Search
Close this search box.

28 Mart 1939: Madrid faşist güçlerin eline geçti, İspanya İç Savaşı sona erdi

İspanya İç Savaşı bir anlamda yaklaşmakta olan İkinci Dünya Savaşı’nın provasıydı. İç savaş yılları bu arada milyonlarca emekçinin başka bir dünyayı inşa edebileceğini gösterdi. Almanya’da nazizmin, Rusya’da ise stalinizmin yükseldiği günlerde, İspanya İç Savaşı umudun simgesi oldu.

Faşistlerin isyanıyla birlikte direniş hızla örgütlenmeye başladı. İspanyol emekçileri arasında sosyalist ve anarşist fikirler zaten görece bir yaygınlığa ulaşmıştı. Faşistlerin ilerleyişini durdurmak isteyen işçiler hızla silahlanmaya başladılar; karakolları ve askeri garnizonları basarak ele geçirdikleri silahları sendikalara, sol örgütlere dağıtmaya başladılar.

Emekçiler kendi örgütlenmelerini yaratıyor

İşçiler sadece silahlanmakla kalmadılar. Günlük hayatı düzenlemek için gereken adımları attılar. Kolektif çamaşırhaneler, yemekhaneler oluşturdular. Fabrika komiteleri oluşturuldu. Faşist isyana karşı Uluslararası Tugaylar kuruldu ve dünyanın dört bir yanından antifaşistler mücadeleye destek olmak için İspanya’ya gelmeye başladılar. İspanya, bir devrim yaşıyordu.

Ancak cumhuriyetçi hükümette ağırlığa sahip olan liberaller bu gelişmelerden hoşlanmadılar. İşçilerin kendi öz örgütlenmelerini yaratmaları, sosyalizm yolunda adımlar atmaları onları korkutuyordu. Kısal alanda topraklara el konulmasına, fabrikaların işgal edilmesine engel olmaya çalıştılar. Bu tür eylemlerin egemen sınıfı, ayrıca destek bekledikleri İngiltere ve Fransa gibi ülkeleri ürkütmesinden endişe ediyorlardı.

Stalinizmin ihaneti

Egemen sınıfla olan bu yakınlaşma çabaları, cumhuriyetçilerin gücünü zayıflattı. İşçilerin ve köylülerin kitlesel direnişiyle faşistlerin ilerleyişi durdurulmuştu, fakat savaşta tarafların gücü denk değildi. Faşistlerin malzeme, para ve silah üstünlüğü vardı. İspanya Komünist Partisi (PCE), izlediği “halk cephesi” politikasıyla cumhuriyetçilerin yanında yer aldı. Ancak bu parti doğrudan Stalin’in politikalarının uygulayıcısıydı. Stalin’in politikasının temeli bir olası Nazi işgaline karşı müttefik güçlerin desteğini kazanmaktı. Bu nedenle o da zengin sınıfları ve İngiltere, Amerika gibi ülkeleri korkutmamak istiyordu.

Bu nedenle PCE, işçi taleplerinin sınırlandırılması, kolektifleştirilen toprağın geri verilmesi ve milislerin dağıtılarak düzenli orduya çevrilmesi biçimindeki hükümet politikalarının en ciddi taraftarı ve uygulayıcısı oldu.

Bu pozisyon faşizme karşı mücadele ile sosyalizm için mücadeleyi tek bir mücadele olarak gören büyük yığınlar için yıkım oldu. PCE’ye iki alternatif vardı: 1 milyondan fazla üyeye sahip olan, yönetiminde büyük ölçüde anarşistlerin söz sahibi olduğu radikal CNT sendikası ve küçük bir Marksist parti olan, ne var ki gücü ve etkisi çok sınırlı kalan POUM.

Kaybedilen devrim

Ülkenin birçok yerinde, devrimin kalbi sayılabilecek Barselona’da sokaklar ve fabrikalar ve iktidar CNT’nin kontrolündeydi. Barselona belediye başkanı iktidarı istifa ederek yerini anarşistlere bırakmayı önerdi, ancak her türlü iktidara karşı olan anarşistler bu teklifi reddettiler. Troçki o günlerde “İktidarı almayı reddetmek gönüllü olarak iktidarı eski sahiplerine, sömürücülere bırakmaktır. Her devrimin amacı kendi programını uygulaması için yeni bir sınıfı iktidara getirmektir. Bir savaş ilan edip zaferi reddetmek imkânsızdır. Yığınları iktidarı almaya hazırlanmadan ayaklandırmak olamaz” diye yazıyordu.

Nitekim sonunda Kasım 1937’de hükümet Komünist Partisi’nin de yönlendirmesiyle Barselona ayaklanmasını bastırdı. Bütün işçi milisleri dağıtıldı, bütün radikal partiler yasadışı ilan edildi. POUM ve CNT güçleri ile hükümet birlikleri arasında günler süren sokak savaşları yaşandı. Yüzlerce devrimci öldürüldü. Artık faşist güçlerin önündeki engeller büyük ölçüde ortadan kaldırılmıştı.

Ocak 1938’de Franco’nun güçleri Barselona’ya girdi. Artık ortada direnecek bir kuvvet kalmadığı için her şey yitirilmişti. 28 Mart 1939’da Franco asıl hedefi olan Madrid’e girdi. İspanya İç Savaşı sona erdi ve ülke faşizmin karanlığına gömüldü.

“Anavatan savunması” adı altında dünyadaki devrimlerin boğulmasının trajik bir örneği olan İspanya Devrimi, stalinizmin karşı devrimci karakterini tanımak açısından çok önemli dersler içeriyor.

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?