Search
Close this search box.

4 Şubat 1926: İskilipli Atıf Hoca “şapka giymemek” suçundan idam edildi

Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Türkiye’nin tek hakimi olan Kemalistler, bir yandan emperyalist devletlere ne kadar “batılı” olduklarını göstermek, öte yandan da her türlü muhalefeti ezmek için hızla harekete geçmişlerdi. Mustafa Kemal, kapitalizmle bütünleşmenin önemli bir unsuru olarak kılık kıyafeti görüyor, insanlara zorla kendi tercihleri olmayan giysileri dayatıyordu. İskilipli Atıf Hoca gibi yüzlerce kişi, şapka giymek istemediği için idam edildi.

Mustafa Kemal, 24 Ağustos 1925 tarihinde Kastamonu’ya elinde Panama şapkasıyla giderek, Kastamonululara hitaben yaptığı konuşmada, “…Uygar ve milletlerarası kıyafet, bizim için, çok cevherli milletimiz için lâyık bir kıyafettir” demişti, “onu giyeceğiz. Ayakta iskarpin veya fotin, bacakta pantolon, yelek, gömlek, kravat, yakalık, ceket ve tabiatıyla bunları tamamlamak üzere başta siper-i şemsli serpuş. Bu serpuşun adına şapka denir. Redingot gibi, bonjur gibi, smokin gibi, frak gibi, işte şapkamız!.. İsterseniz bildireyim ki, bu kadar yüksek ve önemli bir sonuca varmak için, gerekirse bazı kurbanlar da verelim…” dedi.

Aynı yılın Mart ayının 4. gününde kabul edilen Takrir-i Sükûn Kanunu, Mustafa Kemal’in sözünü ettiği kurbanları vermeyi kolaylaştırıyordu. Halk, Kemalistlerin tepeden inme “devrimlerini” büyük bir nefretle karşıladı. 2 Eylül 1925’de Şapka Kanunu” yapılan itirazlara rağmen kabul edildi. Bundan böyle şapkadan başka başlık giyenler cezalandırılacaktı.

Ancak Şapka Kanunu başta Erzurum olmak üzere Rize, Sivas, Maraş, Giresun, Kırşehir, Kayseri, Tokat, Amasya, Trabzon ve Gümüşhane’de protestolarla karşılandı. Kemalistler ise direnişi ve muhalefeti şiddetle yok etme yoluna gittiler. Trabzon’un Of ilçesi Hamidiye Kurvazörü tarafından topa tutuldu. Halkın saygı gösterdiği muteber kişiler, kanaat önderleri şapka giymediği bahanesiyle hızla tutuklandı. Bu kişiler, kurulan özel İstiklal Mahkemeleri’nde yargılandı. Bazıları ağır hapis cezalarına, bazıları ise idam cezasına çarptırıldı.

İstiklal Mahkemeleri’nin düzmece duruşmalarında yargılanan bu kanaat önderlerinden biri, İskilipli Atıf Hoca’ydı.

İskilip’in Tophane Köyü’nde dünyaya geldiği için “İskilipli” unvanını kullanan Atıf Hoca, İstanbul’da medrese eğitimi aldıktan sonra Daru’l-Fünun’da ilahiyat öğrenimi görmüş bir aydındı. Bu kimliği daha erken dönemlerde ortaya çıkmış, gerici bir ayaklanma olduğu anlatılan, ancak aslında İttihat ve Terakki milliyetçiliğine ve baskısına karşı bir hareket olan 31 Mart (13 Nisan 1909) vakasında parmağı olduğu gerekçesiyle Sinop’a sürüldü. Oradan Sungurlu’ya sevk edildi. Nihayet “bir yanlışlık” olduğu söylenerek serbest bırakıldı.

İskilipli Atıf Hoca, 1919 yılında Teal-i İslam Cemiyeti’ni kurdu, İttihatçıların devamcısı saydığı Kemalistlere karşı İslam ümmetçiliğini savundu. Kemalistlerin milliyetçi fikirlerini şiddetle reddetti. Cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte Kemalistler kendilerine muhalif olanların üzerindeki baskıyı iyice arttırdılar.

Atıf Hoca da şapka “devrimi”nden bir buçuk sene önce yayınlanan “Frenk Mukallitliği ve Şapka” isimli kitabından dolayı 26 Aralık 1925’de tutuklandı. Giresun İstiklal Mahkemesi’nde yargılandı. Esas amacı muhalifleri sindirmek olan Giresun İstiklal Mahkemesi, Atıf Hoca’nın davasında takipsizlik kararı verdi. Atıf Hoca İstanbul’a döndü, ancak yaptıkları “yanlışlığı” anlayan Kemalistler onu ve arkadaşlarını tekrar tutuklayarak Ankara’ya gönderdiler.

Atıf Hoca bu kez Ankara İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmaya başlandı. İsnat edilen suç, şapka giymemek suretiyle halkı kanunlara karşı gelmeye kışkırtmaktı. Savcının 3 yıl hapis istemesine rağmen, mahkeme başkanı Kel Ali (Ali Kılıç) akla gelebilecek tüm hukuk kurallarını çiğneyerek iki gün içinde Atıf Hoca’yı idam cezasına çarptırdı.

Savunma yapmaya gerek görmeyen İskilipli Atıf Hoca, 4 Şubat 1926 sabahı idam edildi. Naaşı bütün geleneklere aykırı olarak yıkanmadan ve cenaze namazı kılınmadan, Mamak Mezarlığı’nın kimsesizlere ayrılan kısmına gömüldü. Yıllar boyunca korkudan kimsenin yanına uğrayamadığı mezarın yeri dört yıl önce tespit edildi ve Atıf Hoca’nın kemikleri İskilip’te usulüne uygun bir şekilde toprağa verildi.

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?