Search
Close this search box.

14 Mayıs 1948: Siyonist korsan devlet İsrail kuruldu

Nazi Almanya’sında Yahudiler soykırıma uğrarken, Filistin’de emperyalizmin çıkarlarını temsil etmesi için kurulması planlanan bir devlete Yahudi göçünü hızlandırmak için soykırım karşısında kıllarını bile kıpırdatmayan Siyonistler, 14 Mayıs 1948’de hedeflerine ulaştılar. Ben Gurion önderliğinde kurulan korsan devlet, Filistin’de şiddetin, katliamın, vahşetin adı oldu.

19. yüzyılın sonlarına doğru Avrupa’da yaşayan Yahudiler genellikle içinde bulundukları toplumlara kısmen entegre olmuşlardı, ancak Avusturya-Macaristan ve Rusya’da yerleşik olan Yahudiler için aynı durum söz konusu değildi. Kapitalizmin içinde bulunduğu ve giderek derinleşen kriz, Doğu Avrupa’da kendisini giderek daha güçlü bir şekilde hissettiriyordu. Bu durum, Yahudilerin sürekli bir karalama ve baskı kampanyasına maruz kalmalarına neden oluyordu.

Siyonist ideoloji, Doğu Avrupa’daki bu koşulların ve kapitalizmin krizinin bir ürünü olarak ortaya çıktı. Kısmen dini, kısmen de milliyetçi bir çözüm olarak Siyonistler Yahudilere “vaat edilmiş topraklara” gitmeyi, orada bir devlet kurmayı öneriyordu. Ancak Yahudilerin büyük kısmı Siyonistlere itibar etmedi. 1930’lu yıllara kadar yaklaşık 4 milyon Yahudi yaşadıkları ülkeleri terk ederek, başta ABD olmak üzere denizaşırı ülkelere göç etmeyi tercih ettiler. Filistin’e gidenlerin sayısı sadece 120.000 civarındaydı.

Siyonizm, Yahudilerin yoğun olarak yaşadığı devletler tarafından desteklendi. Özellikle Rusya ve Almanya’da Yahudilerin devrimci örgütlere itibar etmeleri, Siyonistlerin hükümetler nezdinde güç kazanmalarına neden oluyordu. Birinci Dünya Savaşı’ndan önce Siyonist liderlerinden Haim Weizman, İngiltere ile anlaşarak, İngiltere’nin çıkarlarını korumak karşılığında Yahudilerin Filistin’e yerleşmesi sözü aldı.

Savaştan sonra İngiltere gerçekten de Ortadoğu’nun büyük kısmıyla birlikte Filistin’i de kontrol altına aldı. Dışişleri bakanı Lord Balfour, “Filistin’de Büyük Britanya’nın himayesinde 3-4 milyon Yahudi’yi barındıran bir Yahudi devletinin, imparatorluğun çıkarlarına uygun olduğu”nu yazıyordu. Balfour, aynı zamanda Yahudilerin İngiltere’ye yerleşmelerini neredeyse imkânsız kılan 1905 kanunlarını kaleme alan kişi, bir ırkçıydı. Irkçılar ile Siyonistler el ele çalışıyorlardı.

Bu arada Yahudilerin Filistin’e göçü hızlanmış, ancak istenilen seviyeye hiçbir şekilde ulaşamamıştı. Yaklaşık yarım milyon Arap’a karşın, Yahudilerin sayısı pek azdı. Yine de Araplar bölgede Yahudilerin çoğalmasından tedirgindiler. Lord Balfour, şu sözlerle Arapların tedirginliğini iyiden iyiye artırıyordu: “Filistin’in şu anki sakinlerine bir şey sormaya gerek yok. Dört büyük devlet, Siyonizm’i seçmek konusunda anlaşmıştır.”

Yahudi devletini kurmaya çalışan Siyonistler, Yahudi göçünü hızlandıracağı umuduyla Avrupa’daki antisemitizme ve ırkçılığa destek veriyorlardı. Nazilerin gerçekleştirdiği Yahudi soykırımı, Siyonistler için biçilmiş kaftandı. Siyonist örgütleri, Nazilerin pençesine düşen insanları kurtarmak için hiçbir şey yapmıyor, aksine “vaat edilmiş topraklarda bir Yahudi devleti kurma gerekliliği” fikrinin propagandasını yapıyorlardı.

Savaşın ardından Ortadoğu’da dengeler değişmiş, zengin petrol kaynakları bölgenin önemini daha da artırmıştı. Filistin’i kontrol eden İngiltere’nin gücü gerilerken, ABD yeni emperyalist güç olarak ortaya çıkmıştı. Ortadoğu petrolü ABD’ye hem kendi iç ihtiyaçları, hem de Avrupa’da yapacağı yeni yatırımlar için gerekiyordu. Bölgedeki petrol yatakları, dünyanın en zengin hazinesi olarak tanımlanıyordu. Bölgede ABD’nin çıkarlarını temsil etmesi bakımından Yahudi devleti biçilmiş kaftandı.

Bu arada Filistin’de Yahudiler ile Araplar arasında çatışmalar yaşanmaya başlamıştı. Örgütsüz ve silahsız Araplarla, emperyalizm tarafından silahlandırılmış ve örgütlü Siyonist askeri birlikler arasındaki çatışmalar şiddetleniyordu. Böyle bir ortamda, 14 Mayıs 1948’de İsrail Devleti’nin kurulduğu ilan edildi. Tam 11 dakika sonra da, ABD bu yeni devleti tanıdığını ilan etti.

O günden bu yana Filistinli Araplar, emperyalizmin bekçi köpeği ve kuklası bu devletle mücadelelerini sürdürüyorlar. Verdikleri bu mücadele, küçük generallerin önderliğindeki İntifadalar, dünya emekçilerinin ve emperyalizme karşı olan herkesin desteğini kazanıyor. Bugün insan olmak demek, Filistin’e özgürlük istemek ve Filistin’in yanında olmak anlamına geliyor.

ilginizi çekebilir

istanbul-da-boykot-yuruyus-miting-gunu
Öğrenci ve kitle hareketi içerisindeki faşizmin önlenebilir yükselişi
senol pers 2 thumb
Demokrasi Gaspına Karşı Kitlesel Muhalefet | Perspektifler #2
JDJadjlj
Devlet, asker, polis: Bunlar kimin için var?