Emperyalist devletlerin kendi aralarında girdikleri sömürgecilik yarışı, kapitalizmin kriziyle birleşince 1914 yılında Birinci Dünya Savaşı’nın patlak vermesiyle sonuçlandı. I. Dünya Savaşı Avrupa’da İttifak Devletleri diye adlandırılan Almanya, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu, Osmanlı İmparatorluğu ve Bulgaristan Krallığı ile İtilaf Devletleri diye adlandırılan Britanya İmparatorluğu, Fransa ve Rusya İmparatorluğu önderliğindeki Sırbistan, Karadağ ve Belçika devletleri arasında gerçekleşti. Savaşa sonradan İtilaf Devletleri tarafında İtalya, ABD, Japonya, Yunanistan, Portekiz ve Romanya da katıldı.
Osmanlı İmparatorluğu, Alman genelkurmayının hazırladığı Turancılık konsepti çerçevesinde Çin Seddi’nden Kızıl Elma’ya” emperyalist hayalini gerçekleştirmek için Almanya saflarında savaşa katıldı. İngiliz donanmasından kaçan Goeben ve Breslau isminde iki Alman savaş gemisi Osmanlı İmparatorluğu’na sığındı, şeklen Osmanlılar tarafından satın alındı, ardından da Yavuz ve Midilli isimleri altında Rusya’nın Karadeniz kıyılarını topa tutmaya başladılar. Bunun üzerine 2 Kasım’da Rusya, 5 Kasım’da İngiltere sırasıyla Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan ettiler.
Böylece savaş bir anda pek çok cepheye birden yayıldı. İngilizler İstanbul’u ele geçirmek maksadıyla donanmalarını Çanakkale boğazından geçirmek isteyince, Osmanlı ve İngiliz kuvvetleri arasında 1914-1916 yılları arasında bir dizi kara ve deniz savaşı yaşandı. Bu savaşlar esnasında egemenlerin çıkarları için yüz binlerce genç insan hayatını kaybetti. Avustralya, Yeni Zelanda gibi dünyanın öbür ucundan gemilere bindirilen yoksullar, Osmanlıların Kürdistan’dan, Anadolu’dan, Balkanlardan, imparatorluğun en ücra köşelerinden getirttiği yoksullara karşı savaşmaya başladı.
Emperyalist devletlerin egemenlerinin kanlı servetlerinin daha da büyümesi uğruna Osmanlı İmparatorluğu’ndan 250.000, Britanya İmparatorluğu’ndan 205.000, Fransa’dan 43.000 civarında genç insan çok büyük sıkıntılar, acılar ve yokluklar içinde ölüp gitti, çoğunun bir mezarı bile olmadı. Kemikleri toprağa ve suya karıştı, çoğunun adı bile unutuldu.
Emperyalist egemenlerin servetlerine servet katmak uğruna gerçekleşen bu büyük felaket, aradan geçen yıllar sonrasında bile büyük milliyetçi kampanyaların başlatılmasında kullanılıyor. Yüz binlerce yoksulun hayatlarını emperyalistlerin çıkarları için kaybetmiş olması bir “zafer” olarak değerlendiriliyor. Egemen sınıfın temsilcileri geniş emekçi kitlelerin zihnini milliyetçilik zehriyle bulandırmak için eline geçen bu fırsatı hiç kaçırmıyor. Dahası, kendisini sol olarak nitelendiren gruplar da bu şövenist ve milliyetçi histerinin bir parçası olmaktan çekinmiyor.