eşi benzeri ancak faşist yönetimlerde görülebilecek uygulamalara maruz bırakıldı.
Bütün bunların yanı sıra, darbeciler askerliğini yapmamış olanları askerlik yapmaya çağırdılar, bu çağrıya uymayanları keyfî bir şekilde vatandaşlıktan çıkardılar. 5 Nisan 1987 tarihinde, o güne dek toplam 14.000 kişinin vatandaşlıktan çıkarıldığı açıklandı. Bu arada, 26.000 kişiye de yurda dönmeleri, aksi takdirde vatandaşlık haklarını yitirecekleri duyurusu yapıldı. Bu insanlar yıllarca doğup büyüdükleri yerlerden uzakta, sürgün hayatı yaşamak zorunda bırakıldılar.
Ayrıca eylemlere karışanlar ve sıkıyönetim komutanlıklarınca arananlar listesinde yer alanlar da, bulunamadıkları takdirde vatandaşlıktan çıkardılar. Bağımsız yargı diye bir kavramın hayal olduğu darbe döneminde, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin herkesin bir vatandaşlığa sahip olduğunu ve kimsenin keyfi olarak vatandaşlıktan çıkarılamayacağını belirten 15. Maddesi bariz bir şekilde ihlal edildi.