Search
Close this search box.

28 Şubat 1997: 1000 yıl süremeyen “postmodern” darbe gerçekleşti

28 Şubat 1997 günü yapılan 9 saatlik Milli Güvenlik Kurulu toplantısının ardından “MGK kararları” olarak bilinen 18 maddelik bir muhtıra yayınlandı. Muhtıra temel olarak, “irtaci tehdit” üzerinde odaklanıyordu. Muhtıra ile Necmettin Erbakan’ın başbakanlık yaptığı Refah-Yol hükümeti devrildi. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu darbenin 1000 yıl süreceğini söyledi, ancak şiddetle yanıldığı aradan birkaç yıl geçmeden ortaya çıktı.

Darbe süreci, “Batı Çalışma Grubu” (BÇG) adıyla kurulan illegal yapılanmanın koordinasyonunda örgütlenmişti. BÇG, Deniz Kuvvetleri bünyesinde faaliyet gösteren ve Çevik Bir’in emriyle kurulmuş bir yapıydı. Darbe öncesinde yayınlanan haberlerin örgütlenmesinde, darbe sürecindeki propaganda ve karşı propaganda faaliyetlerinin düzenlenmesinde, darbe sonrasında ise fişlemeler, kamu görevlilerinin meslekten atılması, ilişiğinin kesilmesi gibi görevlerde bulunan BÇG, darbe sonrası Türkiye’de siyaseti şekillendiren temel aktörlerden biri oldu.

Refah Partisi, 1995 seçimlerinde 6 milyon oy ile birinci parti seçildi. Refah Partisi, toplumdaki adaletsizlik ve yoksulluğa karşı “adil düzen” söylemi ile ezilenler arasında bir alternatif olarak görülüyordu. 1989 seçimlerinde birinci parti seçilen Sosyaldemokrat Halkçı Parti’nin (SHP) beklenen başarıyı yakalayamaması ve CHP ile birleşerek girdiği seçimlerde sağ kanadın gücünü ve politik söylemlerini hissettirmesi sonucu, SHP tabanındaki yoksullar RP’ye kaydı.

Refah Partisi, siyasal islamın klasik söylemleri ile iktidar koltuğunda iken MGK kendi deyimleri ile “demokrasiye balans ayarı” yaptı. Toplum çok derin bir şekilde laik-islamcı olarak bölündü. Ordunun bir kanadın başını çektiği, yeşil sermayeye yönelik hamleler geldi. Amerika’nın Türkiye’nin “ekseninin kaymaması gerektiği” yönündeki uyarıları derhal yerine getirildi. BÇG 6 ila 9 milyon insanı fişledi. PKK ile savaş, “ulusu bütünleştirici” bir unsur olarak ön plana çıkarıldı.

Sosyal şovenistler kadar, genel olarak solun da sessiz kaldığı 28 Şubat süreci yalnızca siyasal islamı etkilemedi. Çok kısa bir süre sonra hazırlanan suikast planları yürürlüğe kondu. Bu iklimde Akın Birdal 1998 senesinde silahlı saldırıya uğradı. Fişlenen kamu emekçileri, öğrenciler ve siyasi parti, dernek vb. örgüt üyeleri “sol”, “islamcı”, “PKK” gibi sınıflandırıldı ve hepsine yönelik sistemli saldırılar gerçekleştirildi.

Kitleselleşmiş öğrenci hareketi, başörtüsüne devletin müdahalesine karşı çıkmakta sessiz kaldı. Radikalleşen genç kitleler, örgütlü solun genel tavrının aksine arkadaşlarına sahip çıkma eylemleri düzenlese de çok etkili olmadı. Neticede, hareket hızla geriye çekildi. Sendikaların içinde yaratılan iklimle “laik-islamcı” ayrımı körüklendi. İşçi sınıfının birliği bir kez daha parçalandı. 1996 ve 1997 1 Mayıs gösterilerinde oldukça kitlesel olan devrimci sol da, darbenin yarattığı ortamda hızla inişe geçti.

Darbenin yarattığı ortamda şekillenen bir sonraki genel seçimde faşist parti oylarını iki kattan fazla arttırarak beş milyon oy ve %18 ile uzun bir aradan sonra ilk kez meclise girdi.

28 Şubat, “post modern” darbe olarak anılsa da, devletin en temel baskı aygıtı olan ordunun siyasi alana müdahalesinin son örneği olarak bir kuşağın hayatını etkiledi. Siyasal islama karşı politik bir tartışma ve mücadele yürütmek yerine devletinin ordusuna güvenen sosyal şovenistleri de bir daha sol ile yolları kesişmemek üzere ayrıştırdı.

Geçen yıllar içinde Ergenekon ve Balyoz davaları başta olmak üzere tüm darbelerle ve darbe girişimleriyle büyük bir toplumsal yüzleşme yaşanırken, AKP liderliği 28 Şubat darbesiyle ilgili soruşturmaları “Bu dalgalar ülkeyi boğar” diyerek engelledi.

ilginizi çekebilir

imamoglu-3
İktidar partisinin toplumdan kopuşu hızlandı
GnMr-b9XgAAAA6n
Okullarda boykot, işyerlerinde grev
istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi