Search
Close this search box.

27 Nisan 1988: İşçi grevleri Polonya’yı sarsıyor

Polonya’da iktidarda olan stalinist rejim, devasa işçi eylemleriyle sarsılmaya başladı. İşçilerin iktidarda olduğu söylenen bir ülke daha, bizzat işçi yığınları tarafından yıkılıyordu. Lech Walesa önderliğindeki Dayanışma Sendikası, yasak olmasına rağmen genel greve gitti. Hükümet, sendikayla görüşme masasına oturmak zorunda kaldı. Aralık 1990’da yapılan seçimlerde ise Walesa cumhurbaşkanı seçildi.

II. Dünya Savaşı’nın sona ermesiyle birlikte, Sovyetler Birliği tarafından işgal edilen Polonya’da stalinist bir diktatörlük kuruldu. Polonya işçi sınıfı, kendisine aişt olduğu söylenen rejimin ağır baskısı altında ezilmeye başlandı. Stalinist bürokrasi, sermaye birikimi saldırmak için işçileri vahşi bir sömürüye tabi tuttu. İşçilerin tüm hakları elinden alındı, sendikalar kapatıldı, sadece rejimin borazanı kukla sendikalara izin verildi.

Polonya ekonomisi başlangıçta bir miktar büyüme gösterdiyse de, 1980’lerin başında başlayan kriz ülkeyi pençesine aldı. Yiyecek ve konut sıkıntısı baş gösterdi. Kişi başına düşen gelir hızla düştü, işçi sınıfı giderek yoksullaştı. Aşırı kâr hırsı yüzünden herhangi bir güvenlik önlemi alınmayan, filtre takılmayan bacalar yüzünden, ülkede korkunç bir hava kirliliği baş gösterdi. Ölüm ve sakat bebek doğumu oranları hızla arttı.

Temmuz 1980’de hükümet et fiyatlarını serbest bıraktığını açıkladı. Bu, etin süratle pahalılaşacağı anlamına geliyordu. Bunun üzerine artık tahammülü kalmayan işçiler greve çıktılar. Altı hafta boyunca Polonya grevlerle sarsıldı. Özellikle Gdansk, Gdynia ve Szczecin’de grevler en üst noktasına varmıştı.

Dayanışma Sendikası kuruluyor

Ağustos 1980’de Gdansk’ta bulunan Lenin Tersaneleri’nde bir kadın işçinin işten atılması üzerine, işçiler kitleler halinde greve çıkmaya başladılar. Kendisi de işten atılan bir işçi olan Lech Walesa, binlerce işçiye grev ve işgal çağrısında bulundu. İşçiler derhal bir grev komitesi oluşturdular. Walesa, komitenin başkanlığına seçildi.

Grevler ve işgaller hızla yayıldı. Üç gün sonra grevcilerin talepleri kabul edildiyse de, Walesa Gdansk’taki öteki işyerlerinde çalışan grevcilerin isteğine uyarak, dayanışma amacıyla grevi sürdürme kararını aldı. Gdansk-Sopot-Gdynia bölgesindeki işletmeleri temsil etmek üzere Fabrikalararası Grev Komiteleri’nin (MKS) oluşturulmasına öncülük etti. Bunu izleyen genel grev sırasında, Başbakan Birinci Yardımcısı Jagielski’yle görüşmeleri yürüttü.

Kısa bir süre sonra hükümet Gdansk’ta işçilerin 21 maddeden oluşan taleplerini kabul etmek zorunda kaldı. Anlaşmanın imzalanmasından birkaç hafta sonra devletten bağımsız olarak Solidarnosc (Dayanışma Sendikası) kuruldu. Dayanışma sendikası çok kısa zaman içinde 10 milyon işçiyi saflarına katarak devlet güdümlü sendikaları etkisiz hâle getirdi. Bu rakam o dönemde mevcut işçi sayısının %80’ine denk düşüyordu.

Devrimci partinin eksikliği

İşçiler kısa sürede bütün fabrikalarda MKS’ler oluşturmaya başladılar. Ülke çapında bir örgütlenme yaratılmış olmasına rağmen, işçiler iktidarı ele alamadılar. Bunun eksikliği, sendikalarda iktidar perspektifinin olmayışıydı. İşçi yığınlarının siyalaşan ekonomik taleplerini bir merkezde toplayacak, öncü işçileri sosyalizme kazanacak ve sosyalist bir devrime kanalize edebilecek bir devrimci partinin eksikliği kendisini güçlü bir şekilde hissettiriyordu. Dayanışma Sendikası, bunu başarabilecek bir yapıda değildi.

Askeri darbe ve rejimin çöküşü

Kısa sürede kriz yeniden derinleşti. İşçiler tekrar greve çıktılar. Dayanışma Sendikası, dört saatlik genel bir uyarı grevi yaptı. Taleplerinin kabul edilmemesi durumunda 31 Mart’ta süresiz genel greve başlayacaklarını ilan etti.

Hükümet, Walesa üzerinde çeşitli baskılar uygulayarak onu genel grevden vazgeçirmeye çalıştı. Nitekim kardinalle görüşmesi sonucunda Walesa genel grevden vazgeçti. Kısa bir süre sonra da hareket geri çekildi, ancak 1981 yılının ilk altı aylık diliminde krizin yeniden derinleşmesiyle birlikte yeni grev dalgaları başladı. Ancakj işçilerin birliği tam olarak sağlanamıyordu. Bunu gören hükümet, doğrudan güç kullanmaya başladı. Sendikalar basıldı, yöneticileri tutuklandı12 Aralık 1981’de General Jaruzelski, stalinist rejimi korumaya yönelik askeri bir darbe yaptı. Dayanışma Sendikası yasadışı ilan edildi. Darbeye karşı bazı işyerlerinde grevler başladıysa da güç kullanılarak bastırıldı, bazı işçiler öldürüldü.

Yedi yıl sonra, 27 Nisan 1988’de yeni bir grev dalgası başladı. Grevler, zaten sallanmakta olan rejime son darbeyi indirdi. Hükümet, Dayanışma’yla masaya oturmak zorunda kaldı. Yapılan seçimde sendika mecliste “seçimle kazanılabilen” sandalyelerin tümünü kazandı. Aralık 1990’da ise Lech Walesa cumhurbaşkanı seçildi.

Ancak devrimci bir partinin yokluğu burada da kendisini gösterdi. Stalinist bir diktatörlük bir kez daha işçiler tarafından yıkılmış, ancak bu sosyalist bir devrimle taçlanamamıştı. İşçiler, her ne kadar devlet kapitalizminden kurtulmuş olsalar da, bu defa liberal kapitalizmin pençesinde kıvranıyorlar. AB’ye girmiş olmasına rağmen Polonya’da işçi ücretleri diğer üye ülkelere göre çok az, yaşam standartı çok düşük.

İşçi sınıfının sosyalizm yolunda ilerlemesi için devrimci bir partinin inşası, en önemli görev olarak önümüzde duruyor.

Daha geniş bilgi için:

Polonya’da stalinizmi yıkan işçi muhalefeti

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?