Başta Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası olmak üzere Cumhuriyet Halk Fırkası’na karşı yükselen muhalif sesler, kendisini hakim sınıf olarak örgütleyen sivil-askeri bürokrasiyi iktidarlarını korumak için harekete geçirmeye yöneltti.
Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’nın giderek güçlendiğini gören İsmet Paşa (İnönü), 1924 yılı ortalarında din temelli gericiliğin giderek yayıldığı iddiasıyla sıkıyönetim ilan edilmesini istedi. Oysa Kemalistler, başta Sebilürreşad çevresi olmak üzere, mürteci olmakla damgaladıkları kişi ve gruplarla daha birkaç yıl öncesine kadar yakın bir ilişki ve işbirliği içindeydiler. İlk meclisin açılışı bir Cuma gününe getirilmiş, dualar ve kurbanlar eşliğinde açılmıştı. Mustafa Kemal cami minberlerinde konuşmalar yapıyordu.
Meclisteki güçlü muhalefetin etkisiyle İsmet Paşa’nın sıkıyönetim teklifi kabul edilmedi. Bunun üzerine İnönü istifa etti ve başbakanlığa daha liberal bir kişi olarak tanınan Ali Fethi Bey (Okyar) getirildi. Ancak 1925 yılında Kemalistler aradıkları fırsatı buldular. Kendilerine verilen özerklik sözünün yerine getirilmesini talep eden Kürtlerin ayaklanması üzerine Ali fethi Bey, Mustafa Kemal’in (Atatürk) baskısıyla başbakanlıktan ayrıldı ve yerine geçen İsmet Paşa 3 Mart’ta hükümeti kurdu.
Hükümetin ilk işi, hemen ertesi gün, yani 4 Mart’ta hükümete olağanüstü yetkiler taşıyan Takrir-i Sükûn Kanunu’nu kabul etmek oldu. Yapılan oylamaya toplam 287 milletvekilinin 144’ü katıldı. Bunlardan 122’si tasarıya evet, 22’si de hayır oyu verdi. Ağırlığını Kürt milletvekillerinin oluşturduğu 143 kişi ise oturuma katılmadı.
Hükümet derhal biri Ankara’da, diğeri Diyarbakır’da olmak üzere iki İstiklal Mahkemesi kurdu ve çok geniş yetkilerle donattı. Sonra ordu birlikleri teyakkuza geçirildi. Kısa süre zarfında Şeyh Said önderliğinde ayaklanan Kürtlerin üzerine asker gönderildi. On binlerce Kürdün katledilmesinden sonra Mayıs ayında Şeyh Sait yakalandı, 50’ye yakın kişiyle birlikte idam edildi.
Bu sırada hükümet Terakkiperver Cumhuriyet Fırkası’na karşı harekete geçti. Şeyh Said İsyanı’nın bu partiyle bağlantısı olduğu iddia edildi. Ayrıca parti yöneticileri mürteci ve hain ilan edildi. 3 Haziran’da parti hiçbir somut gerekçe ve delile dayanmadan kapatıldı ve bir muhalefet odağı susturulmuş oldu. Aynı şekilde işçi sınıfının örgütleri de dağıtıldı, Kemalistlerin çizdiği sınırlar dışına çıkan Müslümanların örgütleri de aynı şekilde ortadan kaldırıldı.
Muhalif basın üzerinde de şiddetli bir terör estirildi. Tevhid-i Efkar, İstiklal, Son Telgraf, Aydınlık, Sebilülrreşad ve Orak Çekiç gibi dergi ve gazeteler kapatıldı, İstiklal Marşı’nın yazarı Mehmet Akif (Ersoy) gibi kişiler sürgüne gönderildi, işçi sınıfının liderleri idam edildi, ağır hapis cezalarına çarptırıldı.
1927’de iki yıllığına daha uzatılan Takrir-i Sükûn Kanunu, ülkede huzurun askeri-sivil bürokrasi bakımından sağlanması, yani muhalefetin tümünün susturulmasının ardından 1929’da yürürlükten kaldırıldı.
(Fotoğraf: Şeyh Sait İsyanı’nın ardından zincire vurulmuş Kürtler)